قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً ٩٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Musa) dedi |
|
| 2 | فَاذْهَبْ | git (defol) |
|
| 3 | فَإِنَّ | artık |
|
| 4 | لَكَ | sen |
|
| 5 | فِي |
|
|
| 6 | الْحَيَاةِ | hayat boyunca |
|
| 7 | أَنْ |
|
|
| 8 | تَقُولَ | diyeceksin |
|
| 9 | لَا |
|
|
| 10 | مِسَاسَ | bana dokunmayın! |
|
| 11 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 12 | لَكَ | sana |
|
| 13 | مَوْعِدًا | va’dedilenden (cezadan) |
|
| 14 | لَنْ | asla |
|
| 15 | تُخْلَفَهُ | kurtulamayacaksın |
|
| 16 | وَانْظُرْ | şimdi bak |
|
| 17 | إِلَىٰ |
|
|
| 18 | إِلَٰهِكَ | ilahına |
|
| 19 | الَّذِي |
|
|
| 20 | ظَلْتَ | durup ısrarla |
|
| 21 | عَلَيْهِ | ona |
|
| 22 | عَاكِفًا | taptığın |
|
| 23 | لَنُحَرِّقَنَّهُ | biz onu yakacağız |
|
| 24 | ثُمَّ | sonra |
|
| 25 | لَنَنْسِفَنَّهُ | onu savuracağız |
|
| 26 | فِي |
|
|
| 27 | الْيَمِّ | denize |
|
| 28 | نَسْفًا | ufalayıp |
|
قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن تكفر بالله فاذهب (Allah’ı inkâr ediyorsan git) şeklindedir.
اذْهَبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
İsim cümlesidir. فَ ta’liliyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
لَكَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. فِي الْحَيٰوةِ car mecruru لَكَ ’deki hitap zamirinin mahzuf haline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَقُولَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli لَا مِسَاسَ ’dır. تَقُولَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
مِسَاسَۖ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha ile mansubdur. لَا ‘nın haberi mahzuftur. Takdiri; بيننا (bizim aramızda) şeklindedir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
لَك car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مَوْعِداً kelimesi اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. لَنْ تُخْلَفَهُ cümlesi, مَوْعِداً ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تُخْلَفَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُخْلَفَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خلف ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. انْظُرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
اِلٰٓى اِلٰهِكَ car mecruru انْظُرْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl اِلٰهِكَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَلْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلْتَ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. كَانَ gibi ismini ref, haberini nasb eder.
تَ muttasıl zamir ظَلْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru ظَلْتَ fiiline mütealliktir.
عَاكِفاً kelimesi ظَلْتَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
عَاكِفاً ; sülasi mücerredi عكف olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir.
Fiil cümlesidir. نُحَرِّقَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir.
نَنْسِفَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْيَمِّ car mecruru لَنَنْسِفَنَّ fiiline mütealliktir. نَسْفاً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
نُحَرِّقَنَّ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرق ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ فَاذْهَبْ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavl olan فَاذْهَبْ cümlesindeki فَ , rabıtadır. Bu; cümleden önce mahzuf bir şart olduğunun işaretidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan فَاذْهَبْ cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Takdiri…إن تكفر بالله (Eğer Allah’ı inkâr ediyorsan) olan mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ
Cümleye dahil olan فَ ta’liliyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ta’lil hükmündeki فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاس cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Hz. Musa, Sâmirî’ye ikinci cümleyi, birden fazla unsurla tekid ederek, inkârî kelam formunda söylemiştir. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.
فِي الْحَيٰوةِ car-mecruru, لَكَ ‘deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ cümlesi, masdar teviliyle اِنَّ ’nin muahhar ismidir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَقُولَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا مِسَاسَۖ , cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مِسَاسَۖ , cinsini nefyeden لَا ’nın ismidir. Takdiri, بيننا (aramızda) olan haberi mahzuftur.
Müsnedün ileyh مِسَاسَۖ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Ayetteki ikinci ta’lil cümlesi olan وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ , atıf harfi وَ ‘la ilk ta’lil cümlesine atfedilmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car-mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.
لَنْ تُخْلَفَهُ cümlesi, اِنَّ ’nin muahhar ismi olan مَوْعِداً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, فَاذْهَبْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir sıygasıyla gelen bu cümlede Hz. Musa’nın kastı, emir vermek değildir. Asıl amacı, Sâmirî’ye kızgınlığını belirtmek, onu aşağılamaktır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazanan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
اِلٰهِكَ için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sılası olan ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاً cümlesi, istimrar ifade eden nakıs fiil ظَلَّ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Sıfatın ism-i mevsûlle ifade edilmesi tahkir amaçlıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلَيْهِ car mecruru, kasr ifadesi için amili olan عَاكِفاً ‘e takdim edilmiştir.
İki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve amili arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksurdur. عَلَيْهِ , sıfat/maksurun aleyh, عَاكِفاً mevsûf/maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
عَلَيْهِ عَاكِفاً ifadesinde mecrurun takdimi tahsis ifade eder. Yani “ İşte bu, başkalarını, O’nun dışındakileri bırakıp kendisine ibadet için seçtiğin Allah Teâlâ’dır’’ demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)Müsned olan عَاكِفاً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
Kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Fasılla gelen cümleye dahil olan لَ mahzuf kasemin cevabına gelen muvattiedir. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkâri kelam olan لَنُحَرِّقَنَّهُ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Mukadder kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir.
Aynı üslupta gelen لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Fiillerin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir.
نَسْفاً , mef’ûlü mutlak olarak tekid ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فِي الْيَمِّ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan نَسْفاً ‘e takdim edilmiştir.
“Hele şu ibadet edip durduğun ilâha bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.” sözü; Sen ne kadar akılsızsın daha kendine bile faydası olmayan bir şeye ilâh deyip tapıyorsun anlamındadır.
الْيَمُّ Musa’nın (a.s) kavminin dilinde deniz demektir.
قَالَ - تَقُولَ ve لَنَنْسِفَنَّهُ - نَسْفاً gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayetin sonundaki نَسْفاً kelimesiyle, önceki ayetin sonundaki نَفْس۪ي kelimesi arasında seci, kalb cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)