13 Mayıs 2025
Tâ-Hâ Sûresi 88-98 (317. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Tâ-Hâ Sûresi 88. Ayet

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ  ٨٨


Böylece (Sâmirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Sâmirî ve adamları) “Bu sizin de ilâhınızdır, Mûsâ’nın da ilâhıdır. Öyle iken Mûsâ, (ilâhını burada) unuttu (da onu Tûr’da aramaya gitti)” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَخْرَجَ sonra ortaya çıkardı خ ر ج
2 لَهُمْ onlara
3 عِجْلًا bir buzağı ع ج ل
4 جَسَدًا heykeli ج س د
5 لَهُ onun
6 خُوَارٌ böğürmesi olan خ و ر
7 فَقَالُوا dediler ki ق و ل
8 هَٰذَا bu
9 إِلَٰهُكُمْ sizin ilahınız ا ل ه
10 وَإِلَٰهُ ve ilahlarını ا ل ه
11 مُوسَىٰ Musa’nın
12 فَنَسِيَ fakat o unuttu ن س ي

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرَجَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُمْ  car mecruru  اَخْرَجَ  fiiline mütealliktir.  عِجْلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَسَداً  kelimesi,  عِجْلاً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

İsim cümlesidir. لَهُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. خُوَارٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرَجَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


  فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ ’dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  هٰذَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اِلٰهُكُمْ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِلٰهُ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. مُوسٰى  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti mukadder fethadır. نَسِيَ  fiili, atıf harfi  فَ  ile makabline matuftur.  

نَسِيَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Takdiri;  نسي موسى ربّه هنا (Musa burada Rabbini unuttu.) şeklindedir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  اَلْقَى السَّامِرِيُّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَخْرَجَ  fiiline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. 

Mef’ûl olan  عِجْلاً ‘daki nekrelik tahkir ve nev ifade eder.

جَسَداً  kelimesi  عِجْلاً  için sıfattır.   

لَهُ خُوَارٌ  cümlesi,  عِجْلاً  için ikinci sıfatıdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. Car mecrur  لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. خُوَارٌ  muahhar mübtedadır.

Muahhar mübteda olan  خُوَارٌ ’un nekre gelişi özel bir nev ve şaşılacak bir durum olduğunu ifade eder.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede istiare vardır. Burada müsteâr lafız buzağı anlamındaki  عِجْلاً  kelimesidir. Ayet-i kerimede Sâmirî’nin altından yaptığı put için kullanılmıştır. Câmi’; şekil ve ses benzerliğidir. Bunların hepsi de hissîdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)


 فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  اَخْرَجَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede mütekellim Samiri ve adamlarıdır.

السَّامِرِيُّ ’den sonra ifadenin  فَقَالُوا  şeklinde cemi zamirle devam etmesi iltifat sanatıdır.  

قَالُوا  fiilinin mekulül-kavli olan  هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Kizbî haberdir.  

وَاِلٰهُ مُوسٰى  izafeti, müsned olan  اِلٰهُكُمْ  izafetine tezâyüf sebebiyle atfedilmiştir.

Mütekellimin muradını isim cümlesi ile ifade etmesi ve müsnedün ileyhi işaret ismiyle marife yapması, muhataplarını inandırma kastına işaret eder.

Mütekellimin müsnedün ileyh olarak işaret ismini tercih etmesi, işaret ettiği şeye dikkat çekmek ve onu önemsetmek içindir. 

اِلٰهُ  kelimesinin tekrar edilmesi ikna amacıyla yapılmış ıtnâbdır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.   

فَنَسِيَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Cümleler arasında lafzen ve manen ittifak vardır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki  فَنَسِيَ  [Fakat o, (bunu) unuttu] ifadesine gelince bu hususta şu izahlar yapılmıştır:

1) Bu söz, Allah'a ait bir sözdür. Buna göre Cenab-ı Hak, Sâmirî'nin, maddelerin hadis oluşundan ve ilahın, herhangi bir şeye; herhangi bir şeyin de ilâha hulûl edemeyeceğinden hareketle istidlalde bulunmayı unuttuğunu haber vermiştir.

2) Bu söz, Sâmirî'ye ait olup o, Hz. Musa’yı böyle tavsif etmiştir. Buna göre mana, “Bu sizin ve Musa'nın ilâhıdır. Fakat Musa bunu unutup bunu başka yerde aramaya gitmiştir.” şeklindedir. Bu ekseri alimlerin görüşüdür.

3) Bu, Hz. Musa (a.s) dönüş vaktini unuttu demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 89. Ayet

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟  ٨٩


Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَلَا
2 يَرَوْنَ onlar görmüyorlar mı? ر ا ي
3 أَلَّا asla
4 يَرْجِعُ dönemez ر ج ع
5 إِلَيْهِمْ kendilerine
6 قَوْلًا bir sözle ق و ل
7 وَلَا ve değildir
8 يَمْلِكُ malik م ل ك
9 لَهُمْ onlara
10 ضَرًّا bir zarar vermeye ض ر ر
11 وَلَا ve
12 نَفْعًا yarar ن ف ع

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ  istînâfiyyedir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَرَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  يَرَوْنَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَلَّا  daki  اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اَنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri,  أنه  şeklindedir. لَّا يَرْجِعُ  cümlesi, muhaffefe  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَرْجِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  اِلَيْهِمْ  car mecruru  يَرْجِعُ  fiiline mütealliktir. قَوْلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمْلِكُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُمْ  car mecruru  ضَراًّ ’nin mahzuf haline mütealliktir.  ضَراًّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. لَا نَفْعاً۟  atıf harfi وَ ’la  ضَراًّ  matuftur. 

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟

 

فَ  istînâfiyye, hemze inkârî istifham harfidir.

Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu ayet yeni söz başıdır. 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, kınama ve azarlama anlamı taşıdığı için, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Bilinen nefiy üslubu yerine istifhamın tercih edilme sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَلَّا , masdar ve tekit harfi harfi  اَنَّ ’den hafifletilmiş  أن  ve nefiy harfi  لا ‘dan müteşekkildir. 

Masdar harfi  أن  ve akabindeki  اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ  cümlesi, اَنَّ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar teviliyle  يَرَوْنَ   fiilinin mef’ûlu konumundadır.  اَنَّ ’nin ismi olan şan zamiri mahzuftur. 

اَنْ ’nin haberi olan  يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاً  cümlesi menfî muzari fiil cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin muzari fiil cümlesi olması cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar anlamları katmıştır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَرْجِعُ  fiiline müteallik  اِلَيْهِمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  قَوْلاً ‘deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre, umum ve şumûle işaret eder.

يَرْجِعُ  fiilini merfû okuyanlar, اَلَّا ’daki  اَنْ ’in,  اَنَّ ’nin hafifletilmişi olduğu, mansub olarak okuyanlar ise fiilleri nasb eden  اَنْ  olduğu görüşündedirler.

Aynı üslupta gelen  وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la لَا يَرْجِعُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  لَهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, mef’ûllere takdim edilmiştir

وَلَا نَفْعًا  mef’ûl olan  ضَراًّ ‘a matuftur. Ciheti camiâ tezattır. Aralarında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder. Nefy siyakında nekre, umum ve şümule işarettir.

وَلَا نَفْعًا  ‘daki nefy harfi olumsuzluğu tekid için gelmiş zaid harftir.

Atıftan sonra nefi harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır. 

Heykelin malik olmadığı özelliklerin sayılması taksim sanatıdır.

Ayette nefy harfi olan  لَا ’nın dört defa tekrarı, ayette bahsi geçen özelliklerin nefyini kuvvetlendirmek, her bir özelliğin bir arada ve ayrı ayrıyken de nefyine işaret etmek içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İbni Âşûr’a göre bu cümle, ara cümle olarak bizzat Allah tarafından söylenmiş olabileceği gibi, Allah’ın İsrailoğullarından salih bir zümrenin sözlerini aktarımı da olabilir.

Bu kelam hem sapanların hem de saptıranların halini inkâr ve takbih etmekte ve bâtıl olduğuna hiç kimsenin şüphe etmemesi gereken en büyük yasağı bozmaya yani buzağıyı ilâh edinmeye yönelmelerinden dolayı onların beyinsiz olarak vasıflandırmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

Tâ-Hâ Sûresi 90. Ayet

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي  ٩٠


Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun
2 قَالَ demişti ق و ل
3 لَهُمْ kendilerine
4 هَارُونُ Harun
5 مِنْ
6 قَبْلُ önceden ق ب ل
7 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
8 إِنَّمَا şüphesiz
9 فُتِنْتُمْ siz sınandınız ف ت ن
10 بِهِ bununla
11 وَإِنَّ ve şüphesiz
12 رَبَّكُمُ Rabbiniz ر ب ب
13 الرَّحْمَٰنُ çok esirgeyendir ر ح م
14 فَاتَّبِعُونِي bana tâbi olun ت ب ع
15 وَأَطِيعُوا ve ita’at edin ط و ع
16 أَمْرِي buyruğuma ا م ر

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ 

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمْ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. هٰرُونُ  fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. 

مِنْ قَبْلُ  car mecruru  قَالَ  fiiline müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Mekulü’l-kavli,  يَا قَوْمِ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ ‘dir.

اِنَّمَا , kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir. 

فُتِنْتُمْ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

بِه۪  car mecruru  فُتِنْتُمْ  fiiline mütealliktir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarife girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَبْلَ  ve  بَعْدَ  kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir.  قَبْلَ  zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/


اِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

رَبَّكُمُ  kelimesi  اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الرَّحْمٰنُ  kelimesi  اِنّ ’nin haber olup damme ile merfûdur.  

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن صدّقتموني فاتّبعوني (Beni tasdik ediyorsanız bana tabi olun.) şeklindedir. 

اتَّبِعُون۪ي  damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَط۪يعُٓوا  damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْر۪ي  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha üzere mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اتَّبِعُون۪ي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَط۪يعُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  طوع ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ 

 

وَ , istînafiyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Kasem üslubunda gelen terkipte  لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  لَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

قَدْ  harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Bu cümlede car mecrur, önemine binaen müsnedün ileyh olan  هٰرُونُ ’ya takdim edilmiştir.

قَالَ  fiiline müteallik olan  مِنْ قَبْلُ  car-mecrurunun muzâfun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki ötre mahzuftan ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mekulü’l-kavl, Harun’un (a.s) kavmine söyledikleridir.

Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kelimenin sonundaki esre, muzâfun ileyh olan mütekellim zamirinden ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Nidanın cevabı olan  اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪  cümlesi, kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

İki tekit hükmündeki kasr, fiille car mecrur arasındadır.  فُتِنْتُمْ  maksûr/sıfat,  بِه۪  maksûrun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yaşadıkları olay, imtihan edilmeye kasredilmiştir. Kasr  اِنَّمَا  ile yapılmıştır. Bu; kavmin, imtihan edildiklerinin bilincinde olduklarına işaret eder.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur.  اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فُتِنْتُمْ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. اِنَّ , isim cümlesi ve müsnedin marife oluşuyla tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır. 

اِنَّ ’nin ismi olan  رَبَّكُمُ  az sözle çok anlam ifade yollarından olan izafet formunda gelmiştir.

اِنَّ ‘ nin haberin  الْ  takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhteki mevcudiyetinin kemâl derecede olduğunu belirtir.

Harun (a.s) sözlerinde, onlara ait zamiri  رَبَّ  lafzına izafe edip Allah Teâlâ’nın Rahman sıfatını zikretmiştir. Bu, Harun’un (a.s) kavmine karşı şefkat hislerinin belirtisi, onlar için üzülüp endişe duyduğunun göstergesidir.

Ayette Rahman isminin kullanılması mana lafız uyumu açısından teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

رَبَّكُمُ - الرَّحْمٰنُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

Bundan önce onların akli hükme karşı kibir gösterdikleri beyan edildikten sonra bu yemin cümlesi de onların, peygamberlerine karşı azgınlık ve isyan gösterdiklerini beyan ederek makablindeki inkâr ve takbihi tekid etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

   فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte, cevap cümlesi olan  فَاتَّبِعُون۪ي , rabıta olan  فَ ’nin delaletiyle mahzuf şartın cevap cümlesidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri;  إن صدّقتموني (Beni tasdik ediyorsanız) olan şart cümlesinin hazfi, îcaz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فَاتَّبِعُون۪ي  - اَط۪يعُٓوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Harun’un (a.s) kavmine bu şekilde hitabı, istidrâc sanatının güzel bir örneğidir. 

İstidrâc: Muhatabı fethetmek için onu etkileyecek, yakınlaştıracak veya korkutup rağbet ettirecek, vazgeçirecek, teşvik edecek şeyleri aniden değil de alıştıra alıştıra söyleme sanatıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî’ İlmi) 

Harun (a.s), bu va'z-u nasihatinde en güzel yolu takip etmiştir. Çünkü önce “Siz bu (buzağı) ile ancak imtihana çekildiniz.” diyerek, onları batıldan menetmiş; ikinci olarak, “Sizin hakiki Rabbiniz Rahmandır.” diyerek, Allah'ı tanımaya davet etmiş; üçüncü olarak “Haydi bana tabi olun.” diyerek peygamberliği tanıyıp kabul etmeye çağırmış ve dördüncü olarak, “Benim emrime itaat edin.” diyerek, onları şeriata davet etmiştir ki en güzel tertip budur.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hz. Harun, özellikle “Sizin hakiki Rabbiniz Rahmandır.” demiş ve burada, Allah'ın Rahman adını zikretmiştir. Çünkü o onlara, ne zaman tövbe ederlerse Allah'ın tövbelerini kabul edeceğini, çünkü O'nun Rahman ve Rahim olduğunu haber vermiştir. Allah'ın onları Firavun’un belalarından kurtarışı da rahmetinin eseridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bazı müfessirler Harun’un (a.s) buzağıya tapan Yahudileri sorgulaması üzerine onlardan [Musa dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz.] (Ta-Ha Suresi, 91) cevabını almasını da bu konu ile ilişkilendirerek bu uslûba uslûbu’l-ḥakîm’in tersi olan uslûbu’l-aḥmak tabirini kullanmışlardır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Tâ-Hâ Sûresi 91. Ayet

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى  ٩١


Onlar da, “Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 لَنْ asla
3 نَبْرَحَ vazgeçmeyeceğiz ب ر ح
4 عَلَيْهِ buna
5 عَاكِفِينَ tapmaktan ع ك ف
6 حَتَّىٰ kadar
7 يَرْجِعَ dönünceye ر ج ع
8 إِلَيْنَا bize
9 مُوسَىٰ Musa

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir. 

نَبْرَحَ  istimrar (devamlılık) fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasbeder.

نَبْرَحَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir.  نَبْرَحَ ’nın ismi müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَلَيْهِ  car mecruru  عَاكِف۪ينَ ’ye mütealliktir. عَاكِف۪ينَ  kelimesi  نَبْرَحَ ’nın haberi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَرْجِعَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَاكِف۪ينَ ’ye müteallik, mahallen mecrurdur.

يَرْجِعَ  fetha ile mansub muzari fiildir. اِلَيْنَا  car mecruru  يَرْجِعَ  fiiline mütealliktir. مُوسٰى  fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftır.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Süreklilik (devamlılık) bildiren nakıs fiillerin isim ve haber alabilmeleri ve devamlılık manası ifade etmeleri için kendilerinden önce nefy (olumsuzluk), nehy, dua, istifham-ı inkâri (kınama ve sitem amaçlı soru) edatlarından birinin bulunması gerekir. Başlarındaki  مَا  menfilik harfi olmasına rağmen, fiile olumsuzluk değil, devamlılık manası kazandırır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَاكِف۪ينَ ; sülâsî mücerredi  عكف  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى  cümlesi, muzari sıygadaki nakıs fiil  برَحَ ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mekulü’l-kavl, لَنْ  edatıyla tekid edilmiştir. Muzarinin başına gelen tekit edatı  لَنْ , onu nasb ederek manasını müstakbel olumsuza çevirir.

İstimrar fiillerinden olan  برَحَ ’nın ismi müstetir zamir  نحن , haberi  عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى ’dir.

Müsnedin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder.(Halidî, Vakafat, s. 80)

Mekulü’l-kavl cümlesi, kavmin, Harun’a (a.s) verdikleri cevaptır. Kavmin sözlerini belirten cümlenin üslubu, onların bu işteki kararlılığını göstermektedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلَيْهِ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için amili olan  عَاكِف۪ينَ  fiiline takdim edilmiştir.

Gaye bildirerek muzari fiili gizli  اَنْ ’le nasb eden masdar harfi  حَتّٰى  ve akabindeki  يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى  cümlesi masdar teviliyle  عَاكِف۪ينَ ye müteallıktır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  اِلَيْنَا  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için fail olan  مُوسٰى ‘ya takdim edilmiştir.

لَنْ نَبْرَحَ - عَاكِف۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

عُكُوف ; kelimesi herhangi bir şeye yönelmek ve tazim ederek kendisinden ayrılmamak anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)   

Tâ-Hâ Sûresi 92. Ayet

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ  ٩٢


92-93. Ayetler Meal  :   
Mûsâ, (Tûr’dan dönünce) şöyle dedi: “Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 يَا هَارُونُ Harun
3 مَا nedir?
4 مَنَعَكَ sana engel olan م ن ع
5 إِذْ zaman
6 رَأَيْتَهُمْ gördüğünde onların ر ا ي
7 ضَلُّوا saptıklarını ض ل ل

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Nida cümlesi itiraziyyedir.

يَا  nida harfidir. Münada هٰرُونُ  müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. Mekulü’l-kavli,  مَا مَنَعَكَ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. مَا  istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.  مَنَعَكَ  cümlesi,  مَا ’nın haberi olarak mahallen merfûdur.

مَنَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِذْ  zaman zarfı  مَنَعَكَ  fiiline mütealliktir. رَاَيْتَهُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

رَاَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ضَلُّوا  cümlesi, amili  رَاَيْتَ ‘nin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ضَلُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)      

قَالَ  fiilinin mekulül kavli olan  يَا هٰرُونُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mekulü’l-kavl, Musa’nın (a.s), Harun’a (a.s) serzenişidir. هٰرُونُ , münada olarak mahallen mansubdur. 

Nidanın cevabı olan  مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّوا  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi  مَا  mübteda,  مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ  haberidir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

اِذْ , zaman zarfı,  مَنَعَكَ  fiiline mütealliktir. Zaman zarfı  اِذْ ’in muzâfun ileyhi olan  رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَاَيْتَهُمْ  fiilinin ikinci mefû’lu olan  ضَلُّوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ  cümlesinde istiare sanatı vardır.  رَاَيْتَهُمْ  fiili, ضَلُّواۙ ‘ya nisbet edilerek dalalet, gözle görülebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Veya görmek fiili, bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Tâ-Hâ Sûresi 93. Ayet

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي  ٩٣


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَّا
2 تَتَّبِعَنِ neden bana uymadın? ت ب ع
3 أَفَعَصَيْتَ karşı mı geldin? ع ص ي
4 أَمْرِي buyruğuma ا م ر

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ 

 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  مِنْ  harf-i ceriyle önceki ayetteki  مَنَعَكَ  fiiline mütealliktir.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

Fiil cümlesidir. لَا  zaid harftir. تَتَّبِعَنِ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Sonundaki  نَ  vikayedir. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bir  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّبِعَنِ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَصَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. اَمْر۪ي mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ

 

Ayet önceki ayetin devamı olduğu için fasılla gelmiştir. اَلَّا , masdar harfi  اَنْ  ve nefy harfi  لَا ’dan müteşekkildir. 

اَنْ  ve akabindeki  تَتَّبِعَنِۜ  cümlesi mahzuf  مِن  harf-i ceriyle, önceki ayetteki …مَا مَنَعَكَ  cümlesine mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

تَتَّبِعَنِ  fiilinin sonundaki  نِ , nûnu vikayedir. Mef’ûlun bih olan mütekellim zamiri  ي  mahzuftur.

لَا  edatı  قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسۡجُدَ  (Araf suresi, 12) ayetinde olduğu gibi zaittir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl) 

اَلَّا ’daki  لَا  zaittir (manaya katkısı yoktur). Anlam, “Allah yolunda, Allah için öfkelenme ve inkâr ve günahtan şiddetle alıkoyma konusunda bana uymana engel olan şey nedir? İman edenleri yanına alıp inkâr edenlerle savaşsaydın ya! Ben böyle bir şey görecek olsam derhal bu işe koyulurdum, neden sen de benim davranacağım gibi davranmadın, derhal işe koyulmadın?” şeklindedir. Ya da neden gelip bana yetişmedin/bildirmedin?! demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

  اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي

 

Ayetin son cümlesine dahil olan hemze inkarî istifham,  فَ  ise atıf harfidir. Cümle, önceki ayetteki ... مَا مَنَعَكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle, mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Tevbih ve kınama ifade eden soru cümlesi istifham amacında olmadığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

تَتَّبِعَنِۜ - فَعَصَيْتَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

اَلَّا تَتَّبِعَنِ  cümlesiyle,  اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Tâ-Hâ Sûresi 94. Ayet

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي  ٩٤


Hârûn: “Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 يَا ابْنَ أُمَّ (ey) anamın oğlu ا م م
3 لَا
4 تَأْخُذْ tutma ا خ ذ
5 بِلِحْيَتِي sakalımı ل ح ي
6 وَلَا ve
7 بِرَأْسِي başımı ر ا س
8 إِنِّي muhakkak ki ben
9 خَشِيتُ korktum خ ش ي
10 أَنْ diye
11 تَقُولَ diyeceksin ق و ل
12 فَرَّقْتَ ayrılık çıkardın ف ر ق
13 بَيْنَ arasında ب ي ن
14 بَنِي oğulları ب ن ي
15 إِسْرَائِيلَ İsrail
16 وَلَمْ ve
17 تَرْقُبْ tutmadın ر ق ب
18 قَوْلِي sözümü ق و ل

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  يَبْنَؤُ۬مَّ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  nida harfidir. Münada olan  اِ بْنَ  muzâf olup, fetha ile mansubdur.  أُمُّ  muzâfun ileyh olup  يۚ  ‘den çevrilen mahzuf elif üzere kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı  لَا تَأْخُذْ ’dur.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَأْخُذْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. بِلِحْيَت۪ي  car mecruru  تَأْخُذْ  fiilinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; لا تأخذني ممسكا بلحيتي (Beni sakalımdan tutarak yakalama!) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. بِرَأْس۪ي  car mecruru  تَأْخُذْ  fiilinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim  zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. خَش۪يتُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

خَش۪يتُ  fiili  ي  üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَقُولَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  فَرَّقْتَ ’dir. تَقُولَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

فَرَّقْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ  zaman zarfı  فَرَّقْتَ  fiiline mütealliktir. بَن۪ٓي  mef’ûlun bih olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ى ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi hazf edilmiştir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائ۪لَ muzâfun ileyh olup cer alameti fethadır. Gayri munsariftir. 

وَ  atıf harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَرْقُبْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. قَوْل۪ي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَرَّقْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  فرق ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)        

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪ي  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mekulü’l-kavl, Harun’un (a.s), Musa’ya (a.s) verdiği cevaptır.

يَبْنَؤُ۬مَّ , münada olarak mansubdur. Nidanın cevabı olan  لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪ي  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

بِرَأْس۪ي  temâsül nedeniyle  بِلِحْيَت۪ي ’ye atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid ifade eder.

Atıftan sonra nefi harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır.

يَبْنَؤُ۬مَّ  [Ey anamın oğlu] ibaresinde özellikle anadan bahsetmesi onu acındırmak ve yumuşatmak içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi,  خَش۪يتُ  fiilinin mef’ûlü mahallindedir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  تَقُولَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

تَقُولَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107)

Mekulü’l-kavle matuf olan  وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi sıygadan menfî muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَالَ - تَقُولَ - قَوْل۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

يَبْنَ - بَيْنَ  kelimeleri arasında cinas-ı kalb sanatı vardır. 

Tâ-Hâ Sûresi 95. Ayet

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ  ٩٥


Mûsâ, “Ya senin derdin neydi ey Sâmirî?” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 فَمَا nedir?
3 خَطْبُكَ senin amacın خ ط ب
4 يَا سَامِرِيُّ Samiri س م ر

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevabıdır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن ذكر أخي الحقيقة فما خطبك أنت؟ (Kardeşim doğruyu söylüyorsa, sana ne oldu?) şeklindedir. 

İsim cümlesidir. مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur.  خَطْبُكَ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nida cümlesi itiraziyyedir.  

يَا  nida harfidir. Münada  سَامِرِيُّ  müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ  cümlesinde  فَ , rabıtadır. Bu; cümleden önce mahzuf bir şart olduğunun işaretidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  مَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ  cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır.

Takdiri …إن ذكر أخي الحقيقة  (eğer kardeşim doğruyu söylüyorsa) olan mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَا  soru harfi mübtedadır. Müsned olan  خَطْبُكَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb ve kınama amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Hz. Musa, Sâmirî’ye karşı duyduğu kızgınlığı ve taaccübü istifham cümlesi ile belirtmiştir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nida üslubunda talebî inşâî isnad olan  يَا سَامِرِيُّ  cümlesi, istînâfiyye veya itiraziyyedir. 

خَطْبُ , bir kimse bir şey talep ettiğinde kullanılan خَتَمَ الامر  cümlesindeki fiilin masdarıdır. 

Hz. Musa, Sâmirî'nin hilesinin batıl olduğunu kendi itirafıyla göstermek ve kendisine uygulayacağı cezanın, onun fitnesine kapılanlar ile onlardan sonra gelecek ümmetlere de bir ibret dersi olması için ona böyle hitap etmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Binaenaleyh, bir şey yapan kimseye denildiğinde bunun manası, “Sıkıntın ne, isteğin ne?” demek olup bundan maksat ise o kimsenin yaptığını yadırgamak ve onun yaptığı şeyin büyük kabahat olduğunu belirtmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Tâ-Hâ Sûresi 96. Ayet

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي  ٩٦


Sâmirî, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 بَصُرْتُ ben gördüm ب ص ر
3 بِمَا şeyleri
4 لَمْ
5 يَبْصُرُوا onların görmedikleri ب ص ر
6 بِهِ onda
7 فَقَبَضْتُ sonra aldım ق ب ض
8 قَبْضَةً bir avuç ق ب ض
9 مِنْ -nden
10 أَثَرِ eseri- ا ث ر
11 الرَّسُولِ Elçinin ر س ل
12 فَنَبَذْتُهَا ve onu attım ن ب ذ
13 وَكَذَٰلِكَ ve böyle (yapmayı)
14 سَوَّلَتْ hoş gösterdi س و ل
15 لِي bana
16 نَفْسِي nefsim ن ف س

Nebeze نبذ :  Almak, dışarı atmak manasına gelen نَبْذٌ kelimesi, bir şeyin her hangi bir değeri olmadığından gözden çıkarılmasıdır. İftial babındaki formu olan إنْتَبَذَ ise falan kişi insanlar arasında kendisini çok az önemseyen ve ilgilenen kimselerin yaptığı gibi uzlete, bir kenara çekildi manasına gelir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil kalıbında 12 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri nebze ve nabızdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  بَصُرْتُ ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

بَصُرْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  بَصُرْتُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ يَبْصُرُوا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَبْصُرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  يَبْصُرُوا  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَقَبَضْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. قَبْضَةً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

مِنْ اَثَرِ  car mecruru  قَبْضَةً  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Kelamda muzâf hazf edilmiştir. Takdiri; من تراب أثر الرسول (elçinin izinden toprak) şeklindedir. الرَّسُولِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. نَبَذْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

وَ  istînâfiyyedir.  كَ  harf-i cerdir.  مثل “gibi” demektir. Bu ibare, amili  سَوَّلَتْ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

سَوَّلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir.  ل۪ي  car mecruru  سَوَّلَتْ  fiiline mütealliktir.  

نَفْس۪ي  fail olup mukadder damme üzere merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

سَوَّلَتْ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سول ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪  cümlesi, Sâmirî’nin Hz. Musa’ya (a.s) söyledikleridir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle birlikte  بَصُرْتُ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber, ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudûs ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  atıf harfiyle …بَصُرْتُ  cümlesine atfedilen  فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûl mutlak olan  قَبْضَةً ’deki nekrelik muayyen (belirli) olmaksızın cins veya adet ifade etmiştir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

قَبْضَةً  kelimesi  قَبْضَ  masdarının binâ-i merre ifade eden masdarı olup bunun, ism-i mefûl anlamına alınması, tıpkı ضَرْبِ الأمِيرِ (emirin dövdüğü) deyiminde olduğu gibi mefûlun masdar ile adlandırılması kabilindendir. 

مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ  car-mecruru, قَبْضَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَنَبَذْتُهَا  cümlesi aynı üslupta gelmiş ve  قَبَضْتُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

بَصُرْتُ - يَبْصُرُوا  ve  قَبَضْتُ - قَبْضَةً  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,  بَصُرْتُ - لَمْ يَبْصُرُوا  arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır. 

Zeccâc bu ifadeyi izah ederken şöyle demiştir:  أبْصَرْتُهُ , ‘onu gördüm’ anlamındadır. Ama  بَصَرْتُ بهِ , onu gören ve bilen birisi oldum, demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bütün müfessirler şöyle demişlerdir: Bu ayetteki  الرَّسُولِ  sözüyle Cebrail (a.s), eser kelimesiyle de Sâmirî'nin Cebrail’in bineğinin tırnağının bastığı yerden aldığı toprak kastedilmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada Cebrail’in Allah'ın elçisi unvanıyla zikredilmesi, herhalde onun, kavmin vâkıf olmadığı ilâhî sırlara onun vâkıf olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي

 

Ayetin son cümlesine dahil olan  وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili  سَوَّلَتْ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. 

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Ayette fiiller, sıla cümlesi hariç mazi sıygada gelerek, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

93-94-96. ayetlerin sonlarındaki  اَمْر۪ي - قَوْل۪ي - نَفْس۪ي  kelimelerinde akıcı güzel bir seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Tâ-Hâ Sûresi 97. Ayet

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً  ٩٧


Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Musa) dedi ق و ل
2 فَاذْهَبْ git (defol) ذ ه ب
3 فَإِنَّ artık
4 لَكَ sen
5 فِي
6 الْحَيَاةِ hayat boyunca ح ي ي
7 أَنْ
8 تَقُولَ diyeceksin ق و ل
9 لَا
10 مِسَاسَ bana dokunmayın! م س س
11 وَإِنَّ ve şüphesiz
12 لَكَ sana
13 مَوْعِدًا va’dedilenden (cezadan) و ع د
14 لَنْ asla
15 تُخْلَفَهُ kurtulamayacaksın خ ل ف
16 وَانْظُرْ şimdi bak ن ظ ر
17 إِلَىٰ
18 إِلَٰهِكَ ilahına ا ل ه
19 الَّذِي
20 ظَلْتَ durup ısrarla ظ ل ل
21 عَلَيْهِ ona
22 عَاكِفًا taptığın ع ك ف
23 لَنُحَرِّقَنَّهُ biz onu yakacağız ح ر ق
24 ثُمَّ sonra
25 لَنَنْسِفَنَّهُ onu savuracağız ن س ف
26 فِي
27 الْيَمِّ denize ي م م
28 نَسْفًا ufalayıp ن س ف

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevabıdır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن تكفر بالله فاذهب (Allah’ı inkâr ediyorsan git) şeklindedir.

اذْهَبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. 

İsim cümlesidir. فَ  ta’liliyyedir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

لَكَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  لَكَ ’deki hitap zamirinin mahzuf haline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَقُولَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  لَا مِسَاسَ ’dır.  تَقُولَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

مِسَاسَۖ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha ile mansubdur. لَا ‘nın haberi mahzuftur. Takdiri;  بيننا  (bizim aramızda) şeklindedir.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

لَك  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مَوْعِداً  kelimesi  اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.  لَنْ تُخْلَفَهُ  cümlesi,  مَوْعِداً ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir. 

تُخْلَفَ  fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخْلَفَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خلف ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. انْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

اِلٰٓى اِلٰهِكَ  car mecruru  انْظُرْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  اِلٰهِكَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  ظَلْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

ظَلْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  كَانَ  gibi ismini ref, haberini nasb eder. 

تَ  muttasıl zamir  ظَلْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ  car mecruru  ظَلْتَ  fiiline mütealliktir. 

عَاكِفاً  kelimesi  ظَلْتَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

عَاكِفاً ; sülasi mücerredi  عكف olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir. 

Fiil cümlesidir. نُحَرِّقَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir.

نَنْسِفَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْيَمِّ  car mecruru  لَنَنْسِفَنَّ  fiiline mütealliktir.  نَسْفاً  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

نُحَرِّقَنَّ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  حرق ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

قَالَ فَاذْهَبْ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  فَاذْهَبْ  cümlesindeki  فَ , rabıtadır. Bu; cümleden önce mahzuf bir şart olduğunun işaretidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  فَاذْهَبْ  cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Takdiri…إن تكفر بالله (Eğer Allah’ı inkâr ediyorsan) olan mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.


 فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ 

 

Cümleye dahil olan  فَ  ta’liliyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ta’lil hükmündeki  فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاس  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Hz. Musa, Sâmirî’ye ikinci cümleyi, birden fazla unsurla tekid ederek, inkârî kelam formunda söylemiştir. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ  car mecruru,  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

فِي الْحَيٰوةِ  car-mecruru,  لَكَ ‘deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ  cümlesi, masdar teviliyle  اِنَّ ’nin muahhar ismidir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

تَقُولَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَا مِسَاسَۖ , cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مِسَاسَۖ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. Takdiri,  بيننا  (aramızda) olan haberi mahzuftur.

Müsnedün ileyh  مِسَاسَۖ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

Ayetteki ikinci ta’lil cümlesi olan  وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ , atıf harfi  وَ ‘la ilk ta’lil cümlesine atfedilmiştir. 

اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَكَ  car-mecruru,  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَنْ تُخْلَفَهُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin muahhar ismi olan  مَوْعِداً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ 

 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle,  فَاذْهَبْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir sıygasıyla gelen bu cümlede  Hz. Musa’nın kastı, emir vermek değildir. Asıl amacı, Sâmirî’ye kızgınlığını belirtmek, onu aşağılamaktır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazanan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

اِلٰهِكَ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاً  cümlesi, istimrar ifade eden nakıs fiil  ظَلَّ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Sıfatın ism-i mevsûlle ifade edilmesi tahkir amaçlıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.   عَلَيْهِ  car mecruru, kasr ifadesi için amili olan  عَاكِفاً ‘e takdim edilmiştir.

İki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve amili arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksurdur. عَلَيْهِ , sıfat/maksurun aleyh, عَاكِفاً  mevsûf/maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.

عَلَيْهِ عَاكِفاً  ifadesinde mecrurun takdimi tahsis ifade eder. Yani “ İşte bu, başkalarını, O’nun dışındakileri bırakıp kendisine ibadet için seçtiğin Allah Teâlâ’dır’’ demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)Müsned olan  عَاكِفاً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 


لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً

 

Kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. 

Fasılla gelen cümleye dahil olan  لَ  mahzuf kasemin cevabına gelen muvattiedir. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkâri kelam olan  لَنُحَرِّقَنَّهُ  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Mukadder kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. 

Aynı üslupta gelen  لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Fiillerin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir.

نَسْفاً , mef’ûlü mutlak olarak tekid ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  فِي الْيَمِّ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  نَسْفاً ‘e takdim edilmiştir.

“Hele şu ibadet edip durduğun ilâha bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.” sözü; Sen ne kadar akılsızsın daha kendine bile faydası olmayan bir şeye ilâh deyip tapıyorsun anlamındadır.

الْيَمُّ  Musa’nın (a.s) kavminin dilinde deniz demektir.

قَالَ - تَقُولَ  ve  لَنَنْسِفَنَّهُ - نَسْفاً  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Bu ayetin sonundaki  نَسْفاً  kelimesiyle, önceki ayetin sonundaki  نَفْس۪ي  kelimesi arasında seci, kalb cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tâ-Hâ Sûresi 98. Ayet

اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً  ٩٨


Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّمَا ancak
2 إِلَٰهُكُمُ ilahınız ا ل ه
3 اللَّهُ Allah’tır
4 الَّذِي
5 لَا olmayan
6 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
7 إِلَّا başka
8 هُوَ O’ndan
9 وَسِعَ kuşatmıştır و س ع
10 كُلَّ her ك ل ل
11 شَيْءٍ şeyi ش ي ا
12 عِلْمًا O’nun bilgisi ع ل م

اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ

 

اِنَّـمَٓا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir. 

İsim cümlesidir. اِلٰهُكُمُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اللّٰهُ  lafza-i celâl haber olup damme ile merfûdur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  اللّٰهُ  lafza-i celâl’in sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. اِلَّا  istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri;  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)


 وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَسِعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. كُلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عِلْماً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle  اِنَّـمَٓا  kasr edatıyla tekid edilmiştir. 

Veciz ifade kastı taşıyan izafet formundaki  اِلٰهُكُمُ  mübteda,  اللّٰهُ  haberdir. 

Bütün esma-i hüsna ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâl telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için müsned olarak gelmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde lafza-ı celâlde tecrîd sanatı vardır.

Lafza-i celâl için sıfat konumunda olan müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ , cinsini nefyeden  لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.

لَاۤ ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَاۤ  ve  إِلَّا  ile oluşan kasr,  إِلَـٰهَ  ile  هُوَ  arasındadır. هُوَ  mevsûf/maksûrun aleyh,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)  

Sıfatın ism-i mevsûlle ifade edilmesi tazim amacına matuftur. 

اِلٰهَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.


 وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً

 

Beyanî istinaf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

Mef’ûl olarak gelmiş  كُلَّ ’ye muzâfun ileyh olan  شَيْءٍ ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.

Umum ifade eden  كُلَّ  bu manayı tekid etmiştir.

عِلْماً  temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. 

89, 97, 98. ayetlerin sonundaki  نَفْعاً۟ - نَسْفاً - عِلْماً  kelimelerinde akıcı, güzel bir seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَسِعَ  fiili; tam bir ihata manasında istiare edilmiştir. Çünkü geniş bir kap, kendisi dışındaki bir çok şeyi kapsar. Burada da عِلْماً kelimesi temyiz olarak gelip söz konusu genişlik Allah Teâlâ’ya nispet edilerek ilmiyle her şeyi ama her şeyi kuşattığı belirtilmiştir. O halde mana; وسِعَ عِلْمُهُ كُلَّ شَيْءٍ ; sonsuz ilmi, her şeyi kuşattı şeklindedir. Yani, كُلَّ  lafzının umum ifade etmesi hasebiyle, ilmi yalnızca en gizli şeylerle sınırlı değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Günün Mesajı
Kurân-ı Kerim, bir hadiseyi değişik yerlerde anlatırken, o hadisenin orada ele alınan konuyla alakalı kısmını nakleder. Dolayısıyla, halkının buzağı heykeline tapmaya başlaması karşısında Hz. Musa'nın Hz. Harun'a tepkisini naklederken, burada konunun işlenişi ve onunla verilmek istenen ders gereği sadece Hz. Harun'un, “İsrail Oğulları arasına tefrika soktun; sözümü de dinlemedin!”demenden korktum.” sözü verilmektedir. Bu, Hz. Harun'un başka bir şey yapmadığı manasına gelmez. O, A'râf Süresi'nde (âyet: 150) buyurulduğu üzere, Tevhid'e karşı girişilen bu ihtilâli önlemek içir elinden geleni yapmış, o kadar ki kavmi, üzerine çullanmıştı ve O'nu neredeyse linç edip öldürecekti. Ama Hz. Harun'u (a.s.) daha fazla ileri gidip, bu ihtilâli bütünüyle bastırmaktan asıl men eden, İsrail Oğulları arasında çıkabilecek ve geri dönülmesi imkansız bir tefrika idi. Böyle bir tefrikanın çıkmaması için kardeşini bekledi; zaten kardeşi belli bir süre için gitmişti. Buradan, bir topluluk içinde tefrikanın ne kadar zararlı olduğunu anlıyoruz.
Sayfadan Gönüle Düşenler


Öğrencilerine, istedikleri konuyu danışmaları için her ay, bir dersini ayırıyordu. O dersten önceki hafta, her birine ufak kartlar dağıtıyor ve sorularını yazıp masadaki kutuya atmalarını rica ediyordu. Ki haftaya hazırlıklı gelebilsin. O hafta, çoğunluk, sosyal medyada konuşulan, yeni ama çok etkili olduğu söylenen yöntemin, doğru olup olmadığını sormuştu. Elbette, gençlerin ilgisini çekiyordu çünkü basit bir yöntemle, istedikleri her şeye, yeterince inanmak şartıyla, kavuşacakları sözü veriliyordu. İşe yaradığını iddia edenlerin yorumları da, hepsinin nefsini kaşıyor olmalıydı. Dedi ki:

Kimi insan, bildiklerini ve yaptıklarını, soyut alemden somut aleme taşımak ister. Yani aklındakileri, elle tutulur hale getirme eğilimine sahiptir. Ettiği duaları, gözle görülür hareket ya da ritüellerle ifade etmek, gönlünü rahatlatır. Böylece, çabalarının ve dua
larının karşılığını daha çabuk alacağına ve istediklerine kısa sürede kavuşacağına inanır. 

Ancak, soyuttan somuta taşıyan bu türlü yollar karşısında dikkatli ve gözü açık olmalıdır mü’minin. Zamanın popüler akımlarıyla ilgili defalarca düşünmeli ve iyi değerlendirmelidir. Kısaca; ince eleyip, sık dokumalıdır. Mesela; bazı yerlerde putlara tapmak, belki masum düşüncelerle ortaya çıkmıştı. Sonradan put diye tapılanlar, önceden aslında, bazı kişilerin saygıyla anılması için yapılmıştı. 

Özünde batıl olan yöntemlerin işe yaradığına yemin eden ve gerçek deneyimlerini paylaşanlar vardır. Ancak, itikadi olarak bize zarar veren bir yöntemin, bize faydası nedir? İşe yaraması, gerçekten ‘o yöntemin’ işe yaradığını mı gösterir? Ya da işe yaraması, o yöntemin doğruluğunu kanıtlamak için yeterli midir? Hz. Harun’un, altından bir buzağıya tapan İsrailoğullarına söylediğine kulak vermeli: ‘Siz bununla sınanmaktasınız.’ Belki batıl yöntemlerin işe yaraması, kula bir imtihandır. Zira, önemli olan, yapılan işin itikaden doğru ve İslami sınırlara uygun olmasıdır.

Ey Rabbim! Zamanın Sâmirî gibilerinden ve onların şerlerinden, bizi ve sevdiklerimizi muhafaza buyur. Gözlerimizi ve kulaklarımızı aç ki; bilmeden yanlışa düştüğümüzde veya yanlış bir iş gönlümüze hoş geldiğinde, o işteki kusurları görenlerden ve uyarıları işitenlerden olalım. Gönüllerimizi, batıl yollardan ve batıl yollara teşvik edenlerden uzak tut. Dünyayı kazananları gören nefsimizin hırsının şifasını ver ve sakinleştir. Yeryüzünde, daima imanının sağlamlığına ve Senin rızana uygun hareket etmeye öncelik verenlerden olmamız için yardım et. İmanımızı nurun ile tamamla ve son nefesimize kadar koru.

Amin.

***

İnsan, halini aşırı beğenerek benliğini başıboş bırakma hatasına düşmemelidir. Kendi belirlediği kurallara güvenmek yerine Allah’ın emirlerinin gölgesinde yürümelidir. Zira insanın nefsinin çizdiği sınırlarla ilişkisi, yedikçe kilo alan ve yine de kendisini yemekten alıkoyamayanın yemekle olan ilişkisi gibidir. Yani dünya için yaşadıkça, sınır çizgileri önce silikleşir sonra genişler; genişledikçe de kişi dünyayı daha çok ister. 


İç (duygu ve düşünceleri gibi) ve dış (dünyevi ve uhrevi ameller gibi) dünyasının hiçbir yolunda başıboş dolaşmamalıdır çünkü o amaçsız bir serseri olamayacak kadar değerini arttırma potansiyeline sahiptir. Bulunduğu her yolda ve yaptığı her işte; yalnız olmadığını ve görüldüğünü hatırlamalıdır. Etrafındakileri ve hatta kendisini kandırmak kolaydır ama alemlerin rabbi olan Allah’ın sonsuz ilminden kaçması imkansızdır.


Dün sevdiğinden bugün nefret edecek kadar çeşitli ve anlık değişimlerden geçebilen âdem evladının, benliğinin şu anki haline güvenmesi akıl alır bir iş değildir. Zira bir insanın kalbi neyin sevgisiyle doldurulduysa ve aklı neyin uğruna hayaller kuruyorsa; o kişi bir nevi odur. Yani bulunduğu anın içinde, hissettiği sevginin ve zihnini süsleyen hayallerin sebebinden ibarettir. Haliyle, kararlarını ona göre vermeye meyillidir.


Denir ki; hiçbir sevgi, Allah’a olan sevginin önüne geçmemelidir ve hiçbir hayal, Allah’ın rızası ile şefaatine kavuşma umudundan daha önemli olmamalıdır. Aksi takdirde insan şaşırır. Kısa bir süre önce Allah’ın rahmetiyle zalimlerin elinden kurtulan ve bu esnada hz. Musa’nın mucizelerine şahit olan İsrailoğullarının yapılan ve sonradan ateşe atılan bir heykel karşısında şaşırması gibi şaşırır. Zannetme ki dünyayı sevenin verdiği söze güven olur.


Ey Allahım! Kalplerimizi Senin sevginle ve Senin sevdiklerinin sevgisiyle doldur. Bizi bize bırakma. İç ve dış dünyamızın hiçbir yolunda, bizi başıboş dolaştırma. Bulunduğumuz hale güvenerek şüpheli işlere yaklaşma gafletinden koru. Bizi rahmetinle ve muhabbetinle kuşattıklarından; dünya ve ahirer için yaptığımız işleri nice hayırlarla kolaylaştırdıklarından; iki cihanda da afiyet ve iyilik verdiklerinden eyle. 


Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji