Neml Sûresi 63. Ayet

اَمَّنْ يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ  ٦٣

Yahut karanın ve denizin karanlıklarında size yolunuzu gösteren ve rahmetinin önünden rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَمَّنْ yahut kimdir?
2 يَهْدِيكُمْ size yol gösteren ه د ي
3 فِي içinde
4 ظُلُمَاتِ karanlıkları ظ ل م
5 الْبَرِّ karanın ب ر ر
6 وَالْبَحْرِ ve denizin ب ح ر
7 وَمَنْ ve kimdir?
8 يُرْسِلُ gönderen ر س ل
9 الرِّيَاحَ rüzgarları ر و ح
10 بُشْرًا müjdeci ب ش ر
11 بَيْنَ önünde ب ي ن
12 يَدَيْ önünde ي د ي
13 رَحْمَتِهِ rahmetinin ر ح م
14 أَإِلَٰهٌ ilah mı var? ا ل ه
15 مَعَ ile beraber
16 اللَّهِ Allah
17 تَعَالَى yücedir ع ل و
18 اللَّهُ Allah
19 عَمَّا şeylerden
20 يُشْرِكُونَ ortak koştukları ش ر ك
 

İnsanların karada ve denizde gece karanlığında yolculuk yaparken yönlerini tayin etmelerine elverişli olarak yaratılmış olan yıldızlar, bunlardan faydalanacak özellikte yaratılmış olan insan zekâsı (krş. En‘âm 6/97), ayrıca denizlerden buharlaşan suyu kara parçalarının içlerine kadar götürüp oralarda yağmur veya kar olarak yağmasını sağlayan ve bu yağmurların (rahmet) müjdecisi olan rüzgâr, işte bütün bunlar Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretinin büyüklüğünü gösteren kevnî delillerdendir (krş. A‘râf 7/57).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 201-202
 

  Raveha روح :    رَوْح ve رُوح sözcükleri temelde aynıdırlar.

  Fakat رُوح kelimesi; a)Nefese isim olmuştur, nefesin رُوح olarak adlandırılmasının nedeni ruhun bir bölümünü oluşturmasıdır. Bu yönüyle türe cinsinin adının verilmesine benzer. b) Ayrıca kendisiyle hayatın ve hareketin husule geldiği menfaatlerin celbedilip zararların def'edilmesinin Allah'dan dilendiği cüze isim olmuştur. c) Meleklerin eşrafı, büyükleri de رُوح olarak adlandırılmıştır. d) Cebrail (a.s.) رُوح القُدُسِ olarak isimlendirilmiştir. e)  Hz. İsa (a.s.) da bu isimle adlandırılmıştır. f) Yüce Allh'ın ayetinde Kur'an-ı Kerim رُوح olarak adlandırılmıştır.

  رَوْحٌ nefes alıp vermedir. رَيْحان sözcüğü temelde rızık anlamındadır. Bu temel anlamdan sonra yenen taneye denir.        رِيحٌ bilinmekte olan rüzgardır. Hareket halindeki hava şeklinde tanımlanmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de tekil formda geçtiği yerlerin genelinde azabı ifade ederken; çoğul lafızla zikredildiği yerlerin tümünde رِياحٌ şeklinde rahmeti ifade eder. رِيحٌ kelimesi bazen müstear olarak galip gelme manasında da kullanılır.

  Türkçede de kullandığımız راحَةٌ kelimesi de رَوْحٌ kökünden gelmektedir ve rahat, huzur, sukun ve kolaylık manasındadır. Son olarak bu kökten olan راءِحة sözcüğü havaya koku yayılması demektir.(Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 57 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ruh, ruhi, ruhani, ervah, rahat, reyhan, rayiha, teravih, müsterih ve istirahattir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اَمَّنْ يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ 

 

İsim cümlesidir.  اَمْ  munkatı’dır. بل  ve hemze manasındadır. مَنْ  müşterek ism-imevsûl mübteda olarak mahallen merfûdur. Mübtedanın haberi mahzuftur. Takdiri,  كمن لم يَهْد۪يكُمْ (Size hidayet etmeyen gibi) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  يَهْد۪يكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَهْد۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي ظُلُمَاتِ  car mecruru  يَهْد۪يكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْبَرِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

الْبَحْرِ  atıf harfi و ’la makabline matuftur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ  ile  يَهْد۪يكُمْ  fiiline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  يُرْسِلُ الرِّيَاحَ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يُرْسِلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  الرِّيَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بُشْراً  kelimesi  الرِّيَاحَ ‘ın  hali olup fetha ile mansubdur.

بَيْنَ  zaman zarfı  بُشْراً ’ya mütealliktir.  يَدَيْ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir. Sonundaki  نَ  izafetten dolayı hazf edilmiştir. رَحْمَتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُرْسِلُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ 

 

İsim cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir.  اِلٰهٌ  mübteda olup damme ile merfûdur. مَعَ  mekân zarfı, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ

 

Fiil cümlesidir. تَعَالَى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  عَنْ  harf-i ceriyle تَعَالَى  fiiline mütealliktir. 

يُشْرِكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  يُشْرِكُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  شرك ’dir.

 

اَمَّنْ يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  أَمْ , hemze ve  بَلْ  manasını taşıyan munkatı’  أَمْ ’dir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham, inkârî manadadır.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama, azarlama, inkâr manaları taşıması ve Allah Teâlâ’nın kudretine dikkat çekme kastına matuf olması sebebiyle, mecâz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Her şeyi bilen yaratıcının böyle bir sorunun cevabını beklemesi muhaldir.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması herkes tarafından biliniyor olması ve sonraki habere dikkat çekme kastı sebebiyledir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  مَّنْ ’in haberi mahzuftur.

Mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَّنْ ’in sılası olan  يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَالْبَحْرِ , tezat nedeniyle muzafun ileyh olan  الْبَرِّ ‘ye atfedilmiştir. Aralarında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

 ف۪ي ظُلُمَاتِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü karanlık, hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Karanlık, burada zarfa benzetilmiştir. Karanlık ile insanlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Ayetteki ikinci müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , birinciye matuftur. İsm-i mevsûlün sıla cümlesi olan  يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بُشْراً  kelimesi  الرِّيَاحَ ’den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Rahmetin, Allah Teâlâ’ya ait zamire izafe edilmesi, tazim ve teşrif ifade eder.

Yağmurdan kinaye olan  رَحْمَتِه۪  izafeti, Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan  رَحْمَتِ ‘ye, tazim içindir.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme, onun yaratıcı kudretini muhataplara bildirmek manası vardır. 

Allah’ın insanlar için yarattığı nimetlerin sayılması taksim sanatıdır.

بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪  [Rahmetinden önce] terkibinde latif bir istiare vardır. "Yağmur yağmadan önce" demektir. Burada, Yüce Allah,  يَدَيْ  (iki el)  ke­limesini,  أمام (ön) yerinde müstear olarak kullanmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayetteki, بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪  "Rahmetinin önünden" ifadesi "O'nun rahmeti demek olan yağmurdan önce..." demektir. Bu mecazın güzel ve yerinde olmasının sebebi şudur:

Araplar, يَدَيْ (iki el) kelimesini, "önünde, önde bulunma" manalarında kullanırlar. Mesela Arapça'da "Fitneler (Kıyamet alâmetleri), Kıyametten az önce meydana gelir" denir ve buradaki (elleri önünde) ifadesi ile, az önce manası kastedilir. Bu mecazın güzel ve yerinde oluşunun bir başka sebebi de şudur: İnsanın iki eli, insan bedeninin en ileri tarafını teşkil eder. İşte bu benzerlikten ötürü, mecazî olarak, bir şeyin önünde bulunan şey için "(O) onun elleri arasındadır) tabiri kullanılır. Rüzgârlar da yağmurlardan önce bulununca, bunların önce oluşu da bu lafız ile ifade edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kur’an-ı Kerim’de rüzgâr kelimesi rahmet bağlamında ise cemi, azap bağlamında ise müfred gelmiştir.(Rağıb el-İsfehani, Müfredât, s. 370)

Bu ayette kara ve deniz yolculuklarında cihat ile İslam fetihlerinin ilerleyeceği haber veriliyor. Ve Hak rızasını takip ederek fiilen birlik ile neticelenecek olan farklı fikir ve görüş akımlarının “Ümmetimin ihtilafı geniş bir rahmettir” hadisinin açıkladığı üzere bir rahmet müjdecisi olduğuna da işaret edilmiştir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

 

 ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir., istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze inkârî manadadır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil isim cümlesi formunda gelerek, sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen cümle kınama manasında ve Allah Teâlâ’nın kudretine dikkat çekme amacıyla geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Her şeyi bilen yaratıcının böyle bir sorunun cevabını beklemesi muhaldir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  اِلٰهٌ ’un haberi mahzuftur.  مَعَ اللّٰهِ  bu mahzuf habere mütealliktir. Müsnedün ileyhin nekre gelişi, muayyen olmayan cins, adet ve tahkir ifade eder. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Bu cümle 60, 61 ve 62. ayette geçen cümlenin tekrarıdır. Aralarında tekrir, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)

İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu kelam, Allah'tan başka ilâh olmadığının takrir ve tahkikidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümlenin takdiri “Vay sizin halinize! Allah ile birlikte bir ilâh mı var?” şeklindedir. [Allah ile birlikte…] ayeti üzerinde vakıf yapmak güzeldir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, mehabeti artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl başındaki harf-i cerle birlikte  تَعَالٰى  fiiline mütealliktir. Sılası olan  يُشْرِكُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sılanın muzari fiil sıygasında gelmesi şirk koşmanın bir defaya mahsus olmadığını ve zaman içerisinde tekrarlandığını göstermektedir. 

تَعَالٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Allah’ın yüceliğinin görünür şekilde olduğu hakkında  ألعلْوٌ  istiare olmuştur. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212) 

تَعَالَى  fiilinin  تفاعل  babında olması mübalağa içindir. 

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)