Âl-i İmrân Sûresi 2. Ayet

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ  ٢

Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Diridir, kayyumdur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah (ki)
2 لَا yoktur
3 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
4 إِلَّا başka
5 هُوَ O’ndan
6 الْحَيُّ daima diridir ح ي ي
7 الْقَيُّومُ (yaratıklarını) koruyup yöneticidir ق و م
 

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ


İsim cümlesidir. اَللّٰهُ  lafza-i celâl, mübteda olup damme ile merfûdur.  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَاۤ  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir.   اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder.

اِلٰهَ  kelimesi  لَاۤ ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  istisna harfidir. لَٓا ’ nın haberi mahzuftur. Takdiri  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir. اَلْحَيُّ  ikinci haber olup damme ile merfûdur.  الْقَيُّومُ  üçüncü haber olup damme ile merfûdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْحَيُّ الْقَيُّومُ  [Hay ve kayyûmdur.] ifadesi, hak sıfatların Allah’a ispatıdır. Allah, asla ölmeyen ve diri olandır. Ezelî ve ebedî hayata sahiptir.  الْقَيُّومُ  kelimesi  قَیٱم mastarından  فَيْعُولُ  kalıbında gelmiştir. Sürekli ve devamlı olan anlamındadır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

ٱلۡحَیُّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ


Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkarî kelamdır.  اَللّٰهُ  müsnedün ileyh,  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  cümlesi müsneddir.

Bütün esma-i hüsna ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâl telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için müsnedün ileyh olarak gelmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cinsini nefyeden  لَٓا ’ nın dahil olduğu haber konumundaki  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır. 

Munfasıl zamir هُوَ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’ nın ismi olan  اِلٰهَ ’ nın mahallinden veya  لَٓا ’ nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir.  لَاۤ ’ nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

اَللّٰهُ - اِلٰهَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu ayetle Bakara/255. ayet arasında tekrîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَاۤ  ve  إِلَّا  ile oluşan kasır هُوَ  ile  لَاۤ ’ nın ismi olan  إِلَـٰهَ  kelimesi arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsuftur.

ٱلۡحَیُّ  ikinci,  ٱلۡقَیُّومُ  üçüncü haberdir. Müsnedin harf-i tarifle marife olması tahsis ifade eder. Ayrıca Allah Teâlâ’ya ait bu iki sıfatın marife gelişi bu sıfatların kemâline işaret eder. 

اَلْحَيُّ  sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. (https://tafsir.app/aljadwal/2/255)

الْقَيُّومُۜ , mübalağa vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

الْحَيُّ - الْقَيُّومُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette hüsn-i iftitâh (güzel başlangıç) sanatı vardır. Çünkü bu ayet Allah Teâlâ'nın en yüce ismiyle başlamıştır.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)

Cinsini nefyeden  لَٓا ‘ nın ismi  اِلٰهَ , umum ifade eder.

Nefy ve nehiy ifade eden edatlardan sonra gelen nekre isimler, umum ifade eden kelimelerdendir. (Suyûtî, İtkan, c. 2, s. 42)

Allah lafzı, Cenab-ı Hakk’ın zatını ispat için gelmiştir. [O’ndan başka ilâh yoktur.] ifadesi de ulûhiyet vasfının başkalarından nefyi için getirilmiştir. [Hayy ve Kayyûmdur.] Bu ifade hak sıfatların Allah'a ispatıdır. Allah, asla ölmeyen ve diri olandır. Ezelî ve ebedî hayata sahiptir.  ٱلۡقَیُّومُۚ  kelimesi  قَیٱم  masdarından gelmiştir. Sürekli ve devamlı olan anlamındadır. Bir görüşe göre başkası ile değil, zatıyla kaim olan demektir. Bir görüşe göre bütün mahlukatının işlerini gören anlamındadır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Allah lafza-i celâli, yüce Rabbimizin doksan dokuz isminden en yücesidir. İsm-i Azam'dır. Çünkü bu, tüm ilâhi sıfatları kendinde toplayan zatı gösterir, O'na işaret eder. O'nun zatıyla ilgili hiçbir nitelik bu ismin dışında değildir. Oysa öteki isimler, yüce Allah'ın ilâhi sıfatlarının tümüne ayrı ayrı işaret etmeyip yalnızca konuldukları anlamlara delalet ederler. Mesela ilmine, kudretine, fiiline veya bir başka özelliğine işaret ederler. Bir de ”Allah" ismi tüm isimlerin en özelidir. Bir başkasına bu isim verilemez. Ne gerçek anlamda ve ne de mecazî manada verilmesi mümkün değildir. Halbuki öteki isimler bazen başka varlıklara ad olabilir. Mesela Kadîr (her şeye gücü yeten), Alîm (her şeyi en iyi bilen), Rahîm (merhametli) gibi isimleri burada sayabiliriz. Kul için gerekli olan şey bu ismi anar anmaz, kulluğunu hatırlayıp, O'na karşı gerekeni yapmasıdır. Yani kul, sürekli bir şekilde kalbiyle Allah'la beraber olduğunu ve hep O'na yönelmesi gerektiğini bilmeli, kalbi bu inançla dopdolu olmalıdır. Başkasına bakmamalı ve Allah'tan başkasına iltifat etmemelidir. Yalnızca Allah'tan beklemeli ve yalnızca O'ndan korkmalıdır. Allah'tan başka her şey batıl ve geçersizdir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bu ayet-i kerime, İsa'nın ilâh olduğunu iddia edenlerin iddiasını red ve iptal eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)