İbrahim Sûresi 52. Ayet

هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ  ٥٢

Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هَٰذَا bu
2 بَلَاغٌ bir tebliğdir ب ل غ
3 لِلنَّاسِ insanlara ن و س
4 وَلِيُنْذَرُوا uyarılsınlar diye ن ذ ر
5 بِهِ bununla
6 وَلِيَعْلَمُوا ve bilsinler diye ع ل م
7 أَنَّمَا yalnızca
8 هُوَ O
9 إِلَٰهٌ ilahtır ا ل ه
10 وَاحِدٌ birtek و ح د
11 وَلِيَذَّكَّرَ ve öğüt alsınlar diye ذ ك ر
12 أُولُو sahipleri ا و ل
13 الْأَلْبَابِ sağduyu ل ب ب
 
Meâlinde “bu” diye çevirdiğimiz işaret zamiri (hâzâ), son gruptaki âyetleri veya bu sûreyi yahut Kur’an’ın tamamını göstermektedir. Buna göre Kur’an, Allah’ın azabına karşı insanların uyarılması, insanların ondaki açık ve kesin deliller sayesinde Allah’tan başka ilâh olmadığını anlamaları ve aklıselim sahiplerinin düşünüp öğüt almaları için insanlara gönderilmiş bir bildirimdir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 327
 

هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ 

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  هٰذَا  mübteda olarak mahallen merfûdur.  بَلَاغٌ  haber olup damme ile merfûdur. لِلنَّاسِ  car mecruru  بَلَاغٌ ‘e mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِ  harfi  يُنْذَرُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; أنزل ذلك (Bunu indirdi.) şeklindedir.

يُنْذَرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  يُنْذَرُوا  fiiline mütealliktir.  بِ  harf-i ceri sebebiyyedir.

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir.Ayette sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنْذَرُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نذر ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

 

وَ  atıf harfidir. لِ  harfi,  يَعْلَمُٓوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile  يُنْذَرُوا  fiiline mütealliktir.

اَنَّـمَٓا  kaffe-i mekfufedir. اَنَّـمَٓا  ve masdar-ı müevvel,  يَعْلَمُٓوا  fiilinin iki mefûlu yerinde olarak mahallen mansubdur. 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اِلٰهٌ  haber olup damme ile merfûdur. وَاحِدٌ kelimesi  اِلٰهٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir.  لِ  harfi,  يَذَّكَّرَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile  يُنْذَرُوا  fiile mütealliktir.

يَذَّكَّرَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  اُو۬لُوا  fail olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğundan ref alameti و ’dır.  الْاَلْبَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَذَّكَّرَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi ذكر ’dir. Tefâul babının  تَ ‘si  ذَّ ‘ye idgam olmuştur.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

هٰذَا , mübteda  بَلَاغٌ , haberdir.

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  هٰذَا  ile suredeki açıklamalara (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) işaret edilmiştir. Bütün bu açıklamalar, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Müsned olan  بَلَاغٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

لِلنَّاسِ  car-mecruru  بَلَاغٌ ‘a mütealliktir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  وَلِيُنْذَرُوا بِه۪  cümlesi, masdar tevilinde olup,   بَلَاغٌ ‘a atfedilmiştir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِيُنْذَرُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Ayetteki ikinci lam-i ta’lil ve akabindeki  لِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ  cümlesi, masdar teviliyle önceki masdar-ı müevvele matuftur.

لِيَعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindeki  اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle  اَنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiştir. 

Kasr mübteda ve haber arasındadır. Mübteda olan  هُوَ , mevsuf/maksûr, haber olan  اِلٰهٌ , sıfat/ maksûrun aleyhtir. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır. 

Delillerde anlatılanlardan Allah'ın ancak tek bir ilâh olduğunu bilsinler diye demektir. Maksûrun aleyh muvahhid olmaktır. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat izafî kasrdır. Yani; Allah Teâlâ’nın bu vahdet sıfatı teslis veya çokluk sıfatına dönüşemez demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

وَاحِدٌ  kelimesi,  اِلٰهٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap, konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Ancak bunun aksi durumlarda da  اِنَّمَا  ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani, muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi Fatma Serap Karamollaoğlu)

Aynı üsluptaki üçüncü masdar cümlesi olan  وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ  de öncekilere matuftur. Aynı üslupta gelen masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ  [Akıl sahiplerinin düşünüp ibret almaları için] cümlesinde, düşünüp ibret almayanlar akılsız varlıklar seviyesine indirilerek tariz yapılmıştır. 

Bu ayetin akıl sahiplerine yapılan vurgu ile bitirilmesi, istifham yoluyla akıllarını kullanmadıklarını tariż etmekte ve yergi amacı taşımaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Ayetteki ifadelerde masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa burada isteğin, bir kere gerçekleşmesi manası murad edilmemiştir. Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir. 

يُنْذَرُوا - يَعْلَمُٓوا - يَذَّكَّرَ - اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetlerin, indirilme amaçlarının sıralanması taksim sanatıdır.

Bu ayet, insanın fazilet ve üstünlüğünün ancak aklı sebebiyle olduğuna delalet etmektedir. Çünkü Cenab-ı Hak, sırf akıl sahiplerine ibret ve nasihat vermek için bu kitapları indirip, peygamberler gönderdiğini beyan etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayet, bir taraftan İbrahim Suresini tamamlarken diğer taraftan ondan sonraki Hicr Suresine bir hazırlık denebilecek şekilde mükemmel bir özetleme olmuştur. Şu halde İbrahim Suresini, kapsamış olduğu inançla ilgili hükümleri açısından insanlara özel bir tebliğ; Hicr Suresini de uyarma, tevhid ve öğüt verme hikmetleri ile onun bir tamamlayıcısı şeklinde düşünebiliriz. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Kur’an-ı Kerim’in bütün surelerinde olduğu gibi İbrahim Suresinin de son ayetleri hüsn-i intihâ sanatının mükemmel örneğidir. Surede kâfirlere tehdit ve vaîdler içeren, kıyamet gününden korkutan sözler mevcuttur. Sonuç da konuya münasip lafızlarla olmuştur.

Kur’an surelerinin bitişi de girişi gibi belîğdir. Sureler o kadar güzel bir şekilde sona ermiştir ki muhatap artık başka bir şey duymak istemez. Sureler; dua-vasiyet, farzlar, tahmîd ve tehlîl, öğüt, vaat ve vaîd gibi sûrede işlenen konuya uygun bir sözle sona erer. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî İlmi)