İbrahim Sûresi 51. Ayet

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ  ٥١

Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لِيَجْزِيَ karşılığını verecektir ج ز ي
2 اللَّهُ Allah
3 كُلَّ her ك ل ل
4 نَفْسٍ nefsin ن ف س
5 مَا ne varsa
6 كَسَبَتْ kazandığı ك س ب
7 إِنَّ şüphesiz
8 اللَّهَ Allah
9 سَرِيعُ çabuk görendir س ر ع
10 الْحِسَابِ hesabı ح س ب
 

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ 

 

لِ  harfi,  يَجْزِيَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; فعل ذلك (Bunu yaptı.) şeklindedir.

يَجْزِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. كُلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  نَفْسٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا , mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَسَبَتْ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَسَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ

 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  سَر۪يعُ  kelimesi,  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحِسَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

 

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ 

 

Fasılla gelen ayette, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Ayetin başında takdiri  فعل ذلك  (Bunu yaptı.) olan fiil mahzuftur.

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ  cümlesi, masdar teviliyle mahzuf fiile mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil, lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

لِيَجْزِيَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  كَسَبَتْ   cümlesi,  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Mef’ûle muzafun ileyh olan  نَفْسٍ ’deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.


  اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ

 

Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin lafza-i celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin ikinci kez zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, korkuyu artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ ‘nin de dahil olmasıyla, kuvvetli tekid ifade ederler.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  سَر۪يعُ الْحِسَابِ  izafeti, sözü kısaltmış ve vecîz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır.  اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ  [Allah hesabı çabuk görendir.] ifadesinin manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. 

اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ [Allah’ın hesabı çok çabuktur.] Yani o hemen Allah Teâlâ’nın huzuruna gelir ve Allah onu hemen hesaba çekip küfrüne karşılık cezasını verir. Bir görüşe göre Allah’ın hesabı çabuk görmesi cezasının şiddetli olması anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr,Al-i İmran/199)

“Bu (ifade); ya Allah Teâlâ’nın kemal-i ilminden –alınan sevaplar ve hak edilen dereceler miktarınca- kinayedir ya da vaad edilen ecrin yakın oluşundan kinayedir. Zira hesabın süratli oluşu, cezanın da süratli olmasını gerektirir.” Allah Teâlâ hakkıyla iman eden kullarına mükafatını vaad etmiş, hesabı çabuk göreceğini zikrederek de bu vaadinin yakın olduğunu beyan etmiştir. (Keziban Dut, Ayet Sonlarındaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer surelerinde aynen veya ufak değişikliklerle mevcuttur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

الْحِسَابِ - يَجْزِيَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Surenin, bitişine işaret eden bu ayeti, berâet-i intehâ sanatının güzel bir örneğidir.