سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ ٥٠
سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ
Cümle, الْمُجْرِم۪ينَ ‘nin ikinci hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. سَرَاب۪يلُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ قَطِرَانٍ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. تَغْشٰى cümlesi, atıf harfi وَ ‘la hal cümlesine matuf olup mahallen mansubdur.
تَغْشٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. وُجُوهَهُمُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
النَّارُ fail olup damme ile merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ
Ayet, önceki ayetteki الْمُجْرِم۪ينَ ‘nin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh olan سَرَاب۪يلُهُمْ ‘un, izafetle marife olması veciz ifade kastına matuftur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنْ قَطِرَانٍ mahzuf habere mütealliktir.
تَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُ cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl konumundaki وُجُوهَهُمُ izafeti, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak ve tahkiri artırmak için faile takdim edilmiştir.
مِنْ قَطِرَانٍ ibaresindeki مِنْ harf-i ceri gerçek manası dışında kullanılmıştır. Bu sebeple ibarede istiare vardır.
Son iki ayette mücrimlerin cehennemdeki halleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.
وُجُوهَهُمُ النَّارُ ifadesinde mef’ûl, faile takdim edilmiştir. النَّارُ kelimesinin fail olduğu halde mef’ûlden sonraya alınması, sonrasındaki ayetlerle uyum içinde olması içindir. Zira sonrasında, اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ [Şüphesiz Allah, (cc) hesabı çabuk görendir] ayeti vardır. Öncesiyle de daha fazla benzeşmektedir. Zira öncesinde de وَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ ‘[O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.] ayeti vardır.(Ahmet Tekin, Kur’ân’ı Kerim’de Takdim-Tehir Ve Anlam Üzerindeki Etkisi)