قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٨
قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’dir. Mekulü’l-kavli اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّمَا kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup, buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
يُوحٰٓى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. اِلَيَّ car mecruru يُوحٰٓى fiiline mütealliktir. اَنَّـمَٓا ve masdar-ı müevvel naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. اَنَّـمَٓا kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup, buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
اِلٰهُكُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰهٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. وَاحِدٌ kelimesi اِلٰهٌ ’nün sıfatı olup damme ile merfûdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُوحٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن جاءكم علم ذلك (Eğer size bu ilim gelirse..) şeklindedir.
İsim cümlesidir. هَلْ emir manasında istifham harfidir.Takdiri, أسلموا şeklindedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُسْلِمُونَ haber olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
هَلْ , belâgi bir nükte için isim cümlesinin başına gelebilir. Bu nükte de zamana bağlı olmaksızın bu fiilin devam etmesini istemektir. Buralarda hemze de gelebilirdi ama o zaman bu belâgi nükte kaybolurdu. Çünkü hemze, âdeten ismin başına gelebilir. Ama هَلْ âdeten fiilin başına geldiği için muhatabın dikkatini çeker. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُسْلِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan ifal babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavl cümlesi olan اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ , kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
İki tekid hükmündeki kasr, fiille car mecrur arasındadır. يُوحٰٓى , maksur/sıfat, اِلَيَّ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur.
يُوحٰٓى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُوحٰٓى fiiline müteallik اِلَيَّ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.
Kasr edatı اَنَّـمَٓا ’nın dahil olduğu اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ cümlesi, masdar teviliyle يُوحٰٓى fiilinin naib-i failidir. Mübteda ve haberden müteşekkil masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّـمَٓا ’daki مَٓا , kaffe ve mekfufe olduğu halde masdariyye olmaktan çıkmamıştır.
Müsnedün ileyh olan اِلٰهُكُمْ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.
وَاحِدٌ kelimesi اِلٰهٌ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِلٰهٌ kelimesinin, manayı pekiştirmek için yapılan tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّمَا ’daki مَٓا harfi, tekid için gelmiş zaid bir harftir. Bu ayetten maksat يُوحٰٓى اِلَيَّ ’yi [Bana vahyedilen], اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ ’a [Sizin ilâhınız sadece tek bir ilâhtır.] ifadesine tahsis etmektir. Mana da şöyledir: İlâhî emirde bana emredilen şey; O’nun vahdaniyetinden başka birşey değildir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu ayette biri hemzenin kesri اِنَّمَا edatıyla diğeri hemzenin َfethi اَنَّـمَٓا edatıyla olmak üzere iki kez kasr yapılmıştır. Ayetteki birinci اِنَّمَا hükmün bir şeye kasrı (sıfatın mevsufa kasrı), ikincisi ise bir şeyin hükme kasrı (mevsufun sıfata kasrı) için kullanılmıştır. اِنَّمَا ’dan sonraki يُوحٰٓى اِلَيَّ kısmı maksûr, اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ cümlesinin içeriği maksûrun aleyhtir. اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وحدانية takdirindedir. Ayrıca اَنَّـمَٓا edatından sonra gelen اِلٰهُكُمْ kelimesi maksûr, hemen ardından gelen اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ cümlesi maksûrun aleyhtir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı; Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
Fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cevap cümlesi فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen emir manası taşıdığı ve tevbih murad edildiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Burada mana “Müslüman olunuz, O'na teslim olunuz!”dur. Emir, makamı itibariyle muhatabından üstün olan birisinin, ondan bir işin yapılmasını istemesidir. İstifham cümlesi, bu manayı vermek için hakiki manasından ayrılmıştır.
Takdiri, إن جاءكم علم ذلك (Eğer size bu ilim gelirse…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müsned olan مُسْلِمُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هَلْ , belâgi bir nükte için isim cümlesinin başına gelebilir. Bu nükte de zamana bağlı olmaksızın bu fiilin devam etmesini istemektir. Buralarda hemze de gelebilirdi ama o zaman bu belâgi nükte kaybolurdu. Çünkü hemze, âdeten ismin başına gelebilir. Ama هَلْ âdeten fiilin başına geldiği için muhatabın dikkatini çeker. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ (Şimdi Müslüman olacak mısınız?), emir manasına bir sorudur. “Müslüman olun!” demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)