Hûd Sûresi 14. Ayet

فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ  ١٤

Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِلَّمْ eğer
2 يَسْتَجِيبُوا cevap veremezlerse ج و ب
3 لَكُمْ size
4 فَاعْلَمُوا bilin ki ع ل م
5 أَنَّمَا doğrusu o
6 أُنْزِلَ indirilmiştir ن ز ل
7 بِعِلْمِ ilmiyle ع ل م
8 اللَّهِ Allah’ın
9 وَأَنْ ve şüphesiz
10 لَا yoktur
11 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
12 إِلَّا başka
13 هُوَ O’ndan
14 فَهَلْ artık olur musunuz?
15 أَنْتُمْ size
16 مُسْلِمُونَ Müslüman س ل م
 

فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ 

 

فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

يَسْتَج۪يبُوا  şart fiili olup, ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَكُمْ  car mecruru  يَسْتَج۪يبُوا  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir.

اَنَّمَا, kâffe ve mekfufedir. Kâffe; “men eden, alıkoyan” anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.  اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ  cümlesi, اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.

اُنْزِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  بِعِلْمِ  car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ملتبسا بعلم الله (Allah’ın ilmiyle kuşatıcıdır.) şeklindedir.  Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

و  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اَنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri;  أنه  şeklindedir. 

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harftir.  اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. اِلَّا  istisna harfidir.  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir. Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hafifletilmiş olan  اَنْ  aynı  اَنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. Fakat ismini hiçbir zaman açıkta göremeyiz. Çünkü ismini gizli bir zamir (zamiruş - şan) olarak alır.

Hafifletilmiş olan  اِنْ  cümle başında gelebileceği gibi, hafifletilmiş olan  اَنْ  cümle ortasında gelir.

Hafifletilmiş olan  اَنْ ’ in haberi devamlı cümle olur. Bu cümle isim veya fiil cümlesi olabilir. Edattan sonraki cümle isim veya çekimi yapılamayan (camid) bir fiilden oluşan fiil cümlesi ise, edatla arasında yabancı bir kelime bulunmaz. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُنْزِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

يَسْتَج۪يبُوا  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, جوب ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 


فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إذا تبين لكم ذلك فهل أنتم مُسْلِمُونَ (Bu size apaçık olduğunda, siz artık Müslüman oluyor musunuz?) şeklindedir. 

İsim cümlesidir. هَلْ  emir manasında istifham harfidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مُسْلِمُونَ  haber olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

هَلْ ; belâgi bir nükte için isim cümlesinin başına gelebilir. Bu nükte de zamana bağlı olmaksızın bu fiilin devam etmesini istemektir. Buralarda hemze de gelebilirdi ama o zaman bu belâgi nükte kaybolurdu. Çünkü hemze, âdeten ismin başına gelebilir. Ama  هَلْ  âdeten fiilin başına geldiği için muhatabın dikkatini çeker. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مُسْلِمُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan ifal babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ

 

فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte  اِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ  cümlesi şarttır. Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Önceki ayetteki  قُلْ  hitabından sonra  لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا  diyerek müfredden cemi muhatap sıygasına geçilerek iltifat yapılmıştır.

الِاسْتِجابَةُ ; İcabet etmektir. Buradaki  سْ  ve  تِ  tekid içindir. Yardım etmek ve yardım edilmek istenen konuyu göstermek manasında gelmiştir. Mecaz-ı mürseldir. Çünkü sosyal destek çoğu zaman yardım çağrısından kaynaklanır. Yardıma hazır olduğunda yardım çağrısına cevap vermeye  الِاسْتِجابَةُ  denmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

فَ  karinesiyle gelmiş cevap cümlesi olan  فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindeki  اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ  cümlesine dahil olan اَنَّـمَٓا , kasr edatıdır. Kasrla tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

İki tekit hükmündeki kasr, fiille müteallıkı arasında, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. اُنْزِلَ  maksûr/sıfat  بِعِلْمِ اللّٰهِ  maksûrun aleyh/mevsuftur. İndiriliş, Allah’ın ilmine hasredilmiştir.

اُنْزِلَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

فَاعْلَمُٓوا - بِعِلْمِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf   بِعِلْمِ اللّٰهِ  izafetinde, عِلْمِ  kelimesinin Allah lafzına izafesi, ilmin şeref ve itibarının yüksekliğini gösterir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  cümlesindeki  اَنْ, ismi hazfedilmiş, muhaffefe  اَنَّ ’dir. Masdar harfi  اَنَّ  ve akabindeki cümle masdar teviliyle  اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ  cümlesinin mahalline matuftur. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ‘nin haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ , cinsini nefyeden  لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır. Munfasıl zamir هُوَ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.

لَاۤ ’nın takdiri  موجود (vardır) olan haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَاۤ  ve  إِلَّا  ile oluşan kasr,  إِلَـٰهَ  ile  هُوَ  arasındadır. هُوَۚ  mevsûf/maksûrun aleyh,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)  

Mütekellimin kendi iddiasını ispat etmek ve rakibinin iddiasını çürütmek için kelam ilmine nispet edilen kesin aklî delilleri kullanmasına el-mezhebü’l-kelâmî denilmiştir. Bu ayette de Allah Teâlâ aklî delillerle müşriklerin sözlerinin, düşüncelerinin batıl olduğunu ortaya koyuyor.

Eğer size cevap veremezlerse sözünün esas anlamı, yardıma çağırdıkları ne varsa yardımda aciz kalmışlardır, demektir.

قُلْ فَأْتُوا  [De ki: Öyleyse... getirin] ayeti ve ondan sonrasında hitap bir kişiye (Hz. Peygambere) yönelik olmakla birlikte  فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ  [eğer... size cevap vermezlerse] ayetinde “sana” denilmeyişiyle ile ilgili olarak açıklama şöyledir: Bu ifade tekil olan muhataptan tazim ve tefhim kastı ile çoğula tahvil (iltifat) yapılmıştır. Nitekim başkan olana kimi zaman çoğul kipleri ile hitap edildiği de olur. Bununla birlikte “size” deki zamir ile  فَاعْلَمُٓوا  [bilin] deki zamir bütün herkese aittir. Herkes bilsin ki bu Kitap ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir, demektir. Bu Mücahid’in görüşüdür. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân) 

Ayet önce peygamberimize hitapla başlıyor sonra eğer sana cevap vermezlerse yerine “size” şeklindeki çoğul zamire dönüyor. Bu iltifat üslubu Hz. Peygambere tazim içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 

Fasılla gelen terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cevap cümlesi  فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen emir manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Takdiri, إذا تبين لكم ذلك  (Bu size apaçık olduğunda) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Müsned olan  مُسْلِمُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

هَلْ , belâgi bir nükte için isim cümlesinin başına gelebilir. Bu nükte de zamana bağlı olmaksızın bu fiilin devam etmesini istemektir. Buralarda hemze de gelebilirdi ama o zaman bu belâgi nükte kaybolurdu. Çünkü hemze, âdeten ismin başına gelebilir. Ama  هَلْ  âdeten fiilin başına geldiği için muhatabın dikkatini çeker. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ [Artık Müslüman oluyor musunuz?] benzeri sorularda bulunan talep manası, gereğini yapmaya ve özrün kalmadığına tenbih olduğundan, gayet etkili bir davettir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İlâhlarının cevap veremeyecekleri kesin iken, şüphe ifade eden şart cümlesinin kullanılmış olması, onlarla istihza etmek ve onların akıllarının son derece zayıf olduğunu belirtmek içindir. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)