مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَنْ | kimler |
|
| 2 | كَانَ |
|
|
| 3 | يُرِيدُ | isterse |
|
| 4 | الْحَيَاةَ | hayatını |
|
| 5 | الدُّنْيَا | dünya |
|
| 6 | وَزِينَتَهَا | ve süsünü |
|
| 7 | نُوَفِّ | karşılıklarını tam veririz |
|
| 8 | إِلَيْهِمْ | onlara |
|
| 9 | أَعْمَالَهُمْ | yaptıklarının |
|
| 10 | فِيهَا | orada |
|
| 11 | وَهُمْ | ve onlara |
|
| 12 | فِيهَا | orada |
|
| 13 | لَا |
|
|
| 14 | يُبْخَسُونَ | bir noksanlık yapılmaz |
|
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart fiilidir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mahallen meczumdur. يُر۪يدُ cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْحَيٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الدُّنْيَا kelimesi, الْحَيٰوةَ ’nin sıfatı olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.
ز۪ينَتَهَا atıf harfi و ’la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karînesi olmadan gelen نُوَفِّ اِلَيْهِمْ cümlesi şartın cevabıdır.
نُوَفِّ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَعْمَالَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪يهَا car mecruru نُوَفِّ fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamiri هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru يُبْخَسُونَ fiiline mütealliktir. لَا يُبْخَسُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُبْخَسُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
نُوَفِّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, şart üslubundadır. Şart cümlesi olan مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا , isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
Şart ismi مَنْ , mübteda, كان ’nin dahil olduğu كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا şeklindeki isim cümlesi مَنْ ’in haberidir.
كان ’nin haberi olan يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا cümlesinin muzari fiil sıygasında gelmesi, hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
كَان ’nin haberi muzari olduğunda, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemlere ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafât, s. 103)
وَز۪ينَتَهَا , mef’ûl olan الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ‘ya tezayüf nedeniyle atfedilmiştir. Bu atıf umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.
الدُّنْيَا kelimesi الْحَيٰوةَ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْهِمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ ile اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ifadeleri arasında müfredden cemiye geçişte iltifat sanatı vardır.
نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا [Amelleri tam olarak verilir] ifadesinde istiare sanatı vardır. نُوَفِّ fiili amellerin karşılığında Allah’ın takdirini hissetmek manasındadır. Aslında verilen ameller değil, bu amellerin karşılığıdır. Mübalağa ifade eden bu üslup, sebep-müsebbeb alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
“Amellerin karşılığı verilir.” manasında نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ [amelleri verilir] buyurulması, amellerin karşılığının tam olarak verildiğini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. هُمْ mübteda, ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ cümlesi haberdir.
Haber olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ف۪يهَا car mecruru, durumun dünya ile ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan يُبْخَسُونَ ‘e takdim edilmiştir.
Müsnedin menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
يُبْخَسُونَ ve نُوَفِّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
يُبْخَسُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kur'ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada istemek veya arzu etmekten murad sadece kalbî istek değil fakat bu sonuçları gerçekleştiren girişimlerdir. Yaptıklarından murad da herkesin yaptığı değildir. Zira herkes temenni ettiği, arzuladığı her şeye erişemez. Çünkü bu, hikmete mebni olan ilâhî iradeye bağlıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)