وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحاًۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ ٦١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِلَىٰ | ve (gönderdik) |
|
| 2 | ثَمُودَ | Semud halkına |
|
| 3 | أَخَاهُمْ | kardeşleri |
|
| 4 | صَالِحًا | Salih’i |
|
| 5 | قَالَ | şöyle dedi |
|
| 6 | يَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 7 | اعْبُدُوا | kulluk edin |
|
| 8 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 9 | مَا | yoktur |
|
| 10 | لَكُمْ | sizin |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | إِلَٰهٍ | ilahınız |
|
| 13 | غَيْرُهُ | O’ndan başka |
|
| 14 | هُوَ | O |
|
| 15 | أَنْشَأَكُمْ | sizi yarattı |
|
| 16 | مِنَ |
|
|
| 17 | الْأَرْضِ | yerden |
|
| 18 | وَاسْتَعْمَرَكُمْ | ve size ömür sürdürdü |
|
| 19 | فِيهَا | orada |
|
| 20 | فَاسْتَغْفِرُوهُ | O’ndan bağışlanma dileyin |
|
| 21 | ثُمَّ | sonra |
|
| 22 | تُوبُوا | tevbe edin |
|
| 23 | إِلَيْهِ | O’na |
|
| 24 | إِنَّ | muhakkak ki |
|
| 25 | رَبِّي | Rabbim |
|
| 26 | قَرِيبٌ | yakındır |
|
| 27 | مُجِيبٌ | kabul edendir |
|
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحاًۢ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلٰى ثَمُودَ car mecruru mahzuf fiile müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Takdiri, أرسلنا (gönderdik) şeklindedir.
اَخَاهُمْ mef’ûlun bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olarak nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. صَالِحاً kelimesi اَخَاهُمْ ’den bedel olup fetha ile mansubdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
اعْبُدُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. اِلٰهٍ lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.
غَيْرُهُ kelimesi اِلٰهٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Ayette zaid manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَنْشَاَكُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
اَنْشَاَكُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْاَرْضِ car mecruru اَنْشَاَكُمْ fiiline mütealliktir. اسْتَعْمَرَكُمْ fiili atıf harfi وَ ’la اَنْشَاَكُمْ ’e matuftur.
اسْتَعْمَرَكُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهَا car mecruru اسْتَعْمَرَكُمْ fiiline mütealliktir.
اَنْشَاَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نشأ ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اسْتَعْمَرَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi عمر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن أذنبتم فاستغفروه (Günah işlediyseniz istiğfar edin) şeklindedir.
اسْتَغْفِرُو fiili ن ’nun hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تُوبُٓوا fiili ن ’nun hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ car mecruru تُوبُٓوا fiiline mütealliktir.
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفِرُوهُ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi غفر ’dır.
اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
رَبّ۪ي kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَر۪يبٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُج۪يب ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
مُج۪يب , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحاًۢ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la 50. ayetteki …أرسلنا cümlesine atfedilmiştir. Bu atıf kıssanın kıssaya atfı kabilindendir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car-mecrur اِلٰى ثَمُودَ , takdiri أرسلنا (gönderdik) olan fiile mütealliktir.
Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
صَالِحاًۢ , mef’ûl olan اَخَاهُمْ ‘dan bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِلٰى ثَمُودَ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kelimedeki kesra, muzâfun ileyhten ivazdır. Muzafun ileyhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan اعْبُدُوا اللّٰهَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ
Ta’liliyye veya beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Zaid مِنْ harfi cümleyi tekit etmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مَا nafiye, لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda olan اِلٰهٍ , zaid مِنْ sebebiyle lafzen mecrur, mahallen merfûdur.
اِلٰهٍ ’deki nekrelik nev, kıllet ve tahkir ifade eder. Zaid harf مِنْ , kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfi siyakta nekre selbin umum ve şümulüne işarettir.
غَيْرُهُ kelimesi اِلٰهٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Allah Teâlâ’ya ait zamirin muzâfun ileyh olduğu غَيْرُهُ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
اِلٰهٍ - اللّٰهَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle mekulü’l-kavlin devamıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ cümlesi haberdir.
Müsnedin mazi fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Zamir hakkında verilen haberlerin هو مُنْشِئُكم ومُسْتَعْمِرُكم şeklinde değil de fiille gelişi, kasr ifadesi içindir. Çünkü bu cümleler لَمْ يُنْشِئْكم مِنَ الأرْضِ إلّا هو ولَمْ يَسْتَعْمِرْكم فِيها غَيْرُهُ [Yani O’ndan başka sizi topraktan yaratabilecek ve sizi oranın imarında görevli kılabilecek başka kimse yoktur] manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا cümlesi, اَنْشَاَكُمْ cümlesine وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ ibaresinde اَرْضِ kelimesi toprak manasında hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel olabilir.
فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan فَاسْتَغْفِرُوهُ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن أذنبتم (Eğer günah işlerseniz…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
تُوبُٓوا اِلَيْهِ cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَاسْتَعْمَرَكُمْ - اَنْشَاَكُمْ ve فَاسْتَغْفِرُو - تُوبُٓوا gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette önce istiğfar ve tövbeyi gerektiren ana sebep, sonra istiğfar ve tövbe emri, nihayet istiğfar ve tövbeyi kabul zikredilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ
Ta’liliyye veya beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
رَبّ۪ي izafeti اِنَّ ’nin ismi, قَر۪يبٌ birinci, مُج۪يبٌ ikinci haberidir. اِنَّ ’nin ismi, az lafızla çok anlam ifade etme yollarından olan izafetle gelmiştir.
Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi, Allah’ın rububiyyet sıfatını ön plana çıkarma kastına matuftur.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde, Hz. Salih’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması ona, tazim ifade eder.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Allah’ın قَر۪يبٌ ve مُج۪يبٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
مُج۪يبٌ - قَر۪يبٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bunlar mübâlağa ifade eden kiplerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
القُرْبُ , burada şefkat ve ikram anlamında müstear lafızdır. Çünkü tam zıttı olan البُعْدَ (uzaklık) nefret ve yüz çevirme manaları için müsteardır. Bu Cübeyr İbni Edbat’ın görüşüdür. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle ile, hitap zamirinden mütekellim zamirine dönülmüştür. Bunun sebebi, celâl sahibinin azametini, rahmetini ve duaya icabetini ifade etmektir. Ayrıca bu sıfatları O’na tahsis etmek kastedilmiştir. Zamir ”onların Rabbi” şeklinde devam etseydi, ibadet ettikleri putların kastediliyor olma ihtimali de olabilirdi. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)