Nahl Sûresi 2. Ayet

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ  ٢

Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُنَزِّلُ indirir ن ز ل
2 الْمَلَائِكَةَ Melekleri م ل ك
3 بِالرُّوحِ ruh ile ر و ح
4 مِنْ -nden (olan)
5 أَمْرِهِ emri- ا م ر
6 عَلَىٰ üzerine
7 مَنْ kimseler
8 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
9 مِنْ -ndan
10 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
11 أَنْ diye
12 أَنْذِرُوا uyarsın ن ذ ر
13 أَنَّهُ muhakkak
14 لَا yoktur
15 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
16 إِلَّا başka
17 أَنَا benden
18 فَاتَّقُونِ benden korkun و ق ي
 
Âyet metnindeki ruh kelimesi terim olarak “İnsan varlığının hayat ve hareket kaynağı olan, yararlı ve zararlı ayırımı yapan unsuru” şeklinde tanımlanmaktadır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rvh” md.; ruh hakkında bilgi için bk. İsrâ 17/85). Bu âyette ise müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından “vahiy” diye açıklanmıştır. Beden ruhla hayat bulduğu gibi fert ve toplumların cehalet karanlığından sıyrılıp gaflet uykusundan uyanarak nihaî kurtuluşa ermeleri de vahiy nuruyla gerçekleşeceği için âyette vahiy, ruh kelimesiyle ifade edilmiştir (Râzî, XIX, 219-220). Taberî âyetteki ruhu, “Allah’ın, hakkı kendisiyle canlandırdığı ve bâtılı onunla yere serdiği şey” diye açıklamış, bundan maksadın da vahiy olduğuna dair rivayetler aktarmıştır (XIV, 77). Elmalılı Muhammed Hamdi’nin de belirttiği gibi (V, 3085) âyette vahyin mükemmel bir tanımı verilmiştir. Buna göre vahyin kaynağı ilâhîdir; Allah kullarından dilediğini peygamber olarak seçmekte ve ona melekleri aracılığıyla insanlığın ruhu, hayat kaynağı değerinde bilgiler, ilkeler göndermektedir. Allah’tan başka tanrı olmadığına inanılması ve O’na saygıda kusur edilmemesi gerektiği yönündeki uyarı bu bilgilerin özünü oluşturmaktadır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 378
 

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ

 

Fiil cümlesidir.  يُنَزِّلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْمَلٰٓئِكَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بِالرُّوحِ  car mecruru  الْمَلٰٓئِكَةَ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; مصحوبة بالوحي (Vahiy eşliğinde) şeklindedir.

مِنْ اَمْرِه۪  car mecruru  الرُّوحِ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl,  عَلٰى  harf-i ceriyle  يُنَزِّلُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ عِبَادِه۪ٓ  car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  الرُّوحِ ’den bedel olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  tefsiriyye veya masdariyyedir. اَنْذِرُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  ب  harf-i ceriyle  اَنْذِرُٓوا  fiiline mütealliktir. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

هُ  muttasıl zamir  اَنَّ ’in ismi olarak mahallen mansubdur. لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬  cümlesi,  اَنَّ ’in haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  istisna harfidir.  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir   اَنَا۬  mahzuf haberin zamirinden bedeldir.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إذا أردتم النجاة في الآخرة فاتّقوني بتوحيدي (Eğer ahirette kurtulmak istiyorsanız benim birliğim dolayısıyla benden sakının.) şeklindedir.

اتَّقُونِ  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نَ  vikayedir. Hazf edilen  يَ  ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bir  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُونِ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

Bu bab fiile  mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

يُنَزِّلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اَنْذِرُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نذر ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِالرُّوحِ  car mecruru mefûl olan  الْمَلٰٓئِكَةَ ’den,  مِنْ اَمْرِه۪  ise  بِالرُّوحِ ’den mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan  مَنْ  başındaki  عَلٰى  harf-i ceriyle  يُنَزِّلُ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  عِبَادِه۪  ve  اَمْرِه۪  izafetlerinde Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması  عِبَادِ ’ye ve  اَمْرِ ‘ye tazim ifade etmiştir.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibhâm; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Masdar harfi  اَنْ ‘in dahil olduğu  اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬  cümlesi, masdar teviliyle cer mahallinde  بِالرُّوحِ ’den bedeldir. Masdar-ı müevvel cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Masdar ve tekit harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬  cümlesi masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harfi ile  اَنْذِرُٓوا  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. اَنَّهُ ’deki zamir şan zamiridir. Daha sonra gelen cümlenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için gelmiştir.

اَنَّ ‘nin haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ , cinsini nefyeden  لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.

Munfasıl zamir  اَنَا۬ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.

لَاۤ ’nın takdiri  حق (gerçektir) veya  موجود (vardır) olan haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَاۤ  ve  إِلَّا  ile oluşan kasr,  إِلَـٰهَ  ile  اَنَا۬  arasındadır. اَنَا۬  mevsûf/maksûrun aleyh,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)  

Allah Teâlâ ilâhlığın sadece kendisine has olduğunu kasr üslubuyla kesin olarak belirtmiştir.

اَنْ  müfessiredir, çünkü  بِالرُّوحِ  kelimesi, قول  (söylemek) manasını içeren vahiy manasınadır. Ya da  اَنْ  mastariyedir,  بِالرُّوحِ ’den bedel olarak mahallen mansubdur veya harf-i cerin hazfı ile mansubdur. Bir başka ihtimal de bu  اَنْ ’in,  انّ ’den tahfif olduğudur.

الرُّوحِ - الْمَلٰٓئِكَةَ - عِبَادِه۪ٓ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مِنْ ’lerin tekrarında,  مَنْ  ve  مِنْ  arasında cinas ve reddül reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

“Cenab-ı Hak,  bu ayetteki  الْمَلٰٓئِكَةَ  sözü ile sadece Cebrail (a.s)’ı kastetmiştir.” Vahidî şöyle der: “Müfredi cemi bir kelime ile isimlendirmek, eğer o müfred reis ve lider durumunda olursa caizdir. Bu tıpkı ‘Biz Nuh'u da kavmine (peygamber olarak) gönderdik.’ (Nuh Suresi, 1); ‘Biz o Kur’an'ı Kadir gecesinde indirdik.’ (Kadir Suresi, 1) gibidir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الرُّوحِ  kelimesinde istiare vardır. Çünkü buradaki  الرُّوحِ  ile kastedilen insanlara (halk) hayat vermeyi, hakkı açıklamayı içeren vahiydir. Yüce Allah’ın [Onun gibi sana da bir kısım buyruklarımızı içeren bir ruh vahyettik. (Şura Suresi, 52)] sözü ve yine O’nun Mesih -selam ona olsun- hakkındaki [Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah’ın resulu, Meryem’e söylediği kelimesi ve O’nun katından verilmiş bir ruhtur. (Nisa Suresi, 171)] sözü de bunun gibidir. Burada Allah Teâlâ bu manaya göre İsa’yı “ruh” diye anmıştır. Çünkü ümmetinin hayatı ve şeriatının bekası ancak onun sayesinde mümkün olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)


 فَاتَّقُونِ

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إذا أردتم النجاة في الآخرة (Eğer ahirette kurtulmak istiyorsanız ...) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَاتَّقُونِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Fiilin sonundaki mef’ûl olan mütekellim zamiri, haşyeti artırmak ve fasılaya riayet kastıyla hazf edilmiştir. Zamirin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَاتَّقُونِ  [Benden korkun]  cümlesinde iltifat sanatı vardır. Azabı acele isteyenlere, üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüş yoluyla hitaptır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayet vahyin melekler aracılığı ile indiğine ve esas maksadın da ilim kabiliyetinin kemâl derecesi olan tevhit olduğuna vurgu yapmakta, amel gücünün zirvesi olan takva emrine işaret etmekte ve peygamberliğin Allah vergisi olduğuna dikkat çekmektedir. Ondan sonraki ayetler de onun birliğinin delilidir; şöyle ki onlar Allah Teâlâ âlemin asıllarını ve fer’ lerini hikmet ve maslahata uygun olarak var edendir. Eğer bir ortağı olsa idi o da bunlar gibi yapardı, o zaman da birbirlerine mani olurlardı. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)