Nahl Sûresi 1. Ayet

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ  ١

Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَتَىٰ geldi ا ت ي
2 أَمْرُ emri ا م ر
3 اللَّهِ Allah’ın
4 فَلَا artık
5 تَسْتَعْجِلُوهُ onu acele istemeyin ع ج ل
6 سُبْحَانَهُ (Allah) uzaktır س ب ح
7 وَتَعَالَىٰ ve yücedir ع ل و
8 عَمَّا -ndan
9 يُشْرِكُونَ ortak koştukları- ش ر ك
 
Sözlükte emir kelimesi hem “buyruk, hüküm, yasa, yönetim” hem de “iş, olgu, olay” anlamına gelir. Burada hangi anlamda kullanıldığı ve ne kastedildiği konusunda değişik açıklamalar yapılmıştır. Taberî, ilk anlamına göre Allah’ın farzlarının ve hükümlerinin, ikincisine göre de kıyamet olayının ve inkârcıların hak ettikleri azap vaktinin kastedildiğine dair iki görüş aktardıktan sonra kendi tercihini şöyle açıklamaktadır: “Âyet, Allah ve resulünü inkâr edenlere karşı Allah tarafından bir tehdittir; onlara cezalandırılacakları, yıkıma (helâk) uğrayacakları vaktin yaklaştığına dair bir duyurudur. Nitekim devamında gelen ‘Allah onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir’ şeklindeki ifadeden de bu (muhatabın inkârcılar olduğu) anlaşılıyor” (XIV, 75-76).
 Bir yoruma göre Mekke’de müşriklerin inkârcı ve baskıcı tutumlarından bıkan müslümanlar, onların bir an önce hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını yahut sonlarının gelmesini istiyorlardı; âyette müslümanların beklentilerinin muhakkak gerçekleşeceği bildirilmektedir. Daha çok benimsenen diğer bir yoruma göre ise putperestler, “Şayet gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit hani ne zaman gerçekleşecek!” (Yâsîn 36/48); “Allahım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir hakikatse gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!” (Enfâl 8/32) gibi alay kabilinden sözlerle, yapılan uyarıları ciddiye almadıklarını, bu uyarılara aldırış etmedikleri takdirde sonlarının geleceğine, dünyada ve âhirette cezalandırılacaklarına en küçük bir ihtimal vermediklerini ima ediyorlardı. Âyet buna bir cevap teşkil etmektedir. Aslında o sırada henüz inkârcılar için bir ceza ve yıkım gerçekleşmediği halde âyette geçmiş zaman kullanılmasının sebebi, bu haberde, “Bir şeyin olacağını Allah bildirmişse artık o olmuş demektir” anlamında bir kesinlik bulunmasıdır (Kurtubî, X, 70). Şu halde metindeki “gelmiştir” anlamındaki kelimeyi “gelmiş bilin” şeklinde anlamak gerekir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 376-377
 

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. اَتٰٓى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اَمْرُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن طلبتم الأمر فلا تستعجلوه (Bu işi istiyorsanız acele etmeyin) şeklindedir.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَسْتَعْجِلُوهُ  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

تَسْتَعْجِلُوهُ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsî fiili  عجل ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.


 سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

 

Fiil cümlesidir. سُبْحَانَهُ  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  نسبح (tesbih ederiz) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَعَالٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  مَا  müşterek ism-i mevsûl  عَنْ  harf-i ceriyle  تَعَالٰى  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يُشْرِكُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يُشْرِكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُشْرِكُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  شرك ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ

 

Ayet,  ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Kur’an surelerinin ilk ayetleri surenin içeriğiyle olan anlam bağlantısı yönüyle berâat-i istihlâl sanatının en güzel örnekleridir. İlk cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

Müsnedün ileyhin izafet şeklinde gelmesi az sözle çok anlam ifadesi içindir.  اَمْرُ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  اَمْر ’e şan ve şeref kazanmıştır.

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

اَمْرُ ’nun  اَتٰٓى  fiiline isnadı, mecaz-ı aklîdir.

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ  cümlesinde istiare sanatı vardır. اَمْرُ  kelimesi  أتي  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Emrin bir şahıs gibi gelecek olması onun önemini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması bu manayı kuvvetlendirmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ  [Allah’ın emri geldi.] ibaresi haber cümlesi şeklinde gelmiştir. Fakat tehdit içeren manasıyla muktezâ-i zâhirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Burada gelecekten bahseden  اَتٰٓى  fiili muzarî sıygayla gelmesi gerekirken muktezâ-i zâhirden çıkarak mazi formda gelmiştir. 

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mazi ve muzari fiillerin birbiri yerine kullanılması bir istiare şeklidir. Burada mazi fiil olan  اَتٰٓى,  gelecek manasındadır. Bunun delili de ayetin devamındaki “o halde acele etmeyin” kısmıdır. Câmi’ her iki fiildeki tahakkuktur. Çünkü Allah Teâlâ’nın vaadinde değişiklik olmaz. Müşebbehün bih (mazi fiil) müşebbeh (muzari fiil) için müstear olmuştur. Sonra ayetin sonundaki karîne dolayısıyla tebei tasrihi istiare olarak  اتيان  masdarından mazi fiil türetilerek kullanılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Arkadan gelen  اَمْرُ  kelimesi peygamberlik anlamında kullanılan bir kelimedir. Zira bazı müfessirler Peygamberin (s.a.v) gönderilişi şeklinde yorumlamışlardır. Bu durumda  فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ  ifadesindeki  اَمْرُ  kelimesine ait olan zamir, kelimenin diğer bir anlamı olan kıyamet ve azabı da işaret edecek ve istiḫdâm sanatına örnek oluşturacaktır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, V, 1727)

İbnu’l Hâc es‐Sülemî’ye (ö. 1232/1817) göre mazi fiilin gelecek zaman anlamında kullanılması şu kurala bağlıdır: Mahkûm aleyhin gerçekleşmesi kesinlik taşıyorsa bu durumda mazi fiil, gelecek zaman anlamında kullanılmaktadır.

Bu ayette bulunan emr kelimesi, helak ya da kıyamet anlamına gelmektedir.

Kıyametin ya da toplu helakin meydana gelişi geçmiş zamanda olmadığına göre geldi formundaki fiil ‘gelecektir’ anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla  اَمْرُ  kelimesinin ‘geldi’ anlamında kullanılması, emrin gerçekleşeceğinin kesinliğini ifade etmektedir.

Kıyamet sahnelerinden birinin anlatıldığı  وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ  (Fecr Suresi, 21) ayetinde yukardaki kurala ilave olarak Kur'an’ın farklı bir dil özelliğini görmek mümkündür. Burada da geldi fiili, gelecek anlamında kullanılmıştır. Dikkat çeken yön ise bu ayette geldi ifadesi  َاَتٰٓى  fiili ile ifade edilirken, Fecr Suresinde  جَٓاءَ  fili ile anlatılmaktadır. Bu iki fiil arasında şöyle bir anlam farklılığı bulunmaktadır:  جَٓاءَ  fiili kesinlik anlamı taşımakta iken  َاَتٰٓى  fiili şüphe anlamı barındırmaktadır. Kıyametin kopuşu kesin olduğundan ikinci ayette  جَٓاءَ  fiili kullanılmıştır. Ancak ihtimal ve şüphe anlamı taşıyan  َاَتٰٓى  fiili ise muhatapların şüphe ve inkârlarını kapsamak ve ifade etmek içindir. Dolayısıyla  َاَتٰٓى  fiilinin kullanılmasıyla ayet, “Allah’ın emri gelecektir ancak bunun ne zaman olacağı gaybî bir bilgidir.’’ anlamını ifade etmektedir. (Harun Bekiroğlu, Kur’an’da Bir Anlatım Sanatı Olarak Muhakkaku’l‐ Vukû‘ Ke’l‐Vukû‘ Prensibi)

اَمْرُ اللّٰهِ  [Allah’ın emri]’nden kasıt; şirk üzere olan ve O’nun Resulünü yalanlamaya devam eden kimseler için hazırladığı cezasıdır. Allah'ın emri geldi. Buradaki  اَمْرُ  kelimesi  امور’ un tekili yani Allah'ın ilâhlığı gereğince işler manasına “emr” olması muhtemel olduğu gibi  اوامر ’in tekili yani Allah'ın nefsi gereği, hüküm ve fermanı manasına “emr” olması da muhtemeldir. Ve ikisiyle de tefsir edilmiştir. Birinci durumda maksat, kâfirlere vadedilmiş olan azap veya kıyamettir. Fakat bu şekilde geldi demenin, gelmek üzeredir, gelmektedir, geliyor manasına mecaz olması gerekir. فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ  [Onu acele istemeyin!] buyurulması da buna ipucu olur. Çünkü gelmiş olsaydı emri gerçekleşirdi. Meydana gelmiş bir şeyi acele istemek de imkânsız olurdu. İkinci durumda ise onun meydana gelmesini gerektiren Allah'ın hükmü geldi demek olacağından gerçek manası üzeredir. Ancak zamirinde bir istihdam gözetmek gerekir. Ve bu şekilde iki mananın ikisi de göz önünde bulundurulmuş olur. Yani Allah'ın emri ve fermanı geldi, şimdi onun acele gelmesini istemeyiniz. O emrin kapsamını istemekte acele etmeyiniz, olacaklar olacak, müşrikler kahrolacak. Yüce Allah onların şirk koşmalarından münezzeh ve yücedir. Bundan dolayı Allah katında şefaatçilerimiz olur diye tapıp Allah'a ortak koştukları şeylerin hiçbirisinin onları Allah'ın emrinden kurtarmasına imkân yoktur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


 فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri إن طلبتم الأمر  [Bu işi istiyorsanız…]  olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.


  سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  سُبْحَانَهُ  ifadesi, takdiri  نسبّح  (Tesbih ederiz) olan fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)

وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl başındaki harf-i cerle  تَعَالٰى  fiiline mütealliktir. Sılası olan  يُشْرِكُونَ  , hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sılanın muzari fiil sıygasında gelmesi şirk koşmanın bir defaya mahsus olmadığını ve zaman içerisinde tekrarlandığını göstermektedir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artırır.

تَعَالٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Allah’ın yüceliğinin görünür şekilde olduğu hakkında  ألعلْوٌ  istiare olmuştur. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212) 

سُبْحَانَهُ -  تَعَالٰى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

سُبْحَانَهُ  cümle-i mûteriza olup zalimlerin iddialarının batıl olduğunu açıklar. Ebüssuûd şöyle der: سُبْحَانَ  kelimesinin  سبح ’dan türemiş, تفعيل  kalıbına nakledilmiş ve masdara dönüşmüş olmasında kimseye gizli kalmayan belli bir tenzih ifadesi vardır. Manası şöyledir: “Allah'ı O’na yakışır bir şekilde tenzih ederim.” (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Rum/40)

عَمَّا يُشْرِكُونَ [Onların ortak koştukları şeylerden] ayetinin, “onların şirk koşmalarından” anlamında olduğu söylenmiştir. Ayetteki “şeyler” kelimesinin; “kimse” anlamında olduğu da söylenmiştir ki O, kendisine ortak koşulan kimselerden yüce ve münezzehtir, anlamına gelir. (Kurtubî, El-Câmi’ li- Ahkâmi’l-Kur’ân)