Meryem Sûresi 46. Ayet

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ  ٤٦

Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 أَرَاغِبٌ yüz mü çeviriyorsun? ر غ ب
3 أَنْتَ sen
4 عَنْ -dan
5 الِهَتِي benim ilahlarım- ا ل ه
6 يَا إِبْرَاهِيمُ İbrahim
7 لَئِنْ eğer
8 لَمْ
9 تَنْتَهِ vazgeçmezsen ن ه ي
10 لَأَرْجُمَنَّكَ andolsun seni taşlarım ر ج م
11 وَاهْجُرْنِي benden ayrıl, git ه ج ر
12 مَلِيًّا uzun süre م ل و
 
Bu âyetler, evlâdın ana babaya karşı tavrının nasıl olması gerektiğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Hz. İbrâhim, babası Âzer’e her sözünün başında “babacığım” diye hitap etmekte, –ilerideki âyetlerden anlaşılacağı üzere– babası müşrik olmasına, kendisine karşı son derece kaba ve tehditkâr ifadeler kullanmasına rağmen ona karşı saygıda kusur etmediği görülmektedir. Âyetlerden aynı zamanda küçüğün de büyüğe öğüt verebileceği ve din konusunda insanları doğru yola iletecek gerçek bilginin ilâhî vahiy olduğu anlaşılmaktadır. 44. âyette, Allah’ın emrine aykırı olmasına rağmen şeytanın emrine itaat etmek, “ona tapma” olarak değerlendirilmiştir. Kur’an akla, hakikate ve ahlâka aykırı olan her türlü hareketi şeytanî olarak; ve şeytanî sâiklere teslimiyet yönünde ortaya konan her bilinçli eylemi de “şeytana tapma” olarak tanımlamaktadır (Esed, II, 615; krş. Nisâ 4/117). 
 
İbrâhim’in babası için dua edeceği yönündeki vaadi, babasının inkârcı olarak öleceğini ve Allah düşmanı olduğunu öğrenmeden önce idi. Bu durumu öğrenince babasının affı için dua etmekten vazgeçti (bk. Tevbe9/114).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 602
 

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  اَرَاغِبٌ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  رَاغِبٌ  mübteda olup damme ile merfûdur.  اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي cümlesi haber olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  اَنْتَ  ism-i fail olan  رَاغِبٌ ’un faili olarak mahallen merfûdur.  

Veya  رَاغِبٌ  mukaddem haber olup damme ile merfûdur.  اَنْتَ  munfasıl zamir muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.

عَنْ اٰلِهَت۪ي  car mecruru  رَاغِبٌ ’a mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَٓا  nida harfidir. اِبْرٰه۪يمُۚ  münadadır. Müfred alem olup damme ile mebni, mahallen mansubdur.

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır.  6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. Ayette istifham harfinden sonra gelmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَاغِبٌ ; sülasisi mücerredi  رغب olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ

 

لَ  harfi mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil cümlesidir. لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَنْتَهِ۬  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

لَاَرْجُمَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اهْجُرْن۪ي  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Sonundaki  ن۪  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَلِياًّ  zaman zarfı اهْجُرْن۪ي  fiiline mütealliktir.

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَنْتَهِ۬  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نهي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen bu ayetin fasıl sebebi şibhi kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُ  cümlesi, Hz. İbrahim’in babasının sözleridir. 

Soru hemzesinin dahil olduğu isim cümlesi  اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

رَاغِبٌ  mukaddem haberdir. Munfasıl zamir  اَنْتَ , muahhar mübtedadır. İstifham hemzesinin dahil olduğu nekra ismin mübteda olması da caizdir.

Car mecrur  عَنْ اٰلِهَت۪ي , mukaddem haber  رَاغِبٌ ’a mütealliktir. 

Müsned olan  رَاغِبٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayet-i kerimedeki hemze tasavvur hemzesidir. Muhatabın zekâsına güvenerek muadil hazf edilmiştir. Allahu a’lem takdir şöyledir:  اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي أمْ رَاغِبٌ فيها (Sen bizim ilahlarımızdan yüz mü çeviriyorsun yoksa onlara rağbet mi ediyorsun?). Tabi bu hemzenin tasdik hemzesi olma ihtimali de vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَٓا اِبْرٰه۪يمُ  nidası, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur.

İstifham edatı hemze bu ayette, Hz. İbrahim’in putlara tapmaması sebebiyle hayret ifade etmek üzere hakiki anlamından çıkarak belâgî manalarından biri olan taaccüp anlamında kullanılmıştır. 

Beyzâvî, istifhamın bu taaccüp anlamını şöyle ifade eder: “Hz.İbrahim, babasını hak dine davet ederken son derece nazik ve yumuşak bir üslup kullandığı halde babası ona kabalık ve sertlikle cevap verdi ve daveti kabul etmemek için aşırı inat gösterdi. Onun, her sözünün başında  يَٓا اَبَتِ  [Ey babacığım!] ifadesini kullanmasına karşın babası  يا بُنيّ  (Ey oğulcuğum) demedi ve ona adıyla seslendi. Üstelik adını da cümlenin sonunda zikretti. Haberi başa aldı ve soru edatı olan hemzeyi ondan önce getirdi. Bütün bunları putlardan yüz çevirmesini yadırgadığını taaccübî bir ifadeyle ortaya koyma gayesiyle yaptı. Sanki akıllı kimse putlara ibadetten yüz çevirmezmiş gibi. Sonra tehditle şöyle dedi: [Eğer (tanrılarım hakkındaki konuşmandan yahut onlardan yüz çevirmenden) vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım; şimdi uzun bir süre gözüme görünme!] (Meryem Suresi, 46)

Dipnot: Hz. İbrahim ve müşrik babası arasında cereyan eden bu diyalog çocukların ana babaya karşı -müşrik de olsalar- nasıl bir tutum içerisinde olmaları gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Zira Hz. İbrahim babasını irşat ederken her sözüne “babacığım” diye başlamakta, onun ağır ve tehditkâr ifadelerine karşılık ona saygıda asla kusur etmemekte, bütün kötülüklerine rağmeَn  سَلَامٌ عَلَيْكَۚ  diyerek onunla vedalaşmaktadır. Filhakika, Bir peygamberin babasının müşrik olamayacağı görüşleri de sabit olduğundan, Âzer’in, Hz. İbrahim’in babası olmayıp baba diye hitap ettiği bir amcası olabileceği düşünülebilir. Âzer’in Hz. İbrahim’e “oğlum/yavrucuğum” diye hitapta bulunmaması da bu görüşe bir karîne teşkil eder. (Tez okumam esnasında hocam Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu’nun ilave ettiği yorumdur.) (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı, Nahl Suresi 48)


 لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ 

 

Mekulü’l-kavle dahil istînâf cümlesidir. Kasem üslubunda gelmiştir. لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Kasem fiili mahzuftur. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. 

Kasemle tekid edilen terkipte  لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬  cümlesi şarttır. Menfi muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

لَاَرْجُمَنَّكَ  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kasemin cevabının delaletiyle, şartın cevabı hazf edilmiştir. Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mezkur şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ebu Müslim (r.a) şöyle der: “Bundan kastedilen, taşlayıp öldürmektir. Fakat bu bazan mecazî olarak tard etmek, uzaklaştırmak, kovmak manasında da kullanılır. Babasının bu sözle kovma manasını kastettiğine, onun ‘uzun bir müddet benden ayrıl, git’ şeklindeki sözü de delalet etmektedir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ

 

لَاَرْجُمَنَّكَ  sözüne sebep olan mukadder bir cümleye matuftur. Takdiri; …فاحذرني  (Benden sakın.) şeklindedir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

مَلِياًّ  uzun zamana işaret eden zaman zarfıdır. Kelimedeki nekrelik, kesret ifade eder.