اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَمِ | yoksa |
|
| 2 | اتَّخَذُوا | mı edindiler? |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 5 | الِهَةً | ilahlar |
|
| 6 | قُلْ | de ki |
|
| 7 | هَاتُوا | getirin |
|
| 8 | بُرْهَانَكُمْ | delilinizi |
|
| 9 | هَٰذَا | işte budur |
|
| 10 | ذِكْرُ | öğütü |
|
| 11 | مَنْ | olanların |
|
| 12 | مَعِيَ | benimle beraber |
|
| 13 | وَذِكْرُ | ve öğütü |
|
| 14 | مَنْ |
|
|
| 15 | قَبْلِي | benden öncekilerin |
|
| 16 | بَلْ | ama |
|
| 17 | أَكْثَرُهُمْ | çokları |
|
| 18 | لَا |
|
|
| 19 | يَعْلَمُونَ | bilmezler |
|
| 20 | الْحَقَّ | hakkı |
|
| 21 | فَهُمْ | bundan dolayı onlar |
|
| 22 | مُعْرِضُونَ | (haktan) yüz çevirirler |
|
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ
Fiil cümlesidir. اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. اتَّخَذُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru اتَّخَذُوا fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰلِهَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذُٓوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli هَاتُوا ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَاتُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بُرْهَان mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. ذِكْرُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَعِيَ zaman zarfı ism-i mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ذِكْرُ atıf harfi وَ ’la önceki ذِكْرُ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır.
Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Zaman zarfı قَبْل۪ي ism-i mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. اَكْثَرُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْحَقَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَكْثَرُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَهُمْ مُعْرِضُونَ
İsim cümlesidir. فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.
Muttasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُعْرِضُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مُعْرِضُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ
Ayetin müspet mazi fiil sıygasındaki ilk cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اَمِ , hemze ve بل manasını taşıyan munkatıadır. Buradaki hemze inkâri manadadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-i inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru sorup cevap bekleme kastı taşımadan, tevbih ve takrir manasına geldiği için mecazı mürsel mürekkebdir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Sorunun cevabını bilmemesi veya cevap beklemesi söz konusu olamadığı için ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اتَّخَذُوا fiiline müteallik مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
İki mef’ûle müteaddi اتَّخَذُوا fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlüne müteallik olan car mecrur مِنْ دُونِه۪ٓ izafeti, gayrının tahkiri içindir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اتَّخَذُٓوا fiili, اِفْتِعال babındandır. اِفْتِعال babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. اِفْتِعال kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
Mef’ûl olan اٰلِهَةًۜ ’deki nekrelik, kıllet ve tahkir ifade eder. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şumulüne işarettir. Teksir kemiyet bakımından, tahkir ise keyfiyet bakımındandır.
مِنْ دُونِه۪ tabirinin iki manası vardır: Allah'tan gayrı, Allah'la beraber. (Medine Balcı, c. 8, s. 723)
Bu cümle, 21. ayetteki اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ ifadesinin tekrarıdır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Ondan başka ilâhlar mı edindiler? İfadesinin tekrarı, inkârlarını büyütmek, durumlarının feci olduğunu gözler önüne sermek, onları azarlamak ve cahilliklerini açığa çıkarmak içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً cümlesi, اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ (Enbiya Suresi, 21) cümlesini tekid eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mekulü’l-kavl, emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen talep manasında olmayıp taciz ve tehaddi kastı taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ [De ki: Delilinizi getirin!] cümlesinde, hasmı aciz bırakıp susturma sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
هاتُوا fiili, isim fiildir. ‘Arzedin, sunun’ manasındadır. هاتِ kesra üzere mebnidir. Allah Teâlâ’nın daha önce Bakara suresi 111. ayetinde قُلْ هاتُوا بُرْهانَكم إنْ كُنْتُمْ صادِقِينَ (De ki: Eğer doğru kimseler iseniz delilinizi getirin) diye geçtiği gibidir. Arz etmek, göstermek manası için istiare olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Kasas/75)
هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ
Beyanî istînâf veya ta’liliye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin işaret ismi هٰذَا ile marife olması habere dikkat çekip, önemini vurgular. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. هٰذَا ile zikre işaret edilmiştir. Kitaplardaki içerik, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Haber olan ذِكْرُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
ذِكْرُ ‘nun muzâfun ileyhi müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası mahzuftur. مَعِيَ, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَنْ مَعِيَ izafeti, masdarın mef’ûlüne izafesi şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪ي izafeti, haber olan ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ ’ye tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir.
ذِكْرُ ’nun tekrarı önemine binaen yapılmış ıtnâb sanatıdır.
بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfi, bu ayette intikal için gelmiştir.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh olan اَكْثَرُهُمْ ‘un izafetle marife olması, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.
İsm-i tafdil vezninde gelen اَكْثَرُ , mübalağa ifade etmiştir.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ cümlesi müsneddir.
Cümlede müsnedin menfi muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, tecessüm, teceddüt ve istimrar ifade eder.
Mef’ûl olan الْحَقَّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur'an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَلْ atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1 s. 437)
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ [Bilakis onların çoğu hakkı bilmezler] cümlesini İbni Muhaysın ve el-Hasen الْحَقَّ kelimesini ألحقُ şeklinde ötreli olarak; “O haktır, bu hakkın ta kendisidir.” anlamında ref ile okumuştur. Bu kıraate göre bundan önceki kelime olan “bilmezler” kelimesi üzerinde vakıf yapılır. Buna göre ayet: “... Bilakis onların çoğu bilmezler. (Bu) hakkın kendisidir; bundan ötürü onlar yüz çevirirler.” anlamında olur. Ancak “hak” kelimesinin nasb ile kıraatine göre burada vakıf yapılmaz. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
[Onların çoğu bilmiyorlar] denilmesi, bazılarının bunu bildiklerini fakat inat olarak gereğini yapmadıklarını zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümle Kur’an’da aynen veya ufak değişikliklerle birçok kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)
Ayetin son cümlesi olan فَهُمْ مُعْرِضُونَ , cümlesi atıf harfi فَ ile önceki cümlenin müsnedi olan لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ذِكْرُ ve مَنْ ’lerin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sayfadaki ayetlerin fasılaları olan و- نَ ve ي - نَ harflerinde seci ve lüzûm mâ lâ yelzem sanatları vardır. Bu sanatlar sayesinde oluşan musiki, hem dinleyeni cezbeder hem de zihinde yer etmesini sağlar.
Lüzûm mâ lâ yelzem sanatı; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)