وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve |
|
| 2 | أَرْسَلْنَا | göndermedik |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | قَبْلِكَ | senden önce |
|
| 5 | مِنْ | hiçbir |
|
| 6 | رَسُولٍ | peygamber |
|
| 7 | إِلَّا |
|
|
| 8 | نُوحِي | diye vahyetmediğimiz |
|
| 9 | إِلَيْهِ | ona |
|
| 10 | أَنَّهُ | şüphesiz |
|
| 11 | لَا | yoktur |
|
| 12 | إِلَٰهَ | ilah |
|
| 13 | إِلَّا | başka |
|
| 14 | أَنَا | benden |
|
| 15 | فَاعْبُدُونِ | bana kulluk edin |
|
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِكَ car mecruru اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ harf-i ceri zaiddir. رَسُولٍ lafzen mecrur, mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. نُوح۪ٓي اِلَيْهِ cümlesi, اَرْسَلْنَا ’deki failin veya مِنْ رَسُولٍ ’in hali olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır.
نُوح۪ٓي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اِلَيْهِ car mecruru نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir.
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسَلْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
نُوح۪ٓي fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ cümlesi اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf بِ harf-i ceriyle نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir.
لَٓا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
اِلٰهَ kelimesi لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni mahallen mansubdur. اِلَّا istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri, موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir اَنَا۬ mahzuf haberin zamirinden bedeldir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن صدّقتموني فاعبدوني (Beni tasdik ediyorsanız bana kulluk edin) şeklindedir.
اعْبُدُونِ fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle zaid مِنْ harfi ve kasr üslubuyla tekit edilmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَرْسَلْنَا fiiline müteallik مِنْ قَبْلِكَ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan مِنْ رَسُولٍ ’deki nekrelik, tazim ve kıllet ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf, olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.
Yani istisnasız olarak her peygambere bu emir vahyedilmiştir, bu emri almamış hiçbir resul yoktur.
اَرْسَلْنَا - رَسُولٍ kelimeleri arasında iştikâk cinâsı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنْ رَسُولٍ ’deki مِنْ harfi olumsuzluğu tekid için zaiddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ cümlesi, اَرْسَلْنَا fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَرْسَلْنَا ve نُوح۪ٓي fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Nefiy harfi مَٓا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlünün hali arasındadır. اَرْسَلْنَا maksûr/sıfat, … نُوح۪ٓي اِلَيْهِ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen hale sahip mef'ûle tahsis edilmiştir. Hz. Peygamberimizden önceki peygamberlere de “Benden başka tanrı yok; sadece bana kulluk edin.” şeklinde vahyedildiği, etkili ve kesin bir şekilde ifade edilmiştir.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ , masdar tevilinde, takdir edilen بِ harfiyle birlikte نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin haberi olan لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ cümlesi, cinsini nefyeden لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Munfasıl zamir اَنَا۬ , cinsini nefyeden لَاۤ ’nın ismi olan اِلٰهَ ’nin mahallinden veya لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.
Ayetin başındaki azamet zamirinden اَنَا۬ ile müfret mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
لَاۤ ’nın takdiri حق (gerçektir) veya موجود (vardır) olan haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَاۤ ve إِلَّا ile oluşan kasr, إِلَـٰهَ ile اَنَا۬ arasındadır. اَنَا۬ mevsûf/maksûrun aleyh, اِلٰهَ sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır.
Allah Teâlâ ilâhlığın sadece kendisine has olduğunu kasr üslubuyla kesin olarak belirtmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden birden fazla tekid unsuru taşıyan ve tahsis ifade eden bu gibi cümleler, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اَرْسَلْنَا ile نُوح۪ٓي kelimeleri arasında, maziden muzariye geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
نُوح۪ٓي اِلَيْهِ [Vahyettiğimiz] ibaresi muzari fiille gelerek şimdiki durum hikâye edilmiştir. Böylece bu konunun ve ona vahyedilen şeyin önemine delalet edilmiştir. Göndermek ve vahyetmek manasındaki fiiller اَرْسَلْنَا ve نُوح۪ٓي şeklinde gelerek, azamet zamirine isnad edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 63)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاعْبُدُونِ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan فَاعْبُدُونِ cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Fiilin sonundaki نِ nûn-u vikaye, kesra ise mütekellim zamirinden ivazdır. Mef’ûl olan mütekellim zamiri tahfif için hazf edilmiş, böylelikle fasılaya da riayet sağlanmıştır. Zamirin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Takdiri …إن صدّقتموني (Eğer bana inanıyorsanız…) olan mahzuf şart ve mezkur cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin tamamındaki üslup tevhide ve onun önemine delalet eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 63)