هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هُوَ | O’dur |
|
| 2 | الَّذِي |
|
|
| 3 | يُصَوِّرُكُمْ | sizi şekillendiren |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | الْأَرْحَامِ | rahimlerde |
|
| 6 | كَيْفَ | gibi |
|
| 7 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 8 | لَا | yoktur |
|
| 9 | إِلَٰهَ | ilah |
|
| 10 | إِلَّا | başka |
|
| 11 | هُوَ | O’ndan |
|
| 12 | الْعَزِيزُ | azizdir |
|
| 13 | الْحَكِيمُ | hüküm ve hikmet sahibidir |
|
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي , haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُصَوِّرُكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُصَوِّرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَرْحَامِ car mecruru mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; كائنين في الأرحام (Rahimlerde bulunan) şeklindedir.
كَيْفَ gayr-i cazim şart ismi olup, يَشَٓاءُ fiilinin hali olarak mahallen mansubdur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mef’ûlu hazfedilmiştir. Takdiri; يشاء تصويركم (Sizin tasvir edilmenizi ister) şeklindedir.
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri; كيف يشاء تصويركم يصوركم في الأرحام (İstediği şekilde sizi rahimlerde tasvir eder.) şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُصَوِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi صور ’ dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
İsim cümlesidir. لَاۤ cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
اِلٰهَ kelimesi لَاۤ ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا istisna harfidir. لَٓا ’ nın haberi mahzuftur. Takdiri, موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir هُوَ mahzuf haberin zamirinden bedeldir.
الْعَز۪يزُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir. الْحَك۪يمُ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْعَز۪يزُ- الْحَك۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Atıf sebebi kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlenin her iki rüknünün de marife gelmesi sebebiyle kasr oluşmuştur. هُوَ maksûr/mevsûf, الَّـذ۪ٓي sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Cümledeki kasr, hakîkidir. Çünkü gerçeğe uygundur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak ve gelen habere dikkat çekmek içindir.
Haber olarak gelen müfred müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَيْفَ يَشَٓاءُۜ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte كَيْفَ يَشَٓاءُۜ cümlesi şarttır. Şart ismi كَيْفَ istifham manasında değil mukaddem hal konumundadır. Amili يَشَٓاءُۜ fiilidir. Şart cümlesi muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يَشَٓاءُۜ fiilinin takdiri تصويركم (sizi şekillendirmesi) olan mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şartın, takdiri يصوركم في الأرحام (rahimlerdekini de şekillendirir.) olan cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cevap cümlesinin hazfi, gereksiz söz söylemekten kaçınmak amacıyla ve Allah’ın kudretinin zaten meydanda olması nedeniyle yapılan îcâz-ı hazif sanatıdır.
يُصَوِّرُكُمْ fiili tefîl babındandır. Tefîl babı fiilde ve mef’ûlde çokluk ifade eder.
كَيْفَ burada istifham manasında değil, keyfiyet yani hal manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ [Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.] Yani annelerinizin rahimlerinde sizi erkek-kız, siyah-beyaz, tam-eksik, uzun-kısa, güzel-çirkin belirli şekillere sokan O’dur. صورة kelimesi şekil demektir. Arapça صور kökünden gelmektedir ki bir araya getirmek, kesmek ve eğip bükmek anlamına gelir. Surette bunların hepsi vardır. İnsanın rahimde şekillendirilmesi nutfe, alaka ve mudğa adı verilen üç aşamada gerçekleşir. Bunu yapmaya kudret sahibi olan sadece Allah’tır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Allah Teâlâ’nın bütün malumatı bildiği ve bütün mümkinata kâdir olduğu sabit olunca, O’nun bütün muhdes ve mümkinatın kayyûmu olduğu da ortaya çıkmış olur. Böylece bütün bunların, daha önce Cenab-ı Hakk’ın “Hayy” ve “Kayyûm” olduğuna dair zikredilen hususların bir izahı gibi olduğu ortaya çıkmış olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. İsa’nın uluhiyeti konusundaki görüşleri ile teslis konusundaki görüşlerinin batıl olduğuna, الْحَیُّ الْقَيُّوم tavsifiyle istidlal edip “İlâhın Hayy ve Kayyûm olması gerekir. Hz. İsa ise ne Hayy’dır, ne de Kayyûm’dur” demek isteyince, Hz. İsa’nın bir ilâh olmadığına kesinkes hükmetmek gerekmiştir. Böylece de Cenab-ı Hakk, bu ifadenin peşinden bu iki şüpheye cevap olacak şeyi iyice izah etmek için işte bu ayeti getirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ
İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden لَٓا ’ nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Fasıl zamiriyle tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.
Munfasıl zamir هُوَ , cinsini nefyeden لَاۤ ’ nın ismi olan اِلٰهَ ’ nın mahallinden veya لَٓا ’ nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.
لَاۤ ’ nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَاۤ ve إِلَّا ile oluşan kasr, إِلَـٰهَ ile هُوَ arasındadır. هُوَۚ mevsûf/maksûrun aleyh, اِلٰهَ sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Tezyil hükmündeki cümle 2. ayetin tekrarıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. الْعَز۪يزُ ve الْحَك۪يمُ kelimeleri, takdiri هُوَ olan mübtedanın haberidir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allah Teâlâ’ya ait bu iki sıfatın marife gelişi bu sıfatların varlık derecesinin kemâline işaret eder.
الْعَز۪يزُ - الْحَك۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, teşâbüh-i etrâf ve muvazene sanatları vardır.
الْعَز۪يزُ ve الْحَك۪يمُ sıfatlarının arasında وَ olmaması bu iki sıfatın birden Allah Teâlâ’da kemâl derecede mevcut olduğunun işaretidir.
Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önce gelen الْعَز۪يزُ ismini الْحَك۪يمُ isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye layık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Ankebût/26)