اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يَخْفٰى cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَخْفٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. عَلَيْهِ car mecruru يَخْفٰى fiiline mütealliktir. شَيْءٌ fail olup damme ile merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru شَيْءٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. فِي السَّمَٓاءِ car mecruru atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsnedün ileyhin, lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve kalplerde haşyet uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlenin müsnedi olan لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Nefy harfinin tekrarı tekid ifade etmiştir.
Müsned menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmiştir.
Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isnadın tekrar edildiği ve اِنَّ ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur عَلَيْهِ , ihtimam için, fail olan شَيْءٌ ‘ e takdim edilmiştir
شَيْءٌ ’ deki tenvin ‘’hiçbir şey’’ anlamı vermiştir. Çünkü nefy siyakta nekre, umum ifade eder.
فِي السَّمَٓاءِۜ car-mecruru tezat nedeniyle, شَيْءٌ ’ un mahzuf sıfatına müteallik olan فِي الْاَرْضِ ’ ye atfedilmiştir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْاَرْضِ - السَّمَٓاءِۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
فِي السَّمَٓاءِۚ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Gökyüzüne doğru bakıştaki ısrarı belirtmek için إلى yerine kullanılan فِي harfinde zarfiyet manası vardır. Gökyüzü, içi olan bir şeye benzetilmiştir. Cami’ her ikisindeki mutlak irtibattır.
Ayet, lafzen sarih olarak Allah’a hiçbir şeyin gizli kalmadığına delalet eder. Ama maksat kâfirin küfründen de müminin imanından da haberdardır ve hepsine ameline göre karşılık verecektir manasıdır. Buna, lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel denir.
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde, bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır.
Bu ayet-i kerimede her ne kadar nazım, hükmü takviye ifade eder şekilde gelmiş olsa da maksadın hükmü takviye olmadığı açıktır. Maksat tahsistir. Yani, Allah’tan başkası göklerde ve yerde olanları bilemez. Bunları bilen sadece Allah Teâlâ’dır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ [Hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz], yani alemdeki hiçbir şey ona gizli kalmaz. Ancak bu husus, فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ [gökte ve yerde] şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre O, kâfirin küfründen de müminin imanından da haberdardır ve hepsine ameline göre karşılık verecektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Burada önce الْاَرْضِ kelimesi gelmiştir. Konu ne ise önce o zikredilir. Gökteki şeyin gizli olması bizi çok ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren daha çok yerdekilerdir. سَّمَٓاءِۜ tekil ve marife geldiği zaman dünya atmosferi kastedilir.
Yer ile gök kelimeleri arasına nefy harfi konularak فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ buyurulması bize göre yakınlık ve uzaklık itibariyle aşağıdan yukarıya terakki belirtmek içindir. Bu yakınlık ve uzaklık, bizim yer ve gök hakkındaki bilgilerimizin de farklı olması sonucunu doğurur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)