قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ ٨٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | تَاللَّهِ | Vallahi |
|
| 3 | تَفْتَأُ | sen hâlâ |
|
| 4 | تَذْكُرُ | anıyorsun |
|
| 5 | يُوسُفَ | Yusuf’u |
|
| 6 | حَتَّىٰ | sonunda |
|
| 7 | تَكُونَ | olacaksın |
|
| 8 | حَرَضًا | hasta |
|
| 9 | أَوْ | yahut |
|
| 10 | تَكُونَ | olacaksın |
|
| 11 | مِنَ | -dan |
|
| 12 | الْهَالِكِينَ | helak olanlar- |
|
قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, تَاللّٰهِ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
تَاللّٰهِ car mecruru mahzuf kasem fiiline mütealliktir. Takdiri, نقسم پالله (Allah’a yemin ederiz.) şeklindedir.
ما فتئ istimrar (devamlılık) fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasbeder. Başlarına muhakkak olumsuzluk edatı gelmelidir. Bu edatların muzari kipleri vardır. Burada olumsuzluk edatı hazf edilmiştir.
تَفْتَؤُ۬ا nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. Olumsuzluk edatı hazf edilmiştir. تَفْتَؤُ۬ا ‘ün ismi, müstetir olup takdiri انت ’dir. تَذْكُرُ cümlesi, تَفْتَؤُ۬ا ‘nün haberi olarak mahallen mansubdur.
تَذْكُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. يُوسُفَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ ve masdar -ı müevvel تَذْكُرُ fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri انت ’dir. حَرَضاً kelimesi تَكُونَ ’nin haberi olarak fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri انت ’dir. مِنَ الْهَالِك۪ينَ car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْهَالِك۪ينَ ; sülâsî mücerredi هلك olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ cümlesi, yemin üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Kasem harfi تَ nedeniyle mecrur olan, muksemun bih تَاللّٰهِ , takdiri نقسم (yemin ederiz) olan mahzuf fiile mütealliktir.
Kasemin cevabı olan تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ cümlesi, istimrar fiillerinden olan nakıs fiil فتأ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Kasemin cevap fiilinde tekit nunu, mukadder nefiy harfi لا sebebiyle mahzuftur.
Nakıs fiil فتأ ‘nin haberi olan تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَفْتَؤُ۬ا ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تَكُونَ حَرَضاً cümlesi, nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde حَتّٰى ile birlikte, تَذْكُرُ fiiline mütealliktir.
حَرَضاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ cümlesi muhayyerlik ifade eden اَوْ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
مِنَ الْهَالِك۪ينَ ’nin müteallakı olan كَان ’nin haberi, mahzuftur. Bu icâz-ı hazif sanatıdır.
كَانَ ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 5, s. 124)
Başındaki harfi cerle mahzuf habere müteallik olan الْهَالِك۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhte istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
الْهَالِك۪ينَ - حَرَضاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, تَكُونَ fiilinin tekrarında cinas ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.
الْهَالِك۪ينَ - حَرَضاً kelimelerinin yakın anlamlı olmalarına rağmen arka arkaya kullanılması, تَكُونَ fiilinin tekrarı, Yakub’un (a.s) üzüntüsünün fazlalığına dikkat çekme kastıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bu ayeti kerimede حَرَضاً , تَفْتَؤُ۬ا ; تَ kelimelerinin üçü de benzerlerine nazaran daha az kullanılan kelimelerdir. تَ yemin harfi ب ve و harflerine göre en az kullanılan yemin harfidir. تَفْتَؤُ۬ا kelimesi زال ’ye göre daha az kullanılan ismini ref, haberini nasb eden bir fiildir. Bunlardan sonra gelen حَرَضاً kelimesi ise helak manasında yine az kullanılan bir kelimedir. İşte bu nedenle mürâât-ı nazîr sanatı oluşmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Bu üslup lafızlar arası bir iltifatın gözlenmiş olduğunu göstermektedir. Bunun tersi olarak bütün kelimeleri yaygın kullanıma sahip kelimelerden oluşan ayetler de vardır. (Bu ayet lafzın lafızla uyumu konusunda ikinci tanımı kabul edenler tarafından lafzın mana ile uyumuna örnek gösterilmiştir. Çünkü Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin Yakub’u (a.s) onu hatırlayıp durması konusunda tedirgin etmeleri içeriğine bu lafızlar uygun düşmektedir. (‘Alevî, Yahya b. Hamza b. Ali b. İbrahim, Kitâbu’ṭ Ṭırâz el-Muteḍamminu li Esrâri’l Belâġati ve ‘Ulûmi Ḥaḳaiḳı’l İ‘câz, (thk. Muhammed Abdüsselam Şahin), s. 468, Beyrut, Dâru’l Kutubi’l İlmiyye, 1995)
Zemahşerî, kural gereği ayetteki تَفْتَأُ fiilinin başında aslında olumsuzluk لا ’sı bulunduğunu, ancak hazf edildiğini kaydeder. Bu tarz uygulamalarda, cümle içinde bir karışıklık ve anlam kaymasının olmaması için elbette maddi ve manevi verilerin olması gerekir. Mezkur ayetteki hazfin belirleyicisi, “Yeminden sonra gelen olumlu muzari fiiller mutlaka tekid nûnu alırlar” kuralıdır. تَفْتَأ fiili söz konusu pekiştirme harfini almadığından olumsuz kabul edilir. (İsmail Bayer, Keşşaf Tefsirinde Belagat Uygulamaları)
Ayette icaz-ı hazif vardır. تَفْتَؤُ۬ا fiilinin aslı لا تَفْتَؤُ۬ا ’dur. Yusuf’u kederlenerek anmaya devam ediyorsun manasındadır. لا karışıklığı önlemek için hazf edilmiştir. Arap üslubunda bu, bilinen bir yöntemdir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Halil ve Sîbeveyh ise; لا ’nın yemin halinde takdir edileceğini iddia etmişlerdir. Çünkü yemin halinde açıklanması zor bir taraf olmaz. Eğer böyle bir takdir vâcip olsaydı, bu لا yerine لَنْ olmalı idi. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)