وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَتَوَلَّىٰ | ve yüzünü çevirdi |
|
| 2 | عَنْهُمْ | onlardan |
|
| 3 | وَقَالَ | ve dedi |
|
| 4 | يَا أَسَفَىٰ | kederim |
|
| 5 | عَلَىٰ | üzerindeki |
|
| 6 | يُوسُفَ | Yusuf |
|
| 7 | وَابْيَضَّتْ | ve ağardı |
|
| 8 | عَيْنَاهُ | gözleri |
|
| 9 | مِنَ | -den |
|
| 10 | الْحُزْنِ | keder- |
|
| 11 | فَهُوَ | O |
|
| 12 | كَظِيمٌ | yutkunuyordu |
|
Riyazus Salihin, 929 Nolu Hadis
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:Ey Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
كظم Kezame :
كَظَمٌ soluğun çıkış yeridir. كُظُومٌ ise nefesin tutulması anlamına gelir. Bununla susmak ifade edilir. Bu kökten başka kelimelerle sükut ve sessizlikte ifade edilir. Yine aynı kökten gelen كَظْمُ الْغَيْظِ ifadesi öfkesini bastırmak/yutmaktır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekli Kâzımdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلّٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهُمْ car mecruru تَوَلّٰى fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَٓا اَسَفٰى ’dır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اَسَفٰى münada olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aslı, يا أسفي şeklindedir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى يُوسُفَ car mecruru اَسَفٰى ’ya müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
وَ istînâfiyyedir. ابْيَضَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. عَيْنَاهُ fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ sebebiyyedir. مِنَ الْحُزْنِ car mecruru ابْيَضَّتْ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَظ۪يمٌ haber olup damme ile merfûdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلّٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولى ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
ابْيَضَّتْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil if'âl babındadır. Sülâsîsi بيض ’dir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَظ۪يمٌ mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki قَالَ fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Öncesine matuf olan وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ cümlesi müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı mahzuftur.
عَلٰى يُوسُفَ ’nin müteallakı اَسَفٰى ’dır.
يَٓا اَسَفٰى nidasında istiare sanatı vardır. Esef nida edilecek bir zat yerine konarak kişileştirilmiştir. Hz.Yakub, kalbinin derinliklerindeki üzüntüyü uzaktaki bir kişiye benzeterek seslenmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Hz. Yakub’un üzüntüsünü dile getirdiği nida cümlesi, nudbe üslubudur. Cümlede mütekellim zamiri dolayısıyla nudbe elifi, hafiflik için hazfedilmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/12/84)
Kişinin kendisinin veya başkasının uğradığı felaket ve musibetten duyduğu acıyı açıklamak için yaptığı nidaya nudbe denir. Nudbe harfi وا ’dır. Nadir olarak يَٓا ile gelir.
اَسَفٰى - يُوسُفَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Burada يُوسُفَ ve أَسَفَى kelimeleri arasında ses benzeşmesi vardır. Zemahşerî, ses uyumunun asla manadan ayrı gelmediğini, tamamen matbû olduğunu vurgular. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اَسَفيٰ kelimesinin sonundaki elif-i maksûre mütekellim “ى” sından bedeldir ve kelime “ey esefim” demektir. Yahut nudbe elifidir ki musibetin şiddetiyle “ah” demek gibi hüzün ve hasretin ifadesinde kullanılır ve uzayıp gittiğini ifade eder. Nidanın cevabı mahzuftur. عَلٰى يُوسُفَ ise esefin mebnasını gösteren müteallakıdır. اَسَفٰى ile يُوسُفَ arasındaki cinas ise ifadeye ayrı bir güzellik ve musiki kazandırmaktadır. Ki bedi’ ilminde buna “tecnis-i tasrif” adı verilir. يَٓا esasen uzaktakini çağırmak için kullanılan bir ünlemdir. Kalbinin derinlerindeki üzüntüyü sanki söz anlar bir şahıs gibi böyle nida ile çağırmak da ayrıca pek anlamlı bir mecazdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ
وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ cümlesinde وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنَ الْحُزْنِ ifadesindeki مِنَ sebebiyyedir. Hüzün çok ağlamanın sebebidir ki bu çok ağlamak da onun gözlerinin iyi görmemesine sebep olmuştur. Bana göre ابْيِضاضَ العَيْنَيْنِ ifadesi de görmemekten kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْحُزْنِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
فَهُوَ كَظ۪يمٌ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil, geçmiş zaman ile kayıtlıdır. İsim zamanla kayıtlı olmadığı için daha kapsamlı, genel ve sabittir. Bundan dolayı daha kalıcı bir manaya işaret etsin diye bazen fiilden isme dönülür.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan كَظ۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ ibaresinde tasrihi istiare vardır. Hz. Yakub’un kalbinin hüzünle dolması, kırbanın su ile dolmasına benzetilmiştir. Sabrı ve Allah’tan başka hiç kimseye şikâyet etmemesi yani كَظ۪يمٌ oluşu, kırbanın ağzına kadar dolup dışarıya hiç bir şey sızdırmamasına benzetilmiştir.
(https://tafsir.app/aljadwal/12/84)
كَظ۪يمٌۚ “açıklamadığı bir tasadan, endişeden bir yudum almak, yutmak” manasındadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, C. 4, s.92)
اَسَفٰى - الْحُزْنِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu تَوَلّٰى - يَٓا اَسَفٰى - كَظ۪يمٌ ifadelerinde, sırasıyla meddi tabii, meddi munfasıl ve meddi arız bulunmaktadır. Medler, sözün ağır ağır, hüzünlü bir ses tonuyla söylendiğini göstermekte; hüznün derinliğini ve uzun zamandır var olduğunu yansıtmaktadır. Cümledeki parçalar arası geçiş hızının düşük olması, verilmek istenen anlamı ve duygusal atmosferi aksettirmektedir. Görülüyor ki bu hissi boyuta uygun geçiş için okuyuş hızı düşük kelimeler seçilmiştir. (Bilal Aydin, Arap Dilinde Seslerin Mânâya Delâleti (Kur’ân-ı Kerim’deki Cennet Ve Cehennem Lafızlari Örneği)