30 Ocak 2025
Yusuf Sûresi 79-86 (244. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Yusuf Sûresi 79. Ayet

قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَأْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ اِنَّٓا اِذاً لَظَالِمُونَ۟  ٧٩


Yûsuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 مَعَاذَ sığınırız ع و ذ
3 اللَّهِ Allah’a
4 أَنْ
5 نَأْخُذَ almaktan ا خ ذ
6 إِلَّا başkasını
7 مَنْ kimseden
8 وَجَدْنَا bulduğumuz و ج د
9 مَتَاعَنَا eşyamızı م ت ع
10 عِنْدَهُ yanında ع ن د
11 إِنَّا yoksa biz
12 إِذًا o zaman
13 لَظَالِمُونَ zulmedenler (oluruz) ظ ل م
Plandan haberdar olmayan kardeşleri, Bünyâmin’in ihtiyar babası olup onun için çok üzüleceğini söylediler ve yerine kendilerinden birini alıkoyup onu serbest bırakmasını Hz. Yûsuf’tan istediler. Fakat Hz. Yûsuf, cezanın şahsîliği ilkesinden hareket etti ve suçlunun yerine başkasını cezalandırmanın haksızlık olduğunu, böyle bir şey yapmaktan Allah’a sığındığını bildirdi.

قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَأْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ اِنَّٓا اِذاً لَظَالِمُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  مَعَاذَ اللّٰهِ ’dır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَعَاذَ  mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakı olup damme ile merfûdur. Takdiri,  أعوذ (sığınırım) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  منْ  harfi ceri ile  مَعَاذَ ’ye mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

نَأْخُذَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. اِلَّا  hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  وَجَدْنَا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

وَجَدْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مَتَاعَنَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عِنْدَ  mekân zarfı  وَجَدْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذاً  cevap harfidir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. ظَالِمُونَ۟  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

ظَالِمُونَ۟  ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَأْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan,  مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَأْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ  cümlesinde,  مَعَاذَ اللّٰهِ , takdiri  أعوذ  (sığınırım) olan mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Amilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu fiil hazf edilince  ب  harfiyle müteaddi olan mecrur izafet yoluyla masdara bitişmiş   سُبْحانَ اللّٰهِ  tabiri gibi  مَعَاذَ اللّٰهِ  buyurulmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu takdire göre cümle teceddüt, tecessüm ve istimrar ifaden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  مَعَاذَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzaf olan  مَعَاذَ , tazim edilmiştir.

مَعَاذَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.  

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki muzari fiil sıygasındaki   اَنْ نَأْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ  cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, takdir edilen  منْ  harf-i ceriyle,  مَعَاذَ ’ya mütealliktir.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَأْخُذَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan   وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

مَعَاذَ اللّٰهِ  ifadesinde zımnen bulunan  لا يصحّ  ve  لا يجوز  manaları, istisna harfi  اِلَّا  ile kasr oluşturmuştur. İki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur.  لا يصحّ  ve  لا يجوز  manasını taşıyan  مَعَاذَ اللّٰهِ  ifadesinden sonra gelen  اَنْ نَأْخُذَ  fiili maksur/sıfat, مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓۙ ifadesi maksurun aleyh/mevsuftur.

Bu ayetin “kelamun müvecceh” olduğunu ifade eden Zemahşerî; sözün iki anlama geldiğini ifade ediyor. Birinci anlama göre Yusuf (a.s) kardeşlerine içerik olarak şöyle demektedir: Şayet biz eşyamızı yanında bulduğumuzu alıkoyuyorsak bu sizin şeriatınıza göre doğrudur, şayet yanlış kişiyi tutukluyorsak o halde biz zalimiz, biz zalimsek zalimden ne diye medet umuyorsunuz.

Diğer ihtimalde ise Yusuf içerik olarak şunları söylemektedir: Biz ancak Allah’ın bir takım faydaların gerçekleşmesi için “Bırakma!” dediğini bırakmayız. Allah’ın dediğinden başkasını yapmak apaçık bir zulümdür. Görüldüğü gibi Zemahşerî, her iki ihtimalde de Yusuf’un (a.s) gerçek dışı söz söylemediğini vurgulamaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Kardeşleri, Yusuf'a (a.s) olan hitaplarında “sen” zamirini kullandıkları halde onun, konuşmasında “biz” zamirini kullanması, hükümdarların üslubu böyle olduğu içindir. Yahut bu konuda kardeşini alıkoyup koymamanın, kendisinin kararına bağlı olmayıp yetkili kişilerin kararına bağlı olduğunu bildirmek içindir. Yusuf’un, “malımızı çalan” demeyip de “malımızı yanında bulduğumuz” demesi, hakkı ifade etmek ve konuşmalarında yalandan sakınmak ile beraber meramını da tam olarak ifade etmek içindir. Çünkü onlar, yüklerinde anılan maşrapanın bulunmasını, hırsızlıktan başka bir manaya hamletmezler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنَّٓا اِذاً لَظَالِمُونَ۟

 

Mukadder şart ve cevabın tefsiri hükmündeki cümle fasılla gelmiştir. Mahzufun takdiri şöyledir:  إن أخذنا مكانه ظلمنا (Onun yerine (başkasını) alırsak zulmetmiş oluruz.) şeklindedir.

اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّٓ ’nin dahil olduğu cümlede öyleyse, o takdirde manasında cevap harfi  اِذاً , amel etmemiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

ظَالِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنّ۪ٓ  ve lam-ı tekid, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنّ۪ٓ  kelimesi, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna lam-ı tekid de ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.176)

Cümlenin talil olduğunun iki delili vardır: Cümlenin başında  اِنَّٓ  olması ve  اِذاً  şeklindeki ceza harfinin gelişidir. Bu cümledeki fiillerde, اِنَّٓ  ve  لَظالِمُونَ  kelimesinde bulunan zamirlerden murad müfred mütekkellim, yani birinci şahıs zamiridir. Bu zamir ya tazim maksadıyla ya da kendisinden tevazuyla bahsetmek için gelmiştir ki Arap dilinde bu kullanım vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Yusuf Sûresi 80. Ayet

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِياًّۜ قَالَ كَب۪يرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَۚ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪يۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ  ٨٠


Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 اسْتَيْأَسُوا umudu kesince ي ا س
3 مِنْهُ ondan
4 خَلَصُوا (bir kenara) çekildiler خ ل ص
5 نَجِيًّا fısıldaşarak ن ج و
6 قَالَ dedi ki ق و ل
7 كَبِيرُهُمْ büyükleri ك ب ر
8 أَلَمْ
9 تَعْلَمُوا bilmiyor musunuz? ع ل م
10 أَنَّ ki
11 أَبَاكُمْ babanız ا ب و
12 قَدْ muhakkak
13 أَخَذَ aldı ا خ ذ
14 عَلَيْكُمْ sizden
15 مَوْثِقًا kesin söz و ث ق
16 مِنَ (adına)
17 اللَّهِ Allah
18 وَمِنْ ve
19 قَبْلُ daha önce ق ب ل
20 مَا işlediğiniz
21 فَرَّطْتُمْ kusurunuz ف ر ط
22 فِي hakkında
23 يُوسُفَ Yusuf
24 فَلَنْ asla
25 أَبْرَحَ ayrılmayacağım ب ر ح
26 الْأَرْضَ bu yerden ا ر ض
27 حَتَّىٰ kadar
28 يَأْذَنَ izin verinceye ا ذ ن
29 لِي bana
30 أَبِي babam ا ب و
31 أَوْ yahut
32 يَحْكُمَ hükmedinceye ح ك م
33 اللَّهُ Allah
34 لِي benim için
35 وَهُوَ ve O
36 خَيْرُ en iyisidir خ ي ر
37 الْحَاكِمِينَ hükmedenlerin ح ك م
Kardeşlerin büyüklerinden maksat yaşça büyük olan Ruben mi yoksa akılca üstün olan Şem‘ûn (Şimeon) mu olduğu konusunda farklı rivayetler vardır. Taberî yaşça büyük olan Ruben’in kastedildiğini bildiren rivayetlerin daha isabetli olduğu kanaatindedir (bk. XIII, 33-34). Hz. Yûsuf’un kararlı tutumu karşısında, ondan ümitlerini kesen kardeşleri, durumu kendi aralarında görüşmek üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri Ruben, Bünyâmin hakkında babalarına verdikleri sözü, daha önce de Hz. Yûsuf’a yaptıklarını onlara hatırlattı. Yûsuf’un bu kardeşi, daha önce onu öldürmek isteyen kardeşlerine, onu kuyuya atmalarını teklif etmiş ve ölümden kurtarmıştı (âyet 10; Taberî, XII, 155-156).
 Hz. Ya‘kub’un oğulları, 81. âyetin son cümlesiyle, Bünyâmin’i koruyacaklarına dair babalarına söz verdikleri zaman onun hırsızlık suçundan dolayı Mısır’da alıkonulacağını bilemeyeceklerini ifade etmek istemişlerdi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 251-252

   يأس Ye’ese :

  يَأْسٌ bir şeyden umudun tükenmesi ve ümidin kesilmesidir. Bu anlamda يَئِسَ ve إسْتَيْئَسَ denir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 13 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri yeis ve mey’ustur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِياًّۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup  خَلَصُوا  ‘ya mütealliktir. Cümleye muzâf olur. اسْتَيْـَٔسُوا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اسْتَيْـَٔسُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُ  car mecruru  اسْتَيْـَٔسُوا  fiiline mütealliktir. Şartın cevabı  خَلَصُوا ’dur. 

خَلَصُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نَجِياًّ kelimesi  خَلَصُوا ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَيْـَٔسُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  يأس ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.


قَالَ كَب۪يرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَۚ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  كَب۪يرُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اَلَمْ تَعْلَمُٓوا ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَعْلَمُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel,  تَعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اَبَاكُمْ  kelimesi  اَنَّ ’nin ismi olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَدْ اَخَذَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  اَخَذَ  fiiline mütealliktir. مَوْثِقاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  اَخَذَ  fiiline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مِنْ قَبْلُ  car mecruru  فَرَّطْتُمْ  fiiline müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

مَا  harf-i ceri zaiddir.  فَرَّطْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي يُوسُفَ  car mecruru  فَرَّطْتُمْ  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.  

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَرَّطْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  فرط ’dir.  

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  


 فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪يۚ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.  

اَبْرَحَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. الْاَرْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  اَبْرَحَ  fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.

 

يَأْذَنَ   fetha ile mansub muzari fiilidir.  ل۪ٓي  car mecruru  يَأْذَنَ  fiiline mütealliktir. اَب۪ٓي  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim  zamir  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir/ tercih ifade eder.  يَحْكُمَ  fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ل۪يۚ  car mecruru  يَحْكُمَ  fiiline mütealliktir.

اَوْ ; Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحَاكِم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ی ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الْحَاكِم۪ينَ  ; sülâsî mücerredi  حكم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَيْرٌ  ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh” denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِياًّۜ 

فَ  atıf harfidir. 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi  اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ , aynı zamanda  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  خَلَصُوا نَجِياًّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

نَجِياًّ  kelimesi  خَلَصُوا ’daki failin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

خَلَصُوا : Arapçada, bir şeye karışmış olan şey, öz olandan ayrıldığı zaman  خَلَصَ الشَّىْءُ يَخْلَصُ خُلُوصًا  denir. Buna göre ayetin manası “Onlar, kardeşleri olmaksızın, tek başlarına kaldılar.”  manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


قَالَ كَب۪يرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Bu cümle  خَلَصُوا نَجِيًّا  cümlesinden bedeli iştimal olarak gelmiştir.  ألَمْ تَعْلَمُوا  şeklindeki takriri istifham babalarının kardeşlerini koruyacağına inanmaması dolayısıyla hatırlatmak manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلَمْ تَعْلَمُٓوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham harfi hemze takrirî manadadır.

Cümle menfî muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak kınama, hatırlatma anlamına gelmesi nedeniyle mecâz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı söz konusudur.

Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.

Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle  تَعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اَنَّ ’nin haberi olan  قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ  cümlesi, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْكُمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  مَوْثِقاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1) 

Yusuf peygamberin kardeşlerinin durumu ile ilgili bu ayette yani siz bunu inkâr edemezsiniz. Tabii ki babanız sizden Allah adına söz aldı. Bu gerçektir, kesindir. İkrar ve itiraf edin! İstifhâm, söz verildiğini tespit ve tahkik etmeyi amaçlamıştır. (Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)


 وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَۚ 

 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  مِنْ قَبْلُ  car mecruru, ihtimam için, amili olan فَرَّطْتُمْ ‘a takdim edilmiştir.

قَبْلُ ’nun merfû bina edilmesi muzâfun ileyhin hazfine işarettir. Takdiri,  من قبل هذا  (Bundan önce) şeklindedir. 

Cümledeki  مَا , tekit ifade eden zaid harftir.

Veya  مِنْ قَبْلُ  mukaddem habere mütealliktir. Masdar harfi  مَا  ve akabindeki  فَرَّطْتُمْ ف۪ي يُوسُفَ cümlesi, masdar teviliyle muahhar mübtedadır.

Cümle mu’teriza,  مَا  masdariyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


 فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪يۚ

 

Cümle, atıf harfi   فَ  ile  فَرَّطْتُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.  Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı   يَأْذَنَ ل۪ٓي اَب۪ٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪ي  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup حَتّٰى  ile  اَبْرَحَ  fiiline mütealliktir. 

Aynı üsluptaki  اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ ل۪ي  cümlesi, muhayyerlik bildiren  اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan  اللّٰهُ  lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir.

Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  يَحْكُمَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

اللّٰهُ - اَب  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.


وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Bu cümlenin lafza-ı celâlden hal olduğu da söylenmiştir.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned az sözle çok anlam ifade yollarından biri olan izafet şeklinde gelmiştir. 

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الْحَاكِم۪ينَ ‘nın önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘En hayırlı hakim’ yerine, [Hükmedenlerin en hayırlısı] buyurulmuştur. Bu ifadede bir vurgu vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

خَيْرُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

الْحَاكِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

يَحْكُمَ  ve  الْحَاكِم۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.] ifadesine, Allah Teâlânın, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği beyan edilirken, zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Mesel tarikinde olmayan tezyîl cümlesidir. Tezyîl cümleleri ıtnâb sanatıdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Yusuf Sûresi 81. Ayet

اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ  ٨١


“Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ارْجِعُوا dönün ر ج ع
2 إِلَىٰ
3 أَبِيكُمْ babanıza ا ب و
4 فَقُولُوا deyin ki ق و ل
5 يَا أَبَانَا babamız ا ب و
6 إِنَّ şüphesiz
7 ابْنَكَ oğlun ب ن ي
8 سَرَقَ hırsızlık etti س ر ق
9 وَمَا değiliz
10 شَهِدْنَا biz şahid ش ه د
11 إِلَّا dışındakine
12 بِمَا şeyin
13 عَلِمْنَا bildiğimiz ع ل م
14 وَمَا ve
15 كُنَّا biz değiliz ك و ن
16 لِلْغَيْبِ gaybın غ ي ب
17 حَافِظِينَ muhafızları ح ف ظ

اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ 

 

Fiil cümlesidir.  اِرْجِعُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَب۪يكُمْ  car mecruru  اِرْجِعُٓوا  fiiline müteallik olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti  ى ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قُولُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يَٓا اَبَانَا  itiraziyye cümlesidir. Nidanın cevabı mahzuftur.

يَٓا  nida harfidir. Münada  اَبَانَٓا  muzaf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ناَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ ’dir.  قُولُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

ابْنَكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سَرَقَ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

سَرَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  شَهِدْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَٓا  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. مَا  müşterek ism-i mevsûl,  بِ  harf-i ceriyle  شَهِدْنَٓا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  عَلِمْنَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur. 

عَلِمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَٓا  fail olarak mahallen merfûdur. 

 وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. لِلْغَيْبِ  car mecruru  حَافِظ۪ينَ ’ye mütealliktir. حَافِظ۪ينَ  kelimesi , كُنَّا ’nın haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

حَافِظ۪ينَ  ; sülâsî mücerredi  حفظ  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ 

 

Ayet önceki ayetteki mekulü’l-kavle dahildir. Kardeşlerin büyüklerinden birinin söylediği söz devam etmektedir.  اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Öncesine matuf olan  فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ  cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İtiraziyye olarak fasılla gelen  يَٓا اَبَانَٓا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

قُولُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  سَرَقَ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı birden çok tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اَبَانَٓا - اَب۪يكُمْ  kelimeleri arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr,  اَب۪يكُمْ - ابْنَكَ   kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr vardır.


 وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا 

 

Cümle, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle birlikte  شَهِدْنَٓا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  عَلِمْنَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nefiy harfi  مَا  ve istisna edatı  إِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille müteallıkı arasındadır.  شَهِدْنَٓا , maksur/sıfat,  بِمَا عَلِمْنَا  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. 

Kardeşler, babalarını inandırmak için sözlerini kasr üslubuyla kuvvetlendirmişlerdir.

شَهِدْنَٓا - عَلِمْنَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.


وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  حَافِظ۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لِلْغَيْبِ  car mecruru, konudaki önemine binaen amili olan  حَافِظ۪ينَ ’ye takdim edilmiştir..

Kardeşler, sözlerine olumsuz  كَان ’yi ilave edip, car mecruru takdim ederek ikna çabalarını sürdürmüştür.

مَا كَانَ ’li olumsuz sîgalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Âl-i İmrân, 3/79) 

كَانَ  ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 5, s. 124)

حَافِظ۪ينَ  cümlede, ilim manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لِلْغَيْبِ - عَلِمْنَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Son iki cümle arasında tefennün sanatı vardır. Yakın manada olan farklı kelimeler kullanılarak hoşa gitmeyecek tekrardan kaçınılmıştır.

Yusuf Sûresi 82. Ayet

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ  ٨٢


“Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاسْأَلِ (istersen) sor س ا ل
2 الْقَرْيَةَ kente ق ر ي
3 الَّتِي
4 كُنَّا bulunduğumuz ك و ن
5 فِيهَا İçinde
6 وَالْعِيرَ ve kervana ع ي ر
7 الَّتِي
8 أَقْبَلْنَا geldiğimiz ق ب ل
9 فِيهَا İçinde
10 وَإِنَّا ve biz
11 لَصَادِقُونَ doğru söylüyoruz ص د ق

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ  ile öncesinde geçen mekulü’l-kavle matuftur. 

Fiil cümlesidir. اسْـَٔلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. الْقَرْيَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّت۪ي  müfred müennes has ism-i mevsûl  الْقَرْيَةَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûl sılası  كُنَّا ف۪يهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا  car mecruru  كُنَّا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. 

الْع۪يرَ  atıf harfi  وَ  ile  الْقَرْيَةَ ’ye matuftur. الَّت۪ي  müfred müennes has ism-i mevsûl  الْع۪يرَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَقْبَلْنَا ف۪يهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

اَقْبَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  ناَ  fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا  car mecruru  اَقْبَلْنَا  fiiline mütealliktir. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

اَقْبَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi قبل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


  وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. صَادِقُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

صَادِقُونَ  ; sülâsî mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

الْقَرْيَةَ  için sıfat konumundaki müfred müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ , nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

İkinci mef’ûl olan  الْع۪يرَ  için sıfat konumundaki ikinci ism-i mevsûl  الَّت۪ٓي ’nin sıla cümlesi olan  اَقْبَلْنَا ف۪يهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الَّت۪ٓي ’nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede istiare sanatı vardır.  الْقَرْيَةَ  [şehir] ve  الْع۪يرَ  [kafile], sormanasındaki  سْـَٔلِ  emrinin mef’ûlü yapılarak kişileştirilmiştir. Şehir ve kafilenin, sormak fiiline isnad edilmesi, durumun ciddiyetini artırmaktadır. Şehir ve kafilinin, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. 

Aynı şekilde ilk  ف۪يهَا  car-mecrurundaki  الْقَرْيَةَ ‘ye, ikincisinde  الْع۪يرَ ‘ye aid  هَا  zamirlerine dahil olan  ف۪ي  harflerinde de istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen Şehir ve kafile, mazruf mesabesindedir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Istiare sanatı yoluyla, muhayyilenin harekete geçirildiği bu ifadelerde mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ  ve  اَقْبَلْنَا ف۪يهَا  ifadelerinde hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. 

Burada alakası mahalliyyet olan mecâz-ı mürsel vardır. “Köyün halkına sor.” demektir. Yani mekân ismi olan köy lafzıyla orada yaşayan halk kastedilmiştir. Köy, içerisinde oturanlar için bir mahaldir. Mekânlara ve binalara soru sormanın imkansızlığı, köy lafzının hakiki manada kullanılmasına engel karinedir. Beyzâvî ayeti şöyle tefsir eder: “Mısır halkına bir adam gönder ve meseleyi onlara sor.” Müfessirimiz burada her ne kadar mecazdan söz etmese de onun açıklaması alakası mahalliyyet olan mecaz türünü uyguladığını göstermektedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

İki ayet arasındaki meskutun anh, muhatabın hayal gücünü devreye sokarak, konuya ilgisini canlı tutma amacına matuf olabilir.

Burada karye ve kafile zikredilmiş fakat kafilede bulunanlar kastedilmiştir. Çünkü karyeye ve kafileye soru sorulmaz. Hakikat yerine mecaza gidilmesinin sebebi hırsızlığın herkes tarafından bilinen bir şey olduğunu, öyle ki değil insanlara “Dağa taşa sorsan onlar bile hırsızları tanır.” manasını ifade etmektir. Yani mübalağa için bu üslup tercih edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)


وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

 

وَ  atıf harfidir. Cümle mekulü’l kavle dahildir. اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsned olan  صَادِقُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yusuf Sûresi 83. Ayet

قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ  ٨٣


Yakub, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 بَلْ herhalde
3 سَوَّلَتْ süsledi س و ل
4 لَكُمْ size
5 أَنْفُسُكُمْ nefisleriniz ن ف س
6 أَمْرًا bir işi ا م ر
7 فَصَبْرٌ artık sabretmek gerek ص ب ر
8 جَمِيلٌ güzelce ج م ل
9 عَسَى belki de ع س ي
10 اللَّهُ Allah
11 أَنْ
12 يَأْتِيَنِي bana getirir ا ت ي
13 بِهِمْ onların
14 جَمِيعًا hepsini ج م ع
15 إِنَّهُ çünkü o
16 هُوَ O
17 الْعَلِيمُ bilendir ع ل م
18 الْحَكِيمُ herşeyi hikmetle yapandır ح ك م

قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Mekulü’l-kavli mahzuftur. Takdiri,  ليس الأمر كما أخبرتم حقيقة بل سوّلت لكم أنفسكم (Durum aslında sizin haber verdiğiniz gibi değildir ama nefsiniz size bunu güzel göstermiştir.) şeklindedir.

بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. سَوَّلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. لَكُمْ  car mecruru  سَوَّلَتْ  fiiline mütealliktir. اَنْفُسُكُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَمْراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada, yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

سَوَّلَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  سول ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.


 فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ 

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَبْرٌ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, صبري (sabrım) şeklindedir. جَم۪يلٌ  kelimesi  صَبْرٌ ’un  sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاًۜ

 

İsim cümlesidir. عَسَى  terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ  gibi ismini ref haberini nasb eder. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl  عَسَى ’nın ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  عَسَى ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتِيَن۪ي  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Sonundaki   نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِهِمْ  car mecruru  يَأْتِيَن۪ي  fiiline mütealliktir. جَم۪يعاً  kelimesi  بِهِمْ ’deki zamirden hal olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  هُوَ  fasıl zamiridir. الْعَل۪يمُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  الْحَك۪يمُ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haber nekre gelir. Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -îrabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْحَك۪يمُ - الْعَلٖيمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli mahzuftur. Bu, îcâz-ı hazif sanatıdır. Cümlenin takdiri  لم تصدقوا في كلامكم  (Siz doğru söylemiyorsunuz) şeklindedir.

Mahzuf mekulü’l-kavl için ta’liliyye hükmündeki istînaf cümlesi  بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَمْراً  deki tenvin tehvil (korkutmak) içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

سَوَّلَتْ لَكُمْ  cümlesine atfedilen  صَبْرٌ جَم۪يلٌ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Haber konumundaki  صَبْرٌ ’un, takdiri,  صبري [sabrım] olan mübtedası mahzuftur. Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

جَم۪يلٌ  kelimesi,  صَبْرٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

صَبْرٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

فَصَبْرٌ جَم۪يلٌ  ifadesinde 18. ayet arasında iktibas vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

فَصَبْرٌ جَم۪يلٌ  ifadesi haziften dolayı müphemlik görüldüğünden, tazim ve tefhim ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

سَوَّلَتْ - جَم۪يلٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


 عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاًۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tazim ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

عَسٰى  fiili tereccî harfidir. Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاً  cümlesi,  عَسٰٓى  fiilinin haberi konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

جَم۪يعاً  kelimesi  بِهِمْ ’deki zamirden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاً [Umarım ki Allah onları bana getirir.] dedikten sonra hal olarak gelen  جَم۪يعاً  lafzı, ikisine birlikte kavuşma isteğine vurgu maksadıyla ıtnâbtır.

Geldi manasındaki  آتِي  fiili,  بِ  harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Tekit harfi  اِنَّ ‘nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümledeki  هُوَ  fasıl zamiridir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. Haber, cümlede sıfattan daha kuvvetli bir rükündür.

Bilindiği gibi fasl zamiri haberin sıfat olmadığına da delâlet eder. Bu tip kasrlarda, fasl zamiri tahsise ilaveten haberin, mübtedaya nisbetini de tekîd eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu fasılada tekid edatı, fasl zamiri, iki tarafın marife oluşu ve  السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ isimlerinin zikri dolayısı ile dört tekid vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s.158)

Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.  

الْحَك۪يمُ , الْعَل۪يمُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı, istimrarın/devamlılığın karînesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Muttasıl zamirin, munfasıl zamirle tekid edilmesi lafzî tekiddir.

Yusuf Sûresi 84. Ayet

وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ  ٨٤


Onlardan yüz çevirdi ve, “Vah! Yûsuf’a vah!” dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَتَوَلَّىٰ ve yüzünü çevirdi و ل ي
2 عَنْهُمْ onlardan
3 وَقَالَ ve dedi ق و ل
4 يَا أَسَفَىٰ kederim ا س ف
5 عَلَىٰ üzerindeki
6 يُوسُفَ Yusuf
7 وَابْيَضَّتْ ve ağardı ب ي ض
8 عَيْنَاهُ gözleri ع ي ن
9 مِنَ -den
10 الْحُزْنِ keder- ح ز ن
11 فَهُوَ O
12 كَظِيمٌ yutkunuyordu ك ظ م
Oğlu Bünyâmin’in Mısır’da tutulduğunu haber alan Hz. Ya‘kub’un, diğer oğlu Yûsuf hakkındaki üzüntüleri yeniden depreşti ve üzüntünün şiddetinden gözlerine boz geldi. Bu olay iki şekilde açıklanmıştır: a) 96. âyette “Tekrar görür hale geldi” buyurulduğu için bunu karîne olarak alanlar, boz gelmekten maksat “Üzüntüden ve ağlamaktan dolayı gözünün kapanmasıdır” demişlerdir. Uzmanların açıklamalarına göre nâdir de olsa üzüntüden gözde katarakt oluştuğu ve sonra bir şokla bunun zâil olduğu görülmüştür. b) Râzî’nin de katıldığı (XVIII, 195) ikinci anlayışa göre göze boz gelmesinden maksat gözün yaşa boğulmasıdır; açılması ise üzüntü ve ağlama sebebinin ortadan kalkması, göz yaşının dinmesidir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 252

Riyazus Salihin, 929 Nolu Hadis
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:Ey Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:

“Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti:
-“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.”
(Buhârî, Cenâiz 43; Müslim, Fedâil 62. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 53)

كظم Kezame :

 كَظَمٌ soluğun çıkış yeridir. كُظُومٌ ise nefesin tutulması anlamına gelir. Bununla susmak ifade edilir. Bu kökten başka kelimelerle sükut ve sessizlikte ifade edilir. Yine aynı kökten gelen كَظْمُ الْغَيْظِ ifadesi öfkesini bastırmak/yutmaktır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli Kâzımdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَوَلّٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. عَنْهُمْ  car mecruru  تَوَلّٰى  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  يَٓا اَسَفٰى ’dır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَٓا  nida harfidir. اَسَفٰى  münada olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aslı, يا أسفي  şeklindedir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى يُوسُفَ  car mecruru  اَسَفٰى ’ya müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.  

وَ  istînâfiyyedir. ابْيَضَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  عَيْنَاهُ  fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ  sebebiyyedir. مِنَ الْحُزْنِ  car mecruru  ابْيَضَّتْ  fiiline mütealliktir.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. كَظ۪يمٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ولى ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

ابْيَضَّتْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil if'âl babındadır. Sülâsîsi  بيض ’dir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَظ۪يمٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  قَالَ  fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Öncesine matuf olan  وَقَالَ يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ  cümlesi müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   يَٓا اَسَفٰى عَلٰى يُوسُفَ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı mahzuftur. 

عَلٰى يُوسُفَ ’nin müteallakı  اَسَفٰى ’dır.

يَٓا اَسَفٰى  nidasında istiare sanatı vardır. Esef nida edilecek bir zat yerine konarak kişileştirilmiştir. Hz.Yakub, kalbinin derinliklerindeki üzüntüyü uzaktaki bir kişiye benzeterek seslenmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Hz. Yakub’un üzüntüsünü dile getirdiği nida cümlesi, nudbe üslubudur. Cümlede mütekellim zamiri dolayısıyla nudbe elifi, hafiflik için hazfedilmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/12/84)

Kişinin kendisinin veya başkasının uğradığı felaket ve musibetten duyduğu acıyı açıklamak için yaptığı nidaya nudbe denir. Nudbe harfi  وا ’dır. Nadir olarak  يَٓا  ile gelir. 

اَسَفٰى - يُوسُفَ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada  يُوسُفَ  ve أَسَفَى  kelimeleri arasında ses benzeşmesi vardır. Zemahşerî, ses uyumunun asla manadan ayrı gelmediğini, tamamen matbû olduğunu vurgular. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اَسَفيٰ  kelimesinin sonundaki elif-i maksûre mütekellim “ى” sından bedeldir ve kelime “ey esefim” demektir. Yahut nudbe elifidir ki musibetin şiddetiyle “ah” demek gibi hüzün ve hasretin ifadesinde kullanılır ve uzayıp gittiğini ifade eder. Nidanın cevabı mahzuftur.  عَلٰى يُوسُفَ  ise esefin mebnasını gösteren müteallakıdır.  اَسَفٰى  ile  يُوسُفَ arasındaki cinas ise ifadeye ayrı bir güzellik ve musiki kazandırmaktadır. Ki bedi’ ilminde buna “tecnis-i tasrif” adı verilir.  يَٓا  esasen uzaktakini çağırmak için kullanılan bir ünlemdir. Kalbinin derinlerindeki üzüntüyü sanki söz anlar bir şahıs gibi böyle nida ile çağırmak da ayrıca pek anlamlı bir mecazdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ

 

وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ  cümlesinde  وَ , istînâfiyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مِنَ الْحُزْنِ  ifadesindeki  مِنَ  sebebiyyedir. Hüzün çok ağlamanın sebebidir ki bu çok ağlamak da onun gözlerinin iyi görmemesine sebep olmuştur. Bana göre ابْيِضاضَ العَيْنَيْنِ  ifadesi de görmemekten kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الْحُزْنِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

فَهُوَ كَظ۪يمٌ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil, geçmiş zaman ile kayıtlıdır. İsim zamanla kayıtlı olmadığı için daha kapsamlı, genel ve sabittir. Bundan dolayı daha kalıcı bir manaya işaret etsin diye bazen fiilden isme dönülür. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Müsned olan  كَظ۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظ۪يمٌ  ibaresinde tasrihi istiare vardır. Hz. Yakub’un kalbinin hüzünle dolması, kırbanın su ile dolmasına benzetilmiştir. Sabrı ve Allah’tan başka hiç kimseye şikâyet etmemesi yani  كَظ۪يمٌ  oluşu, kırbanın ağzına kadar dolup dışarıya hiç bir şey sızdırmamasına benzetilmiştir. 

(https://tafsir.app/aljadwal/12/84)

كَظ۪يمٌۚ  “açıklamadığı bir tasadan, endişeden bir yudum almak, yutmak” manasındadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, C. 4, s.92)

اَسَفٰى - الْحُزْنِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu  تَوَلّٰى -  يَٓا اَسَفٰى -  كَظ۪يمٌ  ifadelerinde, sırasıyla meddi tabii, meddi munfasıl ve meddi arız bulunmaktadır. Medler, sözün ağır ağır, hüzünlü bir ses tonuyla söylendiğini göstermekte; hüznün derinliğini ve uzun zamandır var olduğunu yansıtmaktadır. Cümledeki parçalar arası geçiş hızının düşük olması, verilmek istenen anlamı ve duygusal atmosferi aksettirmektedir. Görülüyor ki bu hissi boyuta uygun geçiş için okuyuş hızı düşük kelimeler seçilmiştir. (Bilal Aydin, Arap Dilinde Seslerin Mânâya Delâleti (Kur’ân-ı Kerim’deki Cennet Ve Cehennem Lafızlari Örneği)  

Yusuf Sûresi 85. Ayet

قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ  ٨٥


Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 تَاللَّهِ Vallahi ا ل ه
3 تَفْتَأُ sen hâlâ ف ت ا
4 تَذْكُرُ anıyorsun ذ ك ر
5 يُوسُفَ Yusuf’u
6 حَتَّىٰ sonunda
7 تَكُونَ olacaksın ك و ن
8 حَرَضًا hasta ح ر ض
9 أَوْ yahut
10 تَكُونَ olacaksın ك و ن
11 مِنَ -dan
12 الْهَالِكِينَ helak olanlar- ه ل ك

قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  تَاللّٰهِ ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur. 

تَاللّٰهِ  car mecruru mahzuf kasem fiiline mütealliktir. Takdiri,  نقسم پالله  (Allah’a yemin ederiz.) şeklindedir. 

ما فتئ  istimrar (devamlılık) fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasbeder. Başlarına muhakkak olumsuzluk edatı gelmelidir. Bu edatların muzari kipleri vardır. Burada olumsuzluk edatı hazf edilmiştir. 

تَفْتَؤُ۬ا  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. Olumsuzluk edatı hazf edilmiştir. تَفْتَؤُ۬ا  ‘ün ismi, müstetir olup takdiri  انت ’dir. تَذْكُرُ  cümlesi, تَفْتَؤُ۬ا  ‘nün haberi olarak mahallen mansubdur.

تَذْكُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. يُوسُفَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ  ve masdar -ı  müevvel  تَذْكُرُ  fiiline müteallik, mahallen mecrurdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ  ’nin ismi, müstetir olup takdiri  انت ’dir. حَرَضاً kelimesi  تَكُونَ ’nin haberi olarak fetha ile mansubdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  انت ’dir.  مِنَ الْهَالِك۪ينَ  car mecruru  تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْهَالِك۪ينَ ; sülâsî mücerredi  هلك  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ  cümlesi, yemin üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Kasem harfi  تَ  nedeniyle mecrur olan, muksemun bih  تَاللّٰهِ , takdiri  نقسم  (yemin ederiz) olan mahzuf fiile mütealliktir. 

Kasemin cevabı olan  تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ  cümlesi, istimrar fiillerinden olan nakıs fiil  فتأ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Kasemin cevap fiilinde tekit nunu, mukadder nefiy harfi  لا  sebebiyle mahzuftur.

Nakıs fiil  فتأ ‘nin haberi olan  تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ  müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَفْتَؤُ۬ا ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  تَكُونَ حَرَضاً   cümlesi, nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde  حَتّٰى  ile birlikte, تَذْكُرُ  fiiline mütealliktir. 

حَرَضاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ  cümlesi muhayyerlik ifade eden  اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

مِنَ الْهَالِك۪ينَ ’nin müteallakı olan  كَان  ’nin haberi, mahzuftur. Bu icâz-ı hazif sanatıdır.

كَانَ  ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 5, s. 124)

Başındaki harfi cerle mahzuf habere müteallik olan  الْهَالِك۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhte istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

الْهَالِك۪ينَ - حَرَضاً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr,  تَكُونَ  fiilinin tekrarında cinas ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.

الْهَالِك۪ينَ - حَرَضاً  kelimelerinin yakın anlamlı olmalarına rağmen arka arkaya kullanılması,  تَكُونَ  fiilinin tekrarı, Yakub’un (a.s) üzüntüsünün fazlalığına dikkat çekme kastıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Bu ayeti kerimede  حَرَضاً , تَفْتَؤُ۬ا  ; تَ  kelimelerinin üçü de benzerlerine nazaran daha az kullanılan kelimelerdir.  تَ  yemin harfi  ب  ve و  harflerine göre en az kullanılan yemin harfidir. تَفْتَؤُ۬ا  kelimesi  زال ’ye göre daha az kullanılan ismini ref, haberini nasb eden bir fiildir. Bunlardan sonra gelen  حَرَضاً  kelimesi ise helak manasında yine az kullanılan bir kelimedir. İşte bu nedenle mürâât-ı nazîr sanatı oluşmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

Bu üslup lafızlar arası bir iltifatın gözlenmiş olduğunu göstermektedir. Bunun tersi olarak bütün kelimeleri yaygın kullanıma sahip kelimelerden oluşan ayetler de vardır. (Bu ayet lafzın lafızla uyumu konusunda ikinci tanımı kabul edenler tarafından lafzın mana ile uyumuna örnek gösterilmiştir. Çünkü Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin Yakub’u (a.s) onu hatırlayıp durması konusunda tedirgin etmeleri içeriğine bu lafızlar uygun düşmektedir. (‘Alevî, Yahya b. Hamza b. Ali b. İbrahim, Kitâbu’ṭ Ṭırâz el-Muteḍamminu li Esrâri’l Belâġati ve ‘Ulûmi Ḥaḳaiḳı’l İ‘câz, (thk. Muhammed Abdüsselam Şahin), s. 468, Beyrut, Dâru’l Kutubi’l İlmiyye, 1995)

Zemahşerî, kural gereği ayetteki  تَفْتَأُ  fiilinin başında aslında olumsuzluk  لا ’sı bulunduğunu, ancak hazf edildiğini kaydeder. Bu tarz uygulamalarda, cümle içinde bir karışıklık ve anlam kaymasının olmaması için elbette maddi ve manevi verilerin olması gerekir. Mezkur ayetteki hazfin belirleyicisi, “Yeminden sonra gelen olumlu muzari fiiller mutlaka tekid nûnu alırlar” kuralıdır.  تَفْتَأ  fiili söz konusu pekiştirme harfini almadığından olumsuz kabul edilir. (İsmail Bayer, Keşşaf Tefsirinde Belagat Uygulamaları)

Ayette icaz-ı hazif vardır.  تَفْتَؤُ۬ا  fiilinin aslı  لا تَفْتَؤُ۬ا ’dur. Yusuf’u kederlenerek anmaya devam ediyorsun manasındadır.  لا  karışıklığı önlemek için hazf edilmiştir. Arap üslubunda bu, bilinen bir yöntemdir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Halil ve Sîbeveyh ise;  لا ’nın yemin halinde takdir edileceğini iddia etmişlerdir. Çünkü yemin halinde açıklanması zor bir taraf olmaz. Eğer böyle bir takdir vâcip olsaydı, bu  لا  yerine  لَنْ  olmalı idi. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Yusuf Sûresi 86. Ayet

قَالَ اِنَّـمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  ٨٦


Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 إِنَّمَا şüphesiz ben
3 أَشْكُو arz ederim ش ك و
4 بَثِّي üzüntümü ب ث ث
5 وَحُزْنِي ve tasamı ح ز ن
6 إِلَى yalnız
7 اللَّهِ Allah’a
8 وَأَعْلَمُ ve bilirim ع ل م
9 مِنَ tarafından
10 اللَّهِ Allah
11 مَا şeyleri
12 لَا
13 تَعْلَمُونَ sizin bilmediğiniz ع ل م
Hz. Ya‘kub’un bildiği, Allah’ın imtihanı, sabrın sonunun selâmet olduğudur; ayrıca Yûsuf’un rüyasına dayanarak (bk. 4-6 âyetler) edindiği, olayların geleceğine dair ümit verici bilgidir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 252

قَالَ اِنَّـمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l-kavli,  اَشْكُوا ’dur. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّمَا,  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden alıkoyan anlamında olup, buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

اَشْكُوا  fiili  و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. بَثّ۪ي mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حُزْن۪ٓي  atıf harfi  وَ ’la  بَثّ۪ي ’ye matuftur. حُزْن۪ٓي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اِلَى اللّٰهِ  car mecruru  اَشْكُوا  fiiline mütealliktir. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. (https://islamansiklopedisi.org)


 وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  اَعْلَمُ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا تَعْلَمُونَ ’dır. İrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

قَالَ اِنَّـمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّـمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ  cümlesi, kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır. اَشْكُوا  maksur/sıfat, اِلَى اللّٰهِ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yakub (a.s) hüzün ve kederiyle ilgili şikâyetini sadece Allah’a bildireceğini, Allah’tan başka hiç kimseye şikayette bulunmayacağını anlatmaktadır. Maksûr/sıfat, mevsufa hasredilip onunla sınırlandırılarak diğerlerinden soyutlanmıştır.

بَثّ۪ي - حُزْن۪ٓي  bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Veciz ifade kastına matuf  بَثّ۪ي  ve  حُزْن۪ٓي  izafetlerinde, Hz.Yakub’a  ait zamire muzâf olan  بَثّ۪  ve حُزْن۪ٓ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

بَثّ۪ي  ve  حُزْن۪ٓي ; iki müteradif kelimeden birinin diğerine atfı ile yapılan ıtnâbtır. (el-İtkan) 

Bu kelimeler “üzüntü” manasında eşanlamlı lafızlardır. Bundan maksat mananın pekiştirilmesi ve ifadeye kuvvet kazandırılmasıdır. (Ali Bulut, Kur’an-ı Kerim’de Itnâb Üslubu)

بَثّ۪ي - وَحُزْن۪ٓي  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

بَثّ۪ي : Aslında “yaymak, serip neşretmek” manasına masdar ise de bundan  مبثُوث  manasına isim de kullanılır. O zaman anlamı, herkesin içine sığdıramayıp çevreye yaymaktan kendini alamayacağı zorlu bir dert ve merak demektir. Yani “Ben sabrımı allak bullak eden içimdeki bu ateşi ve hüznümü kimselere değil, ancak Allah’a şikâyet ediyorum.” demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


  وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَعْلَمُ  fiiline müteallik  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru,  ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

اَعْلَمُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sılası olan  لَا تَعْلَمُونَ  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَعْلَمُ - لَا تَعْلَمُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için zahir olarak tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayette nazmın kolaylığı ve lafızların tatlılığı açıkça görülmektedir. Burada insicâmın yanı sıra  إِلَى اللّهِ  ve  اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ  ifadelerinde ta‘attuf vardır. Çünkü daha veciz bir kelam olan  أعلم منه [O’ndan öğreniyorum.] ifadesini kullanmamış,  اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ Allah’tan öğreniyorum] demiştir. (Dr.Mustafa Aydın Arap Dili Belagatında Bedî‘ilmi Ve Sanatları)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202) 

Kırık Meal Çalışması ve Mezid Fiiller

 Sayfanın Özeti:

Türkçe'de kullanmadığımız kelimeler: 5 (Ebraha, sevvelet, tefteu, haradan, bessî) Fiiller Toplam: 31 Sülâsî Fiil: 25 (Qâle, [5], ne'huze, vecednâ, halesû, ta'lemû, ehaze, ebraha, ye'zene, yahkume, ırciû, feqûlû, sereqa, şehidnâ, alimnâ, künnâ [2], ves'el, asâ, ye'tiyenî, tefteu, tezkürü, tekûne, eşkû, a'lemu, ta'lemûne) Mezid fiiller: 6 (İsteyesû, ferrattüm, aqbelnâ, sevvelet, tevellâ, vebyaddat) Arapça'da fiiller en az üç harflidir. Bu fiillere harf ilavesiyle mezid fiiller elde edilir. Üç harfli fiil bu durumda yeni manalar kazanır. Bu kalıplar 11 tanedir. Kur'ân'da en çok geçen 5 kalıp şunlardır: 1- İfâl kalıbı 203 farklı şekilde geçmiştir. Sülasi fiilin başına hemze getirilir. Kazandığı belli başlı manaları şöyle özetleyebiliriz: * Müteaddilik: Fiil lazım ise, müteaddi, yani geçişli olur. Harace fiili çıktı, ahrace fiili çıkardı demektir. * Duhûl: Bir zaman veya yere girme manası taşır. Asbaha, sabahladı demektir. * Sayrûret: Bir halden başka bir hale geçmeyi ifade eder. Esmera, meyve verdi demektir. * Haynûnet: Bir şeyin zamanının geldiğini ifade eder. Ahsade, hasad zamanı geldi demektir. * Bazen sülasisi ile aynı manayı vurgulu olarak ifade eder. 2- Tefîl kalıbı 140 farklı şekilde gelmiştir. Sülasi fiilin ikinci harfi şeddelenir. Kazandığı belli başlı manaları şöyle özetleyebiliriz: * Müteaddilik: Fiil lazım ise, müteaddi, yani geçişli olur. Nezzele, indirdi demektir. * Teksîr: Fiilin çok meydana geldiğini veya faiilin çok olduğunu ifade eder. Ğallaka, çok kapıyı kapattı. * Bazen sülasisi ile aynı manayı vurgulu olarak ifade eder. 3- İftiâl kalıbı 79 farklı şekilde geçmiştir. 5 harflidir. Fiilin başına hemze ve ilk iki harfin arasına te harfi gelir. Kazandığı belli başlı manaları şöyle özetleyebiliriz: * Mutâvaat: İctemeat, toplandı. * Çalışıp çabalama: İktesebe, kazanmaya çalıştı. * Müşareket: İstebeqa, yarıştı. * Edinmek: İhtetema, yüzük taktı. 4- Tefa'ul kalıbı 64 farklı şekilde geçmiştir. Fiilin başına te harfi getirilir ve ortadaki harf şeddelenir. Kazandığı belli başlı manaları şöyle özetleyebiliriz: * Mutâvaat: Tekessera, kırıldı. * Tekellüf (Güçlükle elde etme): Tekellemtü, güçlükle konuştum. * Azar azar yapmak: Teallemtü, azar azar öğrendi. * Edinme: Tevassadtü, yastık edindi. 5- istifâl kalıbı 63 farklı şekilde gelmiştir. Fiilin başına elif, sin ve te harfleri getirilerek 6 harfli yapılır. Kazandığı belli başlı manaları şöyle özetleyebiliriz: * İstemek: İstefheme, öğrenmek istedi. * Bir halden bir hale dönüşmek: İstahcare, taşlaştı. * Bir şeyde fiilin aslının sıfat olarak bulunduğuna inanmak: İstahsene, güzel olduğuna inandı. Bundan sonra her gün bu notları en az iki kere okumalı ve her hafta bir kalıbı okuduğunuz Kuran sayfasında bulmaya ve manasını anlamaya çalışmalısınız.

Günün Mesajı
Anne babanın rızasını kazanabilmek için gayretli olmak bir zorunluluktur. Çünkü onların razı olması, aziz ve celil Allah'ın rızasının bir parçasıdır. Doğru konuşmak ve haklı olarak kendisini savunmak oldukça önemlidir. Allah'tan ümidini kesmemek faziletli bir iştir. Ve bu imanın niteliklerindendir. Allah'tan başkasına şikâyette bulunmak bir zillet sebebidir. Aziz ve celil Allah'a şikâyet etmek ise bir izzettir, ümittir ve iman gücüdür. Allah teala insanı kalbin üzüntüsü ve gözün yaşarması dolayısıyla sorgulamaz. Çünkü bu bir rahmettir. Ama sabırsızlık gösterip kederlenerek yüksek sesle ağıt yakıp yüzlere vurup elbiseleri yırtıp parçalamayı haram kılmıştır. Aynı şekilde yüce Allah'ın kazasına rıza göstermemek ve yüce Allah'ın yaptığı işten ötürü aşırı derecede kızdığını ortaya koymak gibi cahili bir takım sözleri söylemeyi de haram kılmıştır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

‘İman zayıflığındandır.’

Depresyon ve benzeri psikolojik rahatsızlıklara sahip insanları yaralayan bakış açısının özeti. Ne güzel ki böyle acılı bir deneyimi yaşamayanların, depresyonun zayıf insanlara geldiğine inananların açıklaması ya da zayıflık olarak gördüğü için yaşadığını kabullenemeyenlerin, ardına saklandığı kelimeler.

Hem psikolog, hem de böyle bir deneyimin ne anlama geldiğini bilen biri olarak ellerini masaya vurarak ayağa kalktı:

‘Hayır!’ dedi konuşan ve onaylayan herkesi susturan bir tonlamayla.

‘Hayır! Nasıl kanser, MS, şeker vb. hastalıklara sahip insanlara karşı suçlayıcı konuşulmuyorsa, depresyondan muzdarip kişilere de ‘imanın zayıf’ deme hakkını kimse kendinde bulmamalı. Bir rahatsızlığın psikolojik düzeyde olması, o hastalığın iradi olduğunu yani kişinin kendi isteğiyle depresyona girdiğini ya da panik atak hastası olduğunu göstermez. Depresyon tek başına kısa süreli bir hüzün hali değildir. İmtihan (ölüm, hastalık, başarısızlık vb.) karşısında, iman zayıflığından dolayı verilen anlık asi tepkiler hiç değildir. Anlık eğlencelerle ve kafan dağılsınlarla atlatılan bir şımarıklık bunalmışlık hali de değildir.’

Gönlü böyle kelimelerle yaralanan insanlarla karşılaştığımda onlara şunları söylerim:

Şüphesiz; sahip olduğun imanın ve Allah’a sığınma çaban, bu süreci kabullenmeni ve atlatmanı kolaylaştıracaktır. İnşaallah seni Rabbine yaklaştıracak bir vesile ve dünya üzerinde sana bakış açısı kazandıracak bir tecrübe olacaktır. Ancak, hayır, bu halin iman zayıflığından dolayı değildir. Ve bunun böyle olmadığını gösteren bir çok kanıt vardır. Ayetler, dualar ve daha niceleri. Bir tanesi var ki, üzerinde en çok durduğum örnek:

Hz. Yakub’un yıllarca, oğlu Yûsuf’unun arkasından ağlaması. O bir peygamberdi, babası ve dedesi de peygamberdi, Allah’ın ilim verdiklerindendi, hz. Yûsuf’un kardeşlerinin yalan söylediklerini de biliyordu. Evladına kavuşmak için dua ediyor ve alay edilmesine rağmen ‘ya esefa ala Yûsuf’ diyerek ağlıyordu.

Ey hüzünleri gideren ve her derdimizden haberdar olan Allahım! Fizyolojik ve psikolojik hastalıklarımıza şifa ver. Onların, üzerimizdeki yükünü hafiflet. Onları kabullenme ve hayatımıza devam etme gücümüzü ver. Hastalıkların, bizden götürdüklerinden çok, bize kazandırdıklarını görmemizi nasip et. Hastalıklarla: iki dünyasını da kazanan kullarından olmamız için yardım et. Bilmediğimiz ve anlamadığımız hastalıklara sahip kullarına karşı acımasız davranma hatasına düşmekten koru. Düşene vuranlardan ve onların acımasızlıklarından muhafaza buyur. Zor anlarımızda; bizi yerden kaldıracak, yardımcı olacak, ihtiyacımızı giderecek, bize destek olacak hayırları hatırlatacak ve iman kuvvetiyle ‘Rabbim Allah’ dedirtecek kullarını karşımıza çıkar.

Elhamdulillah. Hüznümüzü ve tasamızı hafifleten Allah’a! Cennette hüznün ve tasanın her zerresinden arınan kullardan olmak ve sonrasında derin bir nefesle elhamdulillah demek duasıyla.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji