Nahl Sûresi 56. Ayet

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ  ٥٦

Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَجْعَلُونَ ve ayırıyorlar ج ع ل
2 لِمَا şeylere
3 لَا
4 يَعْلَمُونَ bilmedikleri ع ل م
5 نَصِيبًا bir pay ن ص ب
6 مِمَّا
7 رَزَقْنَاهُمْ verdiğimiz rızıktan ر ز ق
8 تَاللَّهِ Allah’a andolsun ki ا ل ه
9 لَتُسْأَلُنَّ siz mutlaka sorulacaksınız س ا ل
10 عَمَّا şeylerden
11 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
12 تَفْتَرُونَ uyduruyorlar ف ر ي
 
En‘âm sûresinin 136. âyetinde daha ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere putperest Araplar, hayvanlarının ve ziraî ürünlerinin bir kısmını putlara ayırır, bunları tapınak hizmetlerinde kullanırlardı; ayrıca putları için kurban keser, onlara sunarlardı (İbn Atıyye, III, 401). Âyette onların bu tür telakki ve uygulamalarının tamamen kendilerinin yakıştırdığı asılsız şeyler olduğu ve bunlardan dolayı kesinlikle sorguya çekilecekleri belirtilmektedir. “Bilmedikleri şeyler” diye çevirdiğimiz kısım, “hiçbir şey bilmeyen nesneler” şeklinde de anlaşılmıştır (Zemahşerî, II, 332; İbn Atıyye, III, 401).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 409
 

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir. يَجْعَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  يَجْعَلُونَ  fiiline veya mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. İsm-i mevsûlu sılası  لَا يَعْلَمُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نَص۪يباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَٓا müşterek ism-i mevsûl,  مِنْ  harf-i ceriyle  نَص۪يباً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlu sılası  رَزَقْنَاهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

رَزَقْنَاهُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ

 

Fiil cümlesidir. تَا  kasem harfidir. تَاللّٰهِ  car mecruru, takdiri  أُقْسمُ (kasem ederim) olan mahzuf fiile mütealliktir. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

تُسْـَٔلُنَّ  fiili mahzuf  ن' un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl, عن  harf-i ceriyle  تُسْـَٔلُنَّ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ  تَفْتَرُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَفْتَرُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.

تَفْتَرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَفْتَرُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındandır. Sülâsîsi  فري ’dir.

İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

 

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  لِمَا , harf-i cerle  يَجْعَلُونَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لِمَا  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan  نَص۪يباً ’e takdim edilmiştir.

نَص۪يباً ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.

Mecrur mahaldeki ikinci müşterek ism-i mevsûl  مِمَّا  harf-i cerle  نَص۪يباً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.

Sılası olan  رَزَقْنَاهُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, S.107)

رَزَقْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ  [Bilmeyenlere de ayırırlar] yani ilmi olmayan ilâhlarına (putlara) verirler demektir, çünkü onlar cansızdırlar. O zaman zamir  مَا ’ya ait olur ya da “bilmediklerine verirler” demektir. Çünkü onlar da yanlış şeylere itikat ederler, mesela kendilerine fayda vermeleri ve şefaat etmeleri gibi. O zaman  مَا ’ya ait olan “aid zamir” hazf edilmiş olur. Ya da cahilliklerinden demektir ki o zaman  مَا  masdariye olur, verilen kimseler de bilindiği için hazf edilmiş olur. (Beyzâvî,Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl) 

يَجْعَلُونَ - يَعْلَمُونَ  kelimeleri arasında gayr-ı tam cinas vardır.

نَص۪يباً - رَزَقْنَاهُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

  تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ

 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Kasem harfi  تَ  nedeniyle mecrur olan, muksemun bih  تَاللّٰهِ , takdiri  أقسم (Yemin ederim) olan mahzuf fiile mütealliktir. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Kasemin cevabı olan  لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ  cümlesi, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. 

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Azamet zamirinden sonra, zamir makamında ism-i celâle iltifat edilmesi, hükmün illetini bildirmek, korkuyu artırmak ve tehditte mübalağa içindir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle  تُسْـَٔلُنَّ  fiiline mütealliktir.

Sıla cümlesi olan  كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ , nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi olan  تَفْتَرُونَ  ‘nin faide-i haber ibtidaî kelam olan muzari fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye, hudûs, tecessüm, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)

Kelamın başında yemin zikredilmesi ve son derece gazap belirterek doğrudan doğruya onlara hitap edilmesi, açıkça şiddetli ceza vaadini ifade etmektedir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sîbeveyhi der ki:  تَاللّٰهِ  sözündeki kasem  تَ ’sini Araplar lafza-i celâl dışındaki sıfatlarda kullanmazlar. Mesela,  تربّ الكعبة  demezler. (https://tafsir.app/aljadwal/16/56)

Allah Teâlâ onları sorguya çekeceği hususunda zatına yemin etmiştir. Bu, son derece şiddetli bir tehdittir. Bununla, Allah Teâlâ’nın onlara kınama, ayıplama ve tehdit üslubu ile soru soracağı manası kastedilmiştir. Bu sorunun ne zaman sorulacağı hususunda iki ihtimal vardır:

1. Bu, o şahsın ölümü iyice yaklaşıp canı çıkarken azap meleklerini görmesi esnasında olacaktır. Bunun, kabir azabı esnasında olacağı da söylenmiştir.

2. Bu sorgu ahirette olacaktır. Bu görüş daha uygundur. Çünkü Allah Teâlâ, orada, sorguya çekilme esnasında, çeşitli azarlama ve kınama yerine geçecek şeylerin olacağını haber vermiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ  [Allah’a yemin olsun ki ettiğiniz iftiradan mutlaka sorulacaksınız] cümlesindeki iftira; onların ilâh olduğu ve ibadete layık bulundukları manasıdır. Bu da onlar için tehdittir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

مَا  ayette üç yerde ism-i mevsûl olarak gelmiştir. Aralarında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَعْلَمُونَ  ile  لَتُسْـَٔلُنَّ  kelimeleri arasında gaibden muhataba geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

كانَ  fiilinin muzari olarak gelişi iftiranın onların devamlı olarak yaptığı bir işi olduğunu belirtmek içindir. Bu fiil onlarda yinelenmekte ve devam etmektedir. Bu ifade  عَمّا تَفْتَرُونَ ve  عَمّا افْتَرَيْتُمْ demekten daha beliğdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)