Yusuf Sûresi 72. Ayet

قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ  ٧٢

Onlar, “Hükümdar’ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 نَفْقِدُ kaybettik ف ق د
3 صُوَاعَ su tasını ص و ع
4 الْمَلِكِ Kralın م ل ك
5 وَلِمَنْ kimseye
6 جَاءَ ve getiren ج ي ا
7 بِهِ onu
8 حِمْلُ yükü (mükafat) var ح م ل
9 بَعِيرٍ bir deve ب ع ر
10 وَأَنَا ve ben
11 بِهِ buna
12 زَعِيمٌ kefilim ز ع م
 
صوع Save’a : صُواعٌ Melikin (kralın) kendisiyle su içtiği ve onunla ölçünün yapıldığı kile olarak kullanılan kaptır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli sa’ (ölçü birimi)dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ ’dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

نَفْقِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. صُوَاعَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمَلِكِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle mahzuf mukaddem habere mütealliktir. İsmi-i mevsûlün sılası  جَٓاءَ بِه۪ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪  car mecruru  جَٓاءَ  fiiline mütealliktir.  

حِمْلُ  muahhar mübteda olup damme ile merf’ûdur. Aynı zamanda muzâftır. بَع۪يرٍ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.


 وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. Mukadder sözün mekulü’l-kavlidir. Takdiri, وقال المؤذّن أنا به زعيم ..şeklindedir.

وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  زَع۪يمٌ ‘e mütealliktir. زَع۪يمٌ  haber olup damme ile merfûdur.

زَع۪يمٌ  sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

صُوَاعَ  kelimesinin  الْمَلِكِ ’e izafeti, su tasının değerini sahibinden aldığı ve çalınmasının bu sebeple daha korkutucu olduğunu ifade etmek içindir. Çünkü devletin tüm işleri kralın maslahatı içindir. Burada melik vasfının tazim kastıyla Yusuf (a.s) için kullanılmış olması da caizdir.

صُوَاعَ: Lügatta “sa” denilen ve İslam fıkhında da muteber olan bir kile yani bir ölçektir. Bir de su içecek bir tas ve maşrapa anlamına gelir. Burada bazıları ölçek demişler, bazıları da yukarıdaki “sikaye” ile bağlantılı olarak su tası demişler ve maşrapa olarak tefsir etmişlerdir. Ayrıca “suva” isim, “sikaye” ise sıfattır demişler. Lakin “es-sikaye” kelimesinden açıkça anlaşılan Yusuf'un su kabı olmasıdır. Burada ise her iki anlama gelecek şekilde “suva” denilmesi ve Melik'e ait olduğunun bildirilmesi orada kaçamaklı bir tevriye kastedilmiş olduğunu anlatıyor. Melik'in denilmesinde onları başka bir heybetle korkutmak amacı güdüldüğü anlaşılıyorsa da bundan Aziz olan Yusuf veya bizzat Melik de kastolunuyor olabilir. Yusuf'un kendi eliyle koyduğu şey, herhalde Yusuf'un olması gerekir. Ancak bu ona muhtemelen daha önce Melik tarafından hediye edilmiş olan kıymetli bir şeydir.

Eğer zahire ölçülen kile de öyle çok kıymetli bir ölçek idiyse işin hakikatini bilmeyenler dışardan bakılınca bunu hükümetin o ölçeği zannedecekler, o zaman da hakikatte dışarıdan göründüğü şekle uygun bir itham yapılmamış olacaktır. Böylece tevili mümkün bir tevriye kastedilmiş ve belki bir istiare gözetilmiş olacaktır. Çünkü Yusuf, devletin bir ölçeği, bir adalet aracı, ülkenin hayat kaynağı, su tası durumunda idi. Onlara, “Ne arıyorsunuz?” derken bu soruya karşılık böyle bir mana söz konusu edilseydi de “Siz bir Aziz'i kuyuya atmışsınız, onu arıyoruz.” deyiverselerdi, o zaman çok müthiş bir şey olurdu. O zaman burada kastedilenin bir tas değil, doğrudan doğruya Yusuf'un kendisi olduğu anlaşılırdı. Ancak ifadenin zahiri böyle dolambaçlı tevillere müsait değildir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

 وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.

Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , harf-i cerle birlikte mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Sılası olan  جَٓاءَ بِه۪  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muahhar mübteda olan  حِمْلُ بَع۪يرٍ  veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Muzâfun ileyh olan  بَع۪يرٍ  kelimesinin tenvinli oluşu muzâfa marifelik değil hususiyet kazandırmıştır.

بَع۪يرٍ ‘deki nekrelik cins ve teklik ifade eder.

جَٓاءَ  fiili  بِ  harf-i ceri ile kullanıldığında “getirdi” manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.  .

وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ  cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim tehir sanatı vardır. بِه۪  car-mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  زَع۪يمٌ ’a takdim edilmiştir.

قَالُوا نَفْقِدُ  ’daki çoğul zamirin son cümlede  وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ  şeklinde tekil olması dolayısıyla iltifat sanatı vardır.

Müsned olan  زَع۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)