وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمِنْهُمْ | ve içlerinde vardır |
|
| 2 | مَنْ | kimse |
|
| 3 | يُؤْمِنُ | iman eden |
|
| 4 | بِهِ | ona |
|
| 5 | وَمِنْهُمْ | ve içlerinde vardır |
|
| 6 | مَنْ | kimse |
|
| 7 | لَا |
|
|
| 8 | يُؤْمِنُ | iman etmeyen de |
|
| 9 | بِهِ | ona |
|
| 10 | وَرَبُّكَ | ve Rabbin |
|
| 11 | أَعْلَمُ | daha iyi bilir |
|
| 12 | بِالْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْمِنُ بِه۪ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يُؤْمِنُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪ car mecruru يُؤْمِنُ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يُؤْمِنُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
لا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪ car mecruru لَا يُؤْمِنُ fiiline mütealliktir.
يُؤْمِنُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. رَبُّ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur.
بِالْمُفْسِد۪ينَ car mecruru اَعْلَمُ ’ye müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُفْسِد۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْلَمُ kelimesi ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi olan وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan يُؤْمِنُ بِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üsluptaki وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ cümlesi, istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُؤْمِنُ ve لَا يُؤْمِنُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ cümlesiyle وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
مَنْ - لَا - بِه۪ - وَمِنْهُمْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette insanlar inananlar ve inanmayanlar şeklinde iki kısma ayrılmıştır. Bu, taksim sanatıdır.
وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟
وَ , istînâfiyyedir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh رَبُّكَ izafetiyle gelerek Rab isminin peygambere ait zamire muzâf olması, peygamberin makamını şereflendirmek ve Allah’ın ona, teselli hususunda son derece lütufkâr muamele ettiğini beyan içindir.
Mütekellim Allah teala olduğu için Rab isminin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
Haber olan اَعْلَمُ ‘nun ism-i tafdil kalıbında gelmesi mübalağa ifade etmiştir.
الْمُفْسِد۪ينَ kelimesi ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
Ayetin bu cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.] ifadesinde Allah Teâlâ, her şeyi bildiğini beyan ederken, bunun içine onlara gereken muameleyi yapacağı manasını idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
يُؤْمِنُ - بِالْمُفْسِد۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
Meânî alimlerinden muhakkiklerin görüşüne göre; kelamın sonundaki وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ cümlesi mu’tarizadır. Onların müfsid oldukları konusunda uyarı ve tehdit için gelmiş bir tarizdir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)