بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ٣٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | بَلْ | hayır |
|
| 2 | كَذَّبُوا | yalanladılar |
|
| 3 | بِمَا | şeyi |
|
| 4 | لَمْ |
|
|
| 5 | يُحِيطُوا | kavrayamadıkları |
|
| 6 | بِعِلْمِهِ | ilmini |
|
| 7 | وَلَمَّا | ve |
|
| 8 | يَأْتِهِمْ | kendilerine gelmeyen |
|
| 9 | تَأْوِيلُهُ | yorumu |
|
| 10 | كَذَٰلِكَ | böyle |
|
| 11 | كَذَّبَ | yalanlamışlardı |
|
| 12 | الَّذِينَ | kimseler de |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | قَبْلِهِمْ | onlardan önceki(ler) |
|
| 15 | فَانْظُرْ | bir bak |
|
| 16 | كَيْفَ | nasıl |
|
| 17 | كَانَ | olduğuna |
|
| 18 | عَاقِبَةُ | sonlarının |
|
| 19 | الظَّالِمِينَ | zalimlerin |
|
بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُۜ
Fiil cümlesidir. بَلْ idrab ve atıf harfidir. كَذَّبُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ har-i ceriyle كَذَّبُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ يُح۪يطُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يُح۪يطُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِعِلْمِه۪ car mecruru يُح۪يطُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا cahdı- müstağrakdır. Fiili muzariyi cezm eder. يَأْتِهِمْ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir هِمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَأْو۪يلُهُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُ cümlesi يُح۪يطُوا ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.
بَلْ : Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şekindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.
b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir.
c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir.
d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُح۪يطُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حوط ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَذَّبُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
كَ harf-i cerdir. Bu ibare يُبَيِّنُ fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. ذا işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِهِمْ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Îrabtan mahalli yoktur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْظُرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ cümlesi, amili انْظُرْ ‘un iki mef’’ulun bihi yerinde olup mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur. عَاقِبَةُ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الظَّالِم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfidir. İntikal içindir.
İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki بِ harf-i ceriyle كَذَّبُوا fiiline mütealliktir. Sılası olan لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَذَّبُوا fiili تفعيل babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.
لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ ifadesinde istiare vardır. Kuşatma anlamındaki يُح۪يطُوا fiilinin ilme nispet edilmesiyle onun ilmini kavramak, zafer için ordunun, bir yeri muhasara altına almasına benzetilmiştir. يُح۪يطُوا , Kur’ân’ı anlamanın umumu için müstear olmuştur. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يُح۪يطُوا - عِلْمِه۪ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُ cümlesi, يُح۪يطُوا ’nin failinden haldir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Maziye taalluk eden لَمَّا harfinin dahil olduğu menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُ ifadesinde تَأْو۪يلُهُ kişileştirilmiştir. Te’vil, bir şahıs özelliği olan gelmek anlamındaki يَأْتِهِمْ ‘a isnad edilerek iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
Veciz ifade kastına matuf تَأْو۪يلُهُ ve بِعِلْمِه۪ izafetlerinde, Kur’ân’a ait zamirin muzaf olmasıyla تَأْو۪يلُ ve بِعِلْمِ , şeref kazanmıştır. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
تَأْو۪يلُ kelimesi Kur’an’da geldiği yerlerin hepsinde akıbet manasında kullanılmıştır. Bu kelime lafzen veya manen gizli olan bir şeyi ortaya koymak manasında kullanılır.
كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede, îcâz-ı hazif vardır. كَذٰلِكَ , amili كَذَّبَ olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
كَذَّبَ fiili تفعيل babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.
كَذَّبَ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası mahzuftur. مِنْ قَبْلِهِمْ car mecruru bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlere tahkir ifade eder.
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s.101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
كَذَّبَ - كَذَّبُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَمْ - لَمَّا ve كَذٰلِكَ - كَذَّبَ gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ
Cümle, takdiri تنبّه (Dikkat et.) olan mahzuf müstenefeye فَ ile atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
انْظُرْ fiili, anlamak idrak etmek anlamında kullanılarak istiare sanatı yapılmıştır. Aklî ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şeye benzetilmiştir.
Sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürseldir. Zikredilen bakmak sebep, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ , emir sıygasındaki انْظُرْ fiilinin mef’ûlü konumundadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Bu takdim istifham isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.
Sübut ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tevbih ve tehdit manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelen عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ izafeti, nakıs fiil كَانَ ’nin muahhar ismidir.
Müsnedün ileyh olan عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ , az sözle çok anlam ifade etmek için izafetle marife olmuştur. Bu izafet, muzâfı tahkir ifade eder.
عَاقِبَةُ - قَبْلِهِمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
عَاقِبَةُ için müzekker fiil kullanılmış, كَانَتْ buyurulmamıştır. Çünkü buradaki akibet azap manasındadır. Eğer müennes geldiyse cennet manasında olur. Müenneslik ve müzekkerliğin manaya göre gelmesi makamı gözetmenin hoş misallerindendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Meânî’n Nahvi, c. 2, S. 52)
كَانَ ’nin haberi soru isimleri veya haber ifade eden كَمْ gibi başta gelmesi zorunlu isimlerden olursa bu durumda haber كَانَ ’den ve isminden önce gelir. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
Son cümlede zamir makamında bahsi geçenlerin الظَّالِم۪ينَ şeklinde zahir olarak zikredilmesi, Peygamberleri ve getirdikleri kitapları yalanlayarak küfretmenin zulüm olduğuna dikkat çekmek için yapılmış iltifat ve ıtnâb sanatıdır. Zulüm, bir şeyi hakkı olmayan bir başka yere koyarak kendi nefsini ebedi azaba maruz bırakmak demektir.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-i Fâil ve İşlevleri)
Bu kelamda zamir makamında الظَّالِم۪ينَ şeklinde zahir ismin zikredilmesi, hakkı tekzip etmenin zulüm olduğunu yahut uğradıkları kötü akıbetin sebebinin bu zulümleri olduğunu ve bu zalimlerin de hüküm ve vaîd olarak o zalimler zümresine öncekide dahil olduklarını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ [Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu?] sorusunda kendilerinden öncekilerin cezası gibi onlar için de bir tehdit vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)