وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ ٢٠٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | zaman |
|
| 2 | تَوَلَّىٰ | döndüğü |
|
| 3 | سَعَىٰ | çalışır |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 6 | لِيُفْسِدَ | bozgunculuğa |
|
| 7 | فِيهَا | orada |
|
| 8 | وَيُهْلِكَ | ve yok etmeğe |
|
| 9 | الْحَرْثَ | ekin |
|
| 10 | وَالنَّسْلَ | ve nesli |
|
| 11 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 12 | لَا |
|
|
| 13 | يُحِبُّ | sevmez |
|
| 14 | الْفَسَادَ | bozgunculuğu |
|
Düşmanların da olsa ekinlerini, hayvanlarını, neslini helak etmeyi hoş görmüyor Kur’ân. Biz olsak “Hakkettiler“ derdik. Savaş, savaş alanındadır diyor Kur’ân.
İşte Kur’ân ın etikliği. Birkaç ayet önce Allah haddi aşanları sevmez demişti.
Bu da bir “had aşma”. Allah fesadı sevmez. Fesat insan, fesat çıkarır. Bize düşen Allah’ın sevdiğini sevmek, buğzettiğine buğzetmektir.
Ekini bozmak, gdo ile uğraşmak da arzı bozmak kapsamındadır. Nesli helak etmek, çocuk çalmak, süt bankaları, vb. Hatta aşılar için bile bugün çeşitli söylentiler var.
Riyazus Salihin, 691 Nolu Hadis
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur. Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir. O dört huya sahip olan kimse:Kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder.
Konuşunca yalan söyler.
Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.
Düşmanlık yapınca da aşırı gider.”
Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
Riyazus Salihin, 997 Nolu Hadis ;Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kur’ân okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’ân okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’ân okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’ân okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.”
Buhârî, Et’ime 30 Fezâilü’l-Kur’ân 17, Tevhîd 36; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Edeb 16; Tirmizî, Edeb 79; İbni Mâce, Mukaddime 16
Seaye سعي :
سَعْيٌ süratli yürümedir; koşmanın bir alt derecesidir. Bu kelime ister hayır, ister şer olsun bir konuda çabalamak/gayret sarf etmek için de kullanılır. سَعْيٌ sözcüğü daha çok övgüye değer fiillerle ilgili kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de bir isim ve bir fiil formunda olmak üzere 30 kere geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri say ve mesâidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup سَعٰى fiiline mütealliktir.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. تَوَلَّىٰ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تَوَلَّىٰ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
فَ karînesi olmadan gelen سَعٰى cümlesi şartın cevabıdır.
سَعَىٰ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. فِی ٱلۡأَرۡضِ car mecruru سَعَىٰ fiiline veya failinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri: متنقّلا (naklederek) şeklindedir.
لِ harfi یُفۡسِدَ fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle سَعَىٰ fiiline mütealliktir.
یُفۡسِدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. فِیهَا car mecruru یُفۡسِدَ fiiline mütealliktir. يُهْلِكَ atıf harfi وَ ile یُفۡسِدَ ‘ ye matuftur.
یُهۡلِكَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. الْحَرْثَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ٱلنَّسۡلَ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b)(إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلّٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’ dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
یُفۡسِدَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi فسد ’ dir.
یُهۡلِكَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi هلك ‘ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. لَا یُحِبُّ ٱلۡفَسَادَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. ٱلۡفَسَادَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
یُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’ dir.
İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhûl, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ
وَ , atıf harfidir. Şart üslubundaki terkip önceki ayetteki … وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَا ف۪ي قَلْبِه۪ۙ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart olan وَاِذَا تَوَلّٰى cümlesinde, müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’ nın müteallakı cevap cümlesidir. Muzâfun ileyh konumundaki تَوَلّٰى cümlesi müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şartın cevabı olan سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا cümlesi, müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sebep bildiren lam-ı ta’lilin dahil olduğu لِيُفْسِدَ ف۪يهَا cümlesi, masdar teviliyle سَعَىٰ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin sonunda müştakının zikredildiği يُفْسِدَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Aynı üsluptaki وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ cümlesi, masdar teviliyle önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَالنَّسْلَۜ , mef’ûl olan الْحَرْثَ ‘ye matuftur. Cihet-i camia tezayüftür.
Muzari sıygada gelen fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
یُفۡسِدَ - یُهۡلِكَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا cümlesindeki سعي fiili, yakıp yıkmada çok hızlı davrandıklarını, fitne çıkarmada da büyük gayret içinde olduklarını göstermektedir.
في الارض sözü de, - Münafıklardan birisi olan Ahnes b. Şerîk ki ayet onun hakkında inmiştir - onun fiilleri ve sözleriyle yaptığı fesadın çokluğuna; öyle ki, sanki yeryüzünün tamamının fesatla kaplanmış olduğuna işaret etmektedir.
وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ cümlesindeki atıf, hususi olanın umum üzerine atfı babındandır. Çünkü fesat, kan dökmeyi de mal yağmalamayı da içermektedir. Böylece bu atıfta fesadın bu çeşidinin ne kadar dehşet verici olduğuna işaret edilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi’l Kur’ani’l Kerim, soru:1391,1392,1394)
وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ [Ekin ve nesli yok etmeye çalışır.] Bozgunculuk ile ilgili yapılabilecek en ileri seviyedeki niteleme budur. Bu ifade fesahatin zirvesindedir. Çünkü dünya yerden ve dişilerden çıkanlar sayesinde ayakta durur. Onlar kesilirse dünya da son bulur. Cennet ile ilgili olarak وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ [Canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var.] (Fussilet 41/31) ve وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ [Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır.] (Zuhruf 43/71) ayetlerinde de bu tür bir anlatım vardır ki cennetteki nimetler ile ilgili anlatılabilecek en üst nokta budur. اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰيهَاۖ [Ondan suyunu ve merasını çıkardı.] (Nâziât 79/31) ayeti de yeryüzünde verilen nimetin zirvesidir. [Ekini ve nesli yok etmeye çalışır] ayeti hakkında şöyle de denilmiştir: “Yani anneleri ve çocukları yok eder. Çünkü kadınlar ekin ekilen tarlalardır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Hak Teâlâ'nın "Ekini ve nesli helak etmek için..." buyruğu, kısalığına rağmen son derece fasih ve çok tesirli bir manaya delalet eden lafızlardandır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)
وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde teberrük ve korku duyguları uyandırmak ve ikaz içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsned olan لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
Olumsuz bir cümlede ismin fiile takdim edilmesi, fiilin bu isimdeki olumsuzluğunu ama başka isimlerdeki varlığını ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C. 2, s. 186)
ٱلۡفَسَادَ kelimesi bütün cinslere şamil masdar kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Zamir makamında zahir isim olarak ٱلۡفَسَادَ ‘ın zikri, onları zemmetmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الْفَسَادَ - لِيُفْسِدَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Burada fesat çıkaranlara verilecek ceza söylenmemiş, sadece Allah’ın onları sevmediği söylenmiştir. Üstü kapalı bir anlatım söz konusudur. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip, hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.
Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde sevilmeyenlerin farklılığıyla tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)