فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ ٨١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | zaman |
|
| 2 | أَلْقَوْا | attıkları |
|
| 3 | قَالَ | dedi ki |
|
| 4 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 5 | مَا | şeyler |
|
| 6 | جِئْتُمْ | sizin getirdiğiniz |
|
| 7 | بِهِ | (onunla) |
|
| 8 | السِّحْرُ | sihirdir |
|
| 9 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 10 | اللَّهَ | Allah |
|
| 11 | سَيُبْطِلُهُ | onu boşa çıkaracaktır |
|
| 12 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 13 | اللَّهَ | Allah |
|
| 14 | لَا |
|
|
| 15 | يُصْلِحُ | düzeltmez |
|
| 16 | عَمَلَ | işlerini |
|
| 17 | الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَلْقَوْا ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَلْقَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı قَالَ مُوسٰى ’dır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. مُوسٰى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavl, مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası جِئْتُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
جِئْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. بِهِ car mecruru جِئْتُمْ fiiline mütealliktir. السِّحْرُ kelimesi ism-i mevsûl مَا ‘nın haberi olup damme ile merfûdur.
اَلْقُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. سَيُبْطِلُهُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يُبْطِلُهُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
يُبْطِلُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi بطل ‘dir.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يُصْلِحُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُصْلِحُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَمَلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُفْسِد۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
يُصْلِحُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صلح ’dır.
الْمُفْسِد۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَلْقَوْا şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiş, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mübteda konumunda gelen müşterek ism-i mevsûl مَٓا ' nın sılası olan جِئْتُمْ بِهِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
السِّحْرُ cümlesi haberdir.
Mef’ûlün müphem yapıdaki ism-i mevsûlle gelmesi sonradan gelecek olan اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُ cümlesine dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Haber olan السِّحْرُ ’ un, el takısıyla marife olması bu sıfatın kemâline işaret eder.
جِئْتُمْ بِهِ sözünün manası, onu bize gösterin demektir. المَجِيءُ fiili, izhar etmek (açıkça göstermek) manasında mecazdır. Çünkü bir şeyi getiren kişi onun geldiği yeri gösterir. Aslında örfî bir kullanımdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ
Cümle, beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden iki tekid hükmündeki اِنَّ , isim cümlesi, isnâdın tekrarı ve istikbal harfi olmak üzere beş tekid içeren bu gibi cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
اِنَّ ’nin haberi olan سَيُبْطِلُهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstikbal harfi سَ , tekid ifade eder.
Muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
س harfi ile dünyada gerçekleşecek olayları, سوف harfi ile ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)
اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُ şeklindeki isim cümlesi اِنَّ ile tekid edilmiş, haberin muzari fiille gelmesiyle isnad tekrarlanmış, سَ harfi ile ikinci bir tekid yapılarak Allah’ın onu batıl kılacağı çok kesin bir dille haber verilmiştir. Aynı kalıpla gelen sonraki cümle de bu ifadeyi desteklemiştir.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin lafza-i celâlle gelmesi ve zamir makamında hükmün illetini bildirmek, ikazı ve korkuyu artırmak için zahir olarak tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّ ’nin haberi olan لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari sıygada fiil cümlesi formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.
عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ ifadesiyle, sihirbazların yaptıklarının ifsad edici bir iş olduğu belirtilmiş, direkt olarak “Siz müfsitsiniz!” buyurulmamış, tarîz yapılmıştır.
الْمُفْسِد۪ينَ - يُصْلِحُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
سَيُبْطِلُهُۜ - الْمُفْسِد۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ [Bozucuların yaptıklarını Allah düzeltmez,] kalıcı ve daim kılmaz, aksine onu yokluğa mahkum eder demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)