Hûd Sûresi 112. Ayet

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  ١١٢

Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاسْتَقِمْ dosdoğru olun ق و م
2 كَمَا gibi
3 أُمِرْتَ emrolunduğun ا م ر
4 وَمَنْ ve kimseler
5 تَابَ tevbe eden ت و ب
6 مَعَكَ seninle birlikte
7 وَلَا ve
8 تَطْغَوْا aşırı gitmeyin ط غ ي
9 إِنَّهُ şüphesiz O
10 بِمَا şeyleri
11 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل
12 بَصِيرٌ görmektedir ب ص ر
 

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir.  اسْتَقِمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

كَ  harf-i cerdir. مثل  manasındadır.  مَا  müşterek ism-i mevsûl,  كَ  harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlün mutlaka mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  اُمِرْتَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اُمِرْتَ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl, atıf harfi  وَ ’la  اسْتَقِمْ ’deki faile matuf olup mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  تَابَ مَعَكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

تَابَ   fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَعَ  mekân zarfı  تَابَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَطْغَوْا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اسْتَقِمْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.


اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  بَص۪يرٌ  ‘ne mütealliktir. İsm-i  mevsûlün sılası تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

بَص۪يرٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.

بَص۪يرٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail; bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ 

فَ  istînâfiyyedir. 

Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Teşbih harfi  ك  ile mecrur mahaldeki masdar harfi  مَا , amili olan  اُمِرْتَ  fiilinin mahzuf mefûlü mutlakına mütealliktir. Mef’ûlü mutlakın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

كَ  teşbih harfidir. Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredildiği için de mufassaldır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. كَمَٓا اُمِرْتَ  car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sılası olan  اُمِرْتَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اُمِرْتَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

فَاسْتَقِمْ  fiilinin failine matuf olan, merfû mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  تَابَ مَعَكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

مَعَكَ  car-mecruru, تَابَ  fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَنْ تَابَ  [tövbe eden] terkibinden kastedilen müminlerdir. Çünkü iman şirkten tövbe etmektir.  مَعَكَ  izafeti  تَابَ ’den haldir,  تَابَ ’ye müteallık değildir. Çünkü Nebi (s.a.v) müşriklerden olmamıştır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Peygambere emredildiği gibi dosdoğru olmak teşbihinin manası, ona emredilen diğer şeyler için dosdoğru olması gibidir. Bu; tıpkısı olmak şeklindeki tafsilatı açısından mücmeli mufassala benzetmektir.  ك  harfi “Olduğun gibi ol!” manasındaki  كُنْ كَما أنْتَ  sözündeki gibi عَلى  manasındadır.  (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu emrin  فَ  harfiyle öncesine bağlanması şu anlamı ifade eder: Sen her hususta doğruluk ile emrolunmuş bulunuyorsun. Ve senin, her işte Kur'an'da emrolunduğun gibi sırat-ı müstakim üzere tam bir doğrulukla hareket etmen ve her hususta aldığın vahye uyman, Kur'an ahlakı ve ahkâmı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir ki hakkında hiçbir şüpheye ve tereddüde yer kalmayacaktır. Doğruluğun ve dürüstlüğün senin peygamberliğine ve başarılı olmana en büyük delil ve belge olacaktır. Bundan dolayı sen, sana karşı çıkanların laflarına bakma, onları Allah'a havale et de gerek müminlerle müşterek olan inanç ve amele ilişkin genel görevlerinde, gerek özellikle peygamberlik görevleriyle ilgili olarak yalnızca sana ait olan özel görevlerinde tam emrolunduğun gibi hakkıyla doğru ol, doğruluktan ayrılma! (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Allah Teâlâ tevhid ve peygamberlikte ihtilaf edenlerin durumunu açıklayıp da vaat ve tehdit hakkında uzun uzadıya bilgi verince Resulullah’a (s.a.v) da açıklanan bu hususlara uymasını emrettiği gibi doğru olmasını da emretti. Bu, akaidde doğruluğu içine aldığı gibi amellerde doğruluğu da içine alır ki bunlar vahyi tebliğ etmek, şer’i hükümleri indirildiği gibi açıklamak ve ibadet vazifelerini hukuksuzluğa varacak şekilde ifrat ve tefrite kaçmadan yerine getirmek gibi gayet zor şeylerdir. Bunun içindir ki Efendimiz (s.a.v), “Beni Hud Suresi kocattı.” buyurmuştur. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

“O halde ey Peygamberim! Seninle beraber tövbe edenlerle birlikte sana emredildiği gibi dosdoğru ol!” ilahi emri, aslî olsun, ferdî olsun bütün hükümlerin güzelliklerini, nazarî olsun, amelî olsun bütün kâmil davranışları ve ne kadar çetin de olsa bunları başarmayı kapsamaktadır. İşte bundan dolayıdır ki Allah'ın Resulü, “Hud Suresi Beni ihtiyarlattı.” demiştir. Allah'ın Resulü ile beraber tövbe etmiş olanlardan maksat, şirk ve küfürden tövbe edip de imanda Allah'ın Resulüne iştirak edenler demektir; buradaki beraberlikten kastedilen budur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s - Selîm) 

Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler.Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)


 وَلَا تَطْغَوْاۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’ la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

تَطْغَوْا - اسْتَقِمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Önceki cümledeki müfred muhatab zamirinden bu cümlede cemi muhatab zamirine iltifat sanatı vardır.

وَلَا تَطْغَوْا  [Haddi tecavüz etmeyin.] ifadesi, emri ağırlaştırmak veya diğer müminlerin halini, Allah Resulünün haline dahil etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s - Selîm) 

وَلَا تَطْغَوْا  [Aşırı gitmeyin.] buyurmuştur. Masdar olan tuğyan, haddi ve ölçüyü, sınırı aşmak anlamındadır. İbni Abbas “Allah Teâlâ bununla ‘Allah'a boyun eğin; hiç kimseye karşı kibirlenmeyin.’ manasını kastetmiştir.” demiştir. Yine bunun, “Kur'an hakkında haddi aşıp da onun haramını helal, helalini da haram kılmayın.” veya “Size emrolunan şeylerde haddi aşmayın ve sınırları tecavüz etmeyin.” yahut “Allah size büyük nimetler inam ettiğinde, O'na şükür ve boyun eğme yolundan sapmayın.” manalarında olduğu da söylenmiştir. Evlâ olanı, bütün bu manaların ayete dahil olduğudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 


اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

 

Ayetin son cümlesi, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrarî teceddüt ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki  بِ  harf-i ceriyle  اِنَّ ‘nin haberi olan  بَص۪يرٌ ’a mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِمَا تَعْمَلُونَ  ifadesi, siyaktaki önemine binaen amili olan  بَص۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir. 

بَص۪يرٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu vasfın müsnedün ileyhin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret eder.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Aynı zamanda lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Önceki ayetteki  بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ  cümlesi bu ayetteki  بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  cümlesiyle mukabele oluşturmuştur.

اسْتَقِمْ - لَا تَطْغَوْا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesi, birçok ayette tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. -faile benzediği için bu adı almıştır.- İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

إنَّهُ بِما تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ  cümlesi; isti’nafi cümle olup taşkınlıklarını gizleyen kişiyi sakındırmak içindir. Nitekim Allah Teâlâ müslümanların yaptıkları (gizli-açık) tüm amellere muttalidir. İşte tam da bu sebeple diğer tüm Esma-ül Hüsna içerisinden, kesin ve apaçık bir bilgiye, kuvvetli bir ilme delalet ettiği için  بَصِيرٌ  sıfatı tercih olunmuştur. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)