وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ١١١
وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كُلاًّ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَمَّٓا cahdı-müstağraktır. Fiil-i muzariyi cezm eder. Meczum muzari fiili mahzuftur. Takdiri, لمّا يوفوا أعمالهم (işlerini yapmadıklarında) şeklindedir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يُوَفِّيَنَّهُمْ fetha üzere mebni muzari fiildir. Fiilin sonundaki نَّ tekid ifade eden nûn-u sakîledir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُوَفِّيَنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
مَٓا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası يَعْمَلُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. خَب۪يرٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
خَب۪يرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail; bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِنَّ ve kasemle tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin ismi olan كُلاًّ kelimesindeki tenvin muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin mahzuf olduğuna işaret eder. Muzafun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müsnedün ileyhin izafetle marife olması, veciz ifade kastına matuftur.
اِنَّ ’nin haberi kasem üslubunda gelmiştir. لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ terkibine dahil olan lemma ‘daki lam kaseme hazırlık مَّا ise, iki lamı ayırmak için gelen zaid harftir.
لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْ cümlesine dahil olan لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen lamdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
رَبُّكَ izafetinde Rab ismine muzâf olması sebebiyle Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , kasem, zaid harfler ve isim cümlesi olmak üzere birden çok tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ [Rabbin amellerini mutlaka verecek] cümlesinde birinci لَ kaseme hazırlık, ikincisi de tekid içindir ya da durum tam tersidir. مَّا da ikisini ayırmak içindir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
“Şüphesiz Rabbin herbirinin amellerini onlara tam verecektir.” Bu cümlenin manası şöyledir: “Kimin azabını hemen verir kiminkini de tehir edersem; yine kim peygamberlerimi tasdik eder kim de yalanlarsa şüphesiz onların durumları amellerinin karşılıklarının eksiksiz verilmesi hususunda eşittir.” Dolayısıyla ayet, aynı anda hem bir vaat hem de bir vaîd (korku) ifade etmektedir. Çünkü taatların karşılığını eksiksiz vermek büyük bir vaat, yine günahların karşılığını eksiksiz vermesi de büyük bir vaîddir (korkutma). (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu Ayetteki Yedi Tekid Unsuru: Bir faziletli zatın şöyle dediğini duydum: “Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede, müstehak olan herkese hak ettiği şeyi tam olarak vereceğini haber verince bu ayette yedi çeşit tekid kullanılmıştır:
1.Tekid için kullanılan اِنَّ edatı
2.Yine tekid için kullanılan كُلًّ kelimesi
3.اِنَّ edatının haberinin başına gelen ve tekid ifade eden lâm
4.لَمَّا ’daki مَا edatı. Çünkü biz onun, Ferrâ'nın görüşüne göre, bir mevsûlle olduğunu söyledik
5.Mahzuf bir kasem. Çünkü sözün takdiri, “Allah'a yemin olsun ki Allah onların herbirinin amellerini onlara tam verecektir.” şeklindedir.
6.Kasemin cevabının başına gelmiş olan, ikinci lâm
7.لَيُوَفِّيَنَّهُمْ cümlesindeki şeddeli te'kid nûnu. İşte bu tek ifadedeki, te'kid için olan yedi lafzın tamamı, Rububiyet ve ubûdiyet işinin ancak ba's (öldükten sonra dirilme), Kıyamet, haşir ve neşir ile tamam olacağına delalet etmektedir. Cenab-ı Hak bunun peşinden, “O, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” buyurmuştur ki bu, en ileri tekid unsurlarındandır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrarî teceddüt ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan مَا başındaki بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ’e mütealliktir. Sılası olan يَعْمَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِمَا يَعْمَلُونَ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan خَب۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızdan haberdardır.] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Vaad ve tehdit anlamı taşyan cümle, lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
خَب۪يرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. Faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْمَالَهُمْ - يَعْمَلُونَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü'l-acüz ale's-sadr, اِنَّ ve مَّا harflerinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Onların şüphede oldukları zikredildiği için خَب۪يرٌ kelimesi gelmiştir. Çünkü şüphede olmak kalbî bir durumdur. Dolayısıyla haberdar olmaya ihtiyaç gösterir. Haberdar olmak, işin iç yüzünü bilmeyi ifade eder. خَب۪يرٌ, “işin iç yüzünü bilen kişi” demektir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 350)
“O, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” cümlesi, vaat ve vaîd için bir tekiddir. Çünkü Cenab-ı Hakk bütün malumatı (her şeyi) bildiğine göre taatların ve masiyetlerin miktarını da bilir. Böylece, her amele uygun düşen cezayı da bilir. O zaman da hiçbir hak ve karşılık zayi olmaz. İşte bu, çok güzel bir izahtır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ cümlesi, konunun tam olarak anlaşılabilmesi (tevfiye) için hem istînâf hem ta’lil cümlesi olarak gelmiştir. Çünkü karşılığı verilecek olan amelleri tamamen kuşatacak bir ilim; verilen karşılığın yapılan amellere mutlak manada uyuşmasını gerektirir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)