قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | يَا أَهْلَ | ehli |
|
| 3 | الْكِتَابِ | Kitap |
|
| 4 | لَسْتُمْ | siz değilsiniz |
|
| 5 | عَلَىٰ | üzerinde |
|
| 6 | شَيْءٍ | bir şey (esas) |
|
| 7 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 8 | تُقِيمُوا | uygulayıncaya |
|
| 9 | التَّوْرَاةَ | Tevrat’ı |
|
| 10 | وَالْإِنْجِيلَ | ve İncil’i |
|
| 11 | وَمَا | ve şeyi |
|
| 12 | أُنْزِلَ | indirilen |
|
| 13 | إِلَيْكُمْ | size |
|
| 14 | مِنْ | -den |
|
| 15 | رَبِّكُمْ | Rabbi’niz- |
|
| 16 | وَلَيَزِيدَنَّ | ve artıracaktır |
|
| 17 | كَثِيرًا | çoğunun |
|
| 18 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 19 | مَا | şey |
|
| 20 | أُنْزِلَ | indirilen |
|
| 21 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 22 | مِنْ | -den |
|
| 23 | رَبِّكَ | Rabbin- |
|
| 24 | طُغْيَانًا | azgınlık |
|
| 25 | وَكُفْرًا | ve inkarını |
|
| 26 | فَلَا |
|
|
| 27 | تَأْسَ | sen üzülme |
|
| 28 | عَلَى | için |
|
| 29 | الْقَوْمِ | toplumu |
|
| 30 | الْكَافِرِينَ | o kafirler |
|
Ehl-i kitaba, aynı kaynaktan gelmeleri itibariyle bütün ilâhî bildirimlere aynı saygıyı göstermedikleri sürece tutarlı bir yol izlememiş olacakları ve sağlam bir temele sahip olamayacakları hatırlatılmaktadır. Tevrat ve İncil’in asıllarının korunamadığı, dolayısıyla Ehl-i kitabın bu hitap esnasında onları tam olarak uygulamalarının mümkün olmadığı dikkate alınırsa, burada muhatapların son peygamber Hz. Muhammed’in bildirdiklerine ihtiyaçlarının bulunmadığı iddiaları çürütülmüş ve Kur’an’a başvurma dışında alternatiflerinin bulunmadığına dikkat çekilmiş olmaktadır. Zira Allah katından geldiği hususunda hiçbir kuşkuya mahal bırakmayan Kur’an, bir taraftan Tevrat ve İncil’i (orijinal halindeki içeriğini) onayladığını, diğer taraftan da Ehl-i kitabın bu kutsal kitapları tahrif ettiğini haber vererek, kendilerinin de çok iyi bildiği bir olgudan hareketle kendi hakemliğine başvurmanın kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır (âyetin “Siz Tevrat’ı, İncil’i ve rabbinizden size indirileni doğru dürüst uygulamadıkça” şeklinde mâna verilen kısmının açıklaması için 66., “Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır” diye çevrilen kısmının açıklaması için 64. âyetin tefsirine bk.).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 314-315
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l- kavli, يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada olan اَهْلَ muzâf olup fetha ile mansubdur. الْكِتَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ ’dir.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تُمْ muttasıl zamiri لَسْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. عَلٰى شَيْءٍ car mecruru لَسْتُمْ ’ün mahzuf haberine mütealliktir.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. تُق۪يمُوا muzari fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لَسْتُمْ ‘un mahzuf haberine müteallik olup, mahallen mecrurdur. تُق۪يمُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. التَّوْرٰيةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
الْاِنْج۪يلَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا atıf harfi وَ ile الْاِنْج۪يلَ ‘ye matuftur. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْكُمْ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. مِنْ رَبِّكُمْ car mecruru اُنْزِلَ ’ye mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
تُق۪يمُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ‘dir.
İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يَز۪يدَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nun’u sakiledir. كَث۪يرًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْهُمْ car mecruru كَث۪يرًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا , fail olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ اِلَيْكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْك car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. مِنْ رَبِّكَ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
طُغْيَانًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كُفْرًا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Tekid نَّ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن حصل لهم ذلك فلا تأس (Onların başına böyle bir şey gelirse üzülme) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَأْسَ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَلَى الْقَوْمِ car mecruru تَأْسَ fiiline mütealliktir.
الْفَاسِق۪ينَ kelimesi ٱلۡقَوۡمِ ’nin sıfatı olup cer alameti ی ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْكَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ cümlesi,nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ cümlesi ise, لَيْسَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَيْسَ ‘nin haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. عَلٰى شَيْءٍ , bu mahzuf habere mütealliktir.
شَيْءٍ ’deki nekrelik tahkir ve taklil ifade ederek cümlenin anlamındaki olumsuzluğu artırmıştır. Olumsuz siyakta nekre selbin umumuna işarettir.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte لَسْتُمْ ‘un mahzuf haberine mütealliktir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُق۪يمُوا fiilinin mef’ûlü olan التَّوْرٰيةَ ve الْاِنْج۪يلَ kelimelerinin muzâfun ileyhlerinin hazfi îcaz-ı hazif sanatıdır.
Atıf harfi وَ ‘la التَّوْرٰيةَ ‘ye matuf olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
اُنْزِلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Mef’ûllerin birbirine atıf sebebi, temasüldür.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكُمْۜ izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Allah’ın onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.
الْكِتَابِ - التَّوْرٰيةَ - الْاِنْج۪يلَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ cümlesinin 67. ayetteki بَلِّغْ ما أُنْزِلَ إلَيْكَ مِن رَبِّكَ cümlesini beyan etmek için olması veya 67. ayetteki يا أيُّها الرَّسُولُ بَلِّغْ ما أُنْزِلَ إلَيْكَ مِن رَبِّكَ cümlesine münasip olarak istînafiyye olması da muhtemeldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَهْلَ الْكِتَابِ terkibinden maksat Yahudi ve Hristiyanların tamamıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Maksûd olan bizzat Kur’an'ın ikamesi olduğu halde diğer iki mukaddes Kitabın daha önce zikredilmesi, şehadet hakkına riayet ve kâfirleri ayrılıktan men etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
"وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ [Rabbinizden size indirileni] ifadesinin kullanılması, daha önce zikredildiği gibi,onların sandıkları gibi Kur’an'ın Araplara mahsus olmadığını, kendilerinin de ona inanmaya ve hükümlerini uygulamaya memur olduklarını açıkça belirtmek içindir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s - Selîm)
اِلَيْكُمْ car mecruru, ikameye davet konusunda rablerinin kendilerine ziyadesiyle lütufkâr olduğunu zımnen bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kur’an’da; ‘’Musa’ya Tevrat’ı verdik’’ değil, ‘’Musa’ya kitabı verdik’’ şeklinde geçer. Tevrat, bütün Yahudilere gelen peygamberlerin getirdiklerinin toplamıdır.
لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ tabiri sınırsız bir şekilde küçümseme ve hakir görme ifade eder. (Sâbûnî)
"Rabb" kelimesinin sizler zamirine izafe edilmesi, davetteki ilâhî lûtfa işaret etmek içindir. (Ebüssuud , İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ
Kasem üslubundaki terkip, nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Lam-ı muvattienin dahil olduğu cümle mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ , mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
مِنْهُمْ car mecruru mef’ûl olan كَث۪يرًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَلَيَز۪يدَنَّ fiilinin faili konumunda olan müşterek ism-i mevsul مَٓا ‘nin sıla cümlesi olan اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Car mecrur ve mef’ûl, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir. كَث۪يرًا ‘deki tenvin tahkir içindir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اُنْزِلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكَ izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması, Peygamberimize tazim teşrif ve destek içindir. Rab isminin zikrinde tecrîd sanatı, zamir makamında zahir isimle tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
طُغْيَاناً ve tezayüf nedeniyle ona atfedilen وَكُفْراً kelimeleri, يَز۪يدَنَّ fiilinin mef’ûlleridir. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
طُغْيَانًا - كُفْرًا kelimelerindeki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَيَز۪يدَنَّ - كَث۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كُفْرًا kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Bu istinaf cümlesi, onların serkeşliklerinin şiddetini, kibir ve inattaki aşırılıklarını ve tebliğin onlara hiçbir fayda vermediğini açıklar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayetin bu cümlesi 64. ayetteki cümlenin tekrarıdır. Aralarında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir.
[(Resûlüm!) Şimdi, Rabbinden sana indirilenler bunlardan çoğunun azgınlık ve inkârını] “artıracak tabiî...” Yani Kur’an inmeye devam ederken -hasetleri yüzünden- bile bile reddetmekteki devamlılıkları artacak ve Allah’ın ayetlerini inkârda daha da ileri gidecekler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu cümle tıpkı “Allah, hastalıklarını artırır” ayeti gibi müsebbebi söyleyip, sebebi kast etmekle beraber kâfirlerin düşeceği durumun evvelini söyleyerek sonraki cezaları hatırlatılıyor. Yani mecaz-ı mürselden kevn-i lâhik alakasıdır. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)
فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır.
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Takdiri, … إن حصل لهم ذلك (Onların başına böyle bir şey gelirse …) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
الْكَافِر۪ينَ kelimesi الْقَوْمِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الْكَافِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
Bahsi geçenlerin zamir makamında zahir olarak kafir kavim ismiyle zikredilmeleri onları tahkir ve fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmek içindir.
الْكَافِر۪ينَ - كُفْرًاۜ ve الْقَوْمِ - تُق۪يمُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ [Öyleyse o kâfirler güruhu için üzülme] cümlesinde ‘onlar için’ şeklinde zamir kullanılacak yerde الْكَافِر۪ينَ şeklinde zahir ismin kullanılması, onların küfürde ne kadar kök saldıklarını ortaya çıkarmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ cümlesi ile Allah Resulünü teselli etmiştir. فَ harfi teselli tamamlansın diye fasiha içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
67. ayetin sonu الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ile bitmişti. Bu ayet de aynı şekilde sona erdi. Lüzum ma la yelzem sanatı vardır. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)