İsrâ Sûresi 60. Ayet

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟  ٦٠

Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ bir zaman
2 قُلْنَا demiştik ق و ل
3 لَكَ sana
4 إِنَّ şüphesiz
5 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
6 أَحَاطَ kuşatmıştır ح و ط
7 بِالنَّاسِ insanları ن و س
8 وَمَا
9 جَعَلْنَا biz yapmadık ج ع ل
10 الرُّؤْيَا rü’yayı ر ا ي
11 الَّتِي
12 أَرَيْنَاكَ sana gösterdiğimiz ر ا ي
13 إِلَّا başka bir şey
14 فِتْنَةً sınama (aracı) ف ت ن
15 لِلنَّاسِ insanlar için ن و س
16 وَالشَّجَرَةَ ve ağacı ش ج ر
17 الْمَلْعُونَةَ la’netlenmiş ل ع ن
18 فِي
19 الْقُرْانِ Kur’an’da ق ر ا
20 وَنُخَوِّفُهُمْ biz onları korkutuyoruz خ و ف
21 فَمَا fakat
22 يَزِيدُهُمْ artırmıyor ز ي د
23 إِلَّا başkasını
24 طُغْيَانًا azgınlıklarından ط غ ي
25 كَبِيرًا daha da fazla ك ب ر
 
Allah’ın insanları “çepeçevre kuşatması”, hiçbir insanın Allah’ın kudreti dışına çıkamayacağı, O neye izin verirse insanların ancak onu başarabilecekleri anlamına gelir (Taberî, XV, 109) ve putperestlerin inkâr, inat ve baskılarına rağmen Hz. Peygamber ve müslümanlar karşısında son tahlilde başarısız olacaklarına işaret eder. Nitekim âyette Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’e, –putperestlerin zannettiklerinin aksine– kendisinin onlara karşı başarılı olacağını rüya yoluyla bildirdiği ifade edilmektedir. Onun bu rüyayı ne zaman gördüğü, rüyanın içeriği hakkında kayda değer üç farklı açıklama yapılmıştır: Bir açıklamaya göre Resûlullah Mekke’yi fethedeceğini rüyasında görmüş, nitekim hicretin 8. yılında (630) bu rüya gerçekleşmiştir. İkinci açıklamaya göre putperestlerin İslâm orduları karşısında yenilecekleri ve önderlerinin ölecekleri yerler Hz. Peygamber’e rüyasında gösterilmiş, bu rüya hicretin 2. yılında (624) Bedir zaferinde gerçekleşmiştir. Bu iki görüşü kabul edilebilir görmeyen âlimler buna gerekçe olarak sûrenin Mekke’de indiğini, oysa gerek Bedir Savaşı gerekse Mekke’nin fethinin Medine döneminde gerçekleştiğini hatırlatırlar. Çoğunluğun tercihi olan üçüncü yorumda ise âyetteki rüya, İsrâ gecesinde Hz. Peygamber’e gösterilenler şeklinde açıklanmıştır. İsrânın uyku halinde gerçekleştiğini kabul edenler buradaki “rüya”yı uykuda görme olarak açıklamışlarken İslâm âlimlerinin çoğunluğu, rüya kelimesinin kök anlamının “gözle görmek” olduğunu da dikkate alarak İsrâ’nın Resûlullah uyanıkken cereyan ettiğini savunmuşlardır.
 
 Fitne, “sınav, deneme” demektir; Kur’an’da daha çok müminin inancını tehlikeye sokan, bu sebeple bir yönüyle onun imanındaki kararlılığını kanıtlamasına imkân veren, bu yönden bir imtihan vermesine yol açan sıkıntılı durumlar ve olaylar için kullanılır. Bu rüya olayının fitne olması, Resûlullah’ın İsrâ sırasında gördüklerini, yaşadıklarını anlatınca inancında henüz yeterince sebat ve kararlılık kazanmamış kişilerin olayı imkânsız görerek İslâm’dan dönmeleridir. Böylece Resûlullah’ın anlattıkları onlar için bir fitne (sınav) olmuş ve bu sınavı kaybetmişlerdir (bk. İbn Kesîr, V, 89-90; Kurtubî, X, 282). “Kur’an’da lânetlenmiş ağac”a gelince, bununla ilgili farklı rivayetler bulunmakla birlikte (bk. Taberî, XV, 113-115; Râzî, XX, 236-237), çoğunluğun yorumu bunun cehennemdeki “zakkum ağacı” olduğu yönündedir (bk. Duhân 44/43-44). Şevkânî’nin Zeccâc’dan aktardığına göre Araplar hoşlanmadıkları yemeklere genellikle “mekruh ve lânetli yemek!” derlerdi (III, 270). Aynı müfessir, âyette bu ağacın bir fitne olarak gösterilmesini de şöyle açıklar: Cehennemde böyle bir ağaç bulunacağı bildirilince Ebû Cehil gibi fırsatçı müşrikler, “Muhammed hem cehennemin taşı bile kavuracağını söylüyor hem de orada ağaç biteceğinden söz ediyor” diyerek Resûlullah’ı alaya almışlar, bunun üzerine söz konusu olan âyet inmiştir. Buna göre ağaçla ilgili olarak Kur’an’da verilen bilgi bir imtihandır; mümin bu bilgiye inanmakla imtihanı kazanmış, kâfir de inkâr etmekle imtihanı kaybetmiş olur.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 497-498
 

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ,  takdiri أذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْنَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قُلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لَكَ  car mecruru  قُلْنَا  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اِنَّ رَبَّكَ ’dir. قُلْنَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَاطَ بِالنَّاسِ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اَحَاطَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِالنَّاسِ  car mecruru  اَحَاطَ  fiiline mütealliktir. 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَحَاطَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حوط ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. الرُّءْيَا  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

الَّت۪ٓي  müfred müennes has ism-i mevsûl  الرُّءْيَا ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlu sılası  اَرَيْنَاكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اَرَيْنَاكَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِلَّا  hasr edatıdır.  فِتْنَةً  kelimesi  جَعَلْنَا  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. لِلنَّاسِ  car mecruru  فِتْنَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. الشَّجَرَةَ  atıf harfi  وَ ’la  الرُّءْيَا ’ya matuftur. الْمَلْعُونَةَ  kelimesi  الشَّجَرَةَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. فِي الْقُرْاٰنِ  car mecruru  الْمَلْعُونَةَ ’e mütealliktir. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَيْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رأي ‘dır.

الْمَلْعُونَةَ  ; sülâsisi mücerredi  لعن  olan fiilin ism-i mef’ûludür.


وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  نُخَوِّفُهُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَز۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِلَّا  hasr edatıdır.  طُغْيَاناً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَب۪يراً  kelimesi  طُغْيَاناً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklndedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُخَوِّفُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  خوف ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

كَب۪يراً۟ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِذْ  zaman zarfı, takdiri  اذكر (Zikret, hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ  cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

قُلْنَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  اَحَاطَ بِالنَّاسِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Veciz anlatım kastıyla gelen müsnedün ileyh konumundaki  رَبَّكَ  izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan  كَ  zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

قُلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Azamet zamirinden sonra zamir makamında Rab isminin zikredilmesi, Rablerinin insanlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. O’nun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını haber vermek için yapılan ıtnâb, iltifat ve tecrîd sanatıdır. 

قُلْنَا - رَبَّكَ  kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişle güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ’la muzafun ileyh cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir.

Mef’ûl olan  الرُّءْيَا  için sıfat konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ٓي ’nin sıla cümlesi olan  اَرَيْنَاكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

جَعَلْنَا  ve  اَرَيْنَاكَ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

 وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ  birinci mef’ûl olan الرُّءْيَا ‘ye atfedilmiştir.

فِتْنَةً ’ deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلْنَا  fiiline müteallik olan لِلنَّاسِ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle matuf olan  وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ  ‘ye takdim edilmiştir.

الرُّءْيَا - اَرَيْنَاكَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Nefiy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır.  جَعَلْنَا  maksûr/sıfat,  فِتْنَةً  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. 

Allah Teâlâ'nın rüyayı ve ağacı gösterme sebebinin, insanlara imtihan için olduğu kasr üslubuyla kesin olarak ifade edilmiştir.

فِي الْقُرْاٰنِ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare vardır. Car ve mecrurun ilişkisi, zarf ve mazruf ilişkisine benzetilmiştir.  الْقُرْاٰنِۜ  içine girilecek bir şeye benzetilmiştir.

الْمَلْعُونَةَ  ilk mef’ûl  الرُّءْيَا ’ya matuf olan ikinci mef’ûl  الشَّجَرَةَ ’nin sıfatıdır. 

وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ “Lanetlenen ağaç”tan maksat rahmetten en uzak yerde cehennemin temelinde biten zakkum ağacıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ  ifadesinde; bu ağacın lanetlenmesinden murad, mecazî isnad olarak, onu tadanın lanetlenmesidir yahut rahmetten uzaklaştırılmasıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Allahu Teâlâ “Ve Kur'an'da lanet edilen ağacı…” buyurmuştur. Bu ifadede bir takdim-tehir söz konusu olup takdiri “Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur'an'da lanet edilen ağacı biz, ancak insanlara bir fitne yaptık.” şeklindedir. Bunun, “Kur'an'da lanet edilen ağaç da böyledir.” manasında olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)


 وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟

 

وَ , istînâfiyedir. Cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

نُخَوِّفُهُمْۙ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Fiil  تفعيل  babında gelmiştir. تفعيل  babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder. 

Makabline  فَ  ile atfedilmiş olan  فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟  cümlesi, kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nefy harfi  مَا  ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. يَز۪يدُهُمْ  maksûr/sıfat, ikinci mef’ûl olan  طُغْيَاناً  maksûrun aleyh/mevsûftur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsuftur. Onların sadece tuğyanlarının arttığı kasr yoluyla kesin olarak bidirilmiştir.

كَب۪يراً  kelimesi  طُغْيَاناً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

كَب۪يرٌ  kelimesi, asıl olarak cüssedeki büyüklüğü ifade eder. طُغْيَاناً ‘nın  كَب۪يراً  ile sıfatlanması hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Mef’ûl olan  طُغْيَاناً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder. 

فِتْنَةً - نُخَوِّفُهُمْۙ  ve  مَلْعُونَةَ - طُغْيَاناً  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Cümledeki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

كَب۪يراً۟  kelimesi, tuğyanın çeşidi bakımından güçlü kuvvetli anlamı için müstear lafızdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)