وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً ٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve yoktur |
|
| 2 | مَنَعَنَا | bizi alıkoyan |
|
| 3 | أَنْ |
|
|
| 4 | نُرْسِلَ | göndermekten |
|
| 5 | بِالْايَاتِ | ayetler (mu’cizeler) |
|
| 6 | إِلَّا | dışında |
|
| 7 | أَنْ |
|
|
| 8 | كَذَّبَ | yalanlamaları |
|
| 9 | بِهَا | (onları) |
|
| 10 | الْأَوَّلُونَ | evvelkilerin |
|
| 11 | وَاتَيْنَا | ve verdik |
|
| 12 | ثَمُودَ | Semud’a |
|
| 13 | النَّاقَةَ | dişi deveyi |
|
| 14 | مُبْصِرَةً | açık bir mu’cize olarak |
|
| 15 | فَظَلَمُوا | o zulmetmelerine sebeb oldu |
|
| 16 | بِهَا | onlara |
|
| 17 | وَمَا | ve |
|
| 18 | نُرْسِلُ | biz göndermeyiz |
|
| 19 | بِالْايَاتِ | mu’cizeleri |
|
| 20 | إِلَّا | dışında |
|
| 21 | تَخْوِيفًا | korkutmak |
|
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مَنَعَنَٓا fetha üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf من harf-i cer ile مَنَعَنَٓا fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نُرْسِلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِالْاٰيَاتِ car mecruru نُرْسِلَ ‘ nin mahzuf mef’ûlunün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, نرسل نبيّا متلبّسا بالآيات (Ayetlerle sarınmış olarak bir nebi göndeririz) şeklindedir.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel مَنَعَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. بِهَا car mecruru كَذَّبَ fiiline mütealliktir. الْاَوَّلُونَ fail olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُرْسِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَذَّبَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. ثَمُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarifdir. النَّاقَةَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مُبْصِرَةً hal olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِهَا car mecruru ظَلَمُوا fiiline mütealliktir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil cümlesi, ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
مُبْصِرَةً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir.İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نُرْسِلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِالْاٰيَاتِ car mecruru نُرْسِلُ fiiline mütealliktir. اِلَّا hasr edatıdır. تَخْو۪يفاً mef’ûlun lieclih olup fetha ile mansubdur.
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir.
2 tür kullanımı vardır: 1) Harfi cersiz kullanımı. 2) Harfi cerli kullanımı
1) Harfi cersiz kullanımı: Harfi cersiz olması için şu şartlar gereklidir:
a) Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır. b) Nekre (belirsiz) olmalıdır. c) Mef’ûlün leh olacak mastarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir. d) Fiilin faili ile mef’ulün faili aynı olmalıdır.
e) Fiilin oluş zamanı ile mef’ulün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlün lehin harfi cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُرْسِلُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ
Ayet atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
مَنَعَنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen من harfiyle birlikte مَنَعَنَٓا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
بِالْاٰيَات car-mecruru, نُرْسِلَ fiilinin mukadder mef’ulünden mahzuf hale mütealliktir. Mef’ûlün ve halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mecrur mahaldeki birinci masdar-ı müevvel, ihtimam için fail konumundaki ikinciye, takdim edilmiştir.
Ayetteki ikinci masdar harfi اَنْ ve sılası olan كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَ cümlesi, masdar teviliyle مَنَعَنَٓا fiilinin faili konumundadır. Cümle mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
مَا ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. مَنَعَهُمْ , maksur/sıfat, fail konumundaki masdar-ı müevvel, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr üslûbu ile tekid edilen cümle, Allah Teâlâ'nın mucize göndermemesinin yegâne sebebinin, evvelkilerin onları yalanlamaları olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir.
كَذَّبَ fiili تفعيل babındadır. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
نُرْسِلَ - اٰتَيْنَا ve كَذَّبَ - ظَلَمُوا kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ [Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan sadece...] cümlesinde mecazî isnad vardır. Yüce Allah’ı bir şeyden alıkoymak imkânsızdır. Çünkü hiçbir şey Allah’ı, istediği şeyi yapmaktan alıkoyamaz. Burada alıkoymak, bırakmak manasına mecazdır. Yani Allah’ın mucizeler göndermemesinin sebebi, öncekilerin yalanlamalarıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Men etmek; bir fiili yapmak isteyen failin bu fiiline engel olmaktır. Bu durum Allah Teâlâ için muhaldir. Çünkü O’na zorlama yapmak imkânsızdır. O halde bu fiil burada amelin yapılmaması manasında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الإرْسالُ kelimesi hakiki anlamda kullanıldığı takdirde اَنْ نُرْسِلَ ’nin mef’ûlu mahzuf olup نُرْسِلَ fiili buna delalet ederek ve takdiri, أنْ نُرْسِلَ رَسُولَنا olacaktır. بِالْاٰيَاتِ ’deki بِ ise musahabe yani eşlik etmek, yanında götürmek anlamındadır. Yani müşriklerin istedikleri mucizelerin Resuller ile birlikte gönderilmesi anlamındadır. Bununla birlikte الإرْسالُ kelimesi, mucizelerin izharına ve meydana gelişine işaret eden müstear lafız da olabilir. Bu halde بِ harf-i ceri نُرْسِلَ fiili ile لْاٰيَاتِ arasındaki bağı güçlendiren mezid kelime sayılacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الآياتِ ’in marife gelişi, iki yönden de ahd içindir. Yani söz konusu mucizeler, daha önceden talep etmiş oldukları mucizelerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mucizelerin hikmet bulunmadığı için gönderilmemiş olması, “alıkoyma” kelimesi ile istiare olarak ifade edilmiştir. İlk اَنْ mansub, ikinci ise اَنْ merfû olup cümlenin takdiri, “Bizi mucizeler göndermekten men eden şey ancak öncekilerin yalanlamasıdır.” şeklindedir. Kastedilen, Kureyşlilerin istedikleri Safa Tepesi’ni altına çevirme, ölüleri diriltme ve diğer mucizelerdir. Allah’ın toplumlarda geçerli olan âdeti gereği bu tür mucizeler talep edip de bunlar verildiğinde hala iman etmeyenler derhal azaba uğratılmakta ve kökleri kurutulmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ
وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اٰتَيْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مُبْصِرَةً , mef’ûl olan النَّاقَةَ için haldir. Kelimedeki nekrelik nev ve tazim içindir.
مُبْصِرَةً [aydınlatıcı olarak] kelimesi “delil olarak” anlamındadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
النَّاقَةَ مُبْصِرَةً [Deveyi açık bir mucize olarak verdik] cümlesinde akli mecâz vardır. Deve hakkı ve doğru yolu görmeye sebep olduğu için, görmek manasına gelen إبصار fiili ona nispet olundu. Burada sebebiyet alakasıyla mecâz-ı akli vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Aynı üslupta gelen فَظَلَمُوا بِهَا cümlesi, atıf harfi فَ ile itiraz cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً
Cümle atıf harfi وَ ’la …مَا مَنَعَنَٓا اَنْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mazi sıygadan muzari sıygaya iltifat sanatı vardır.
Kasr üslubu ve zaid بِ ile tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Muzâri fiil, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi harekete geçer.
Mef’ûl olan بِالْاٰيَاتِ ’ye dahil olan بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
Mef’ûl-i lieclih olan تَخْو۪يفاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik tazim ifade eder.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü lieclih arasındadır. نُرْسِلُ maksûr/sıfat, تَخْو۪يفاً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Kasr üslûbu ve zaid harfle tekid edilen cümle, Allah Teâlâ'nın mucize göndermesinin yegâne sebebinin, korkutmak olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir.
نُرْسِلَ ve اٰيَاتِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır
اِلَّا تَخْو۪يفاً ; ifadesindeki kasr, mucizelerin göndermesinin korkutma sebebi kılınmasını ifade ediyor olup, izafî kasrdır. Yani mucizelerin gönderilmesi, peygamberler ve kavimleri arasında rekabetvari bir durumun olduğuna veya peygamberin onların imanları konusunda tamah sahibi olduğuna işaret etmemektedir. Yalnızca vaki olan ve gördüğümüz, onların korkutma amaçlı bu mucizeler karşısında iman etmemeleridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)