وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَد۪يداًۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً ٥٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنْ | yoktur ki |
|
| 2 | مِنْ | hiçbir |
|
| 3 | قَرْيَةٍ | kent |
|
| 4 | إِلَّا | ancak |
|
| 5 | نَحْنُ | biz |
|
| 6 | مُهْلِكُوهَا | onu yok ederiz |
|
| 7 | قَبْلَ | önce |
|
| 8 | يَوْمِ | gününden |
|
| 9 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 10 | أَوْ | yahut |
|
| 11 | مُعَذِّبُوهَا | ona azab ederiz |
|
| 12 | عَذَابًا | azap ile |
|
| 13 | شَدِيدًا | şiddetli bir |
|
| 14 | كَانَ |
|
|
| 15 | ذَٰلِكَ | Bu |
|
| 16 | فِي |
|
|
| 17 | الْكِتَابِ | Kitapta |
|
| 18 | مَسْطُورًا | yazılmıştır |
|
وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَد۪يداًۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مِنْ harf-i ceri zaiddir. قَرْيَةٍ lafzen mecrur, mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. نَحْنُ مُهْلِكُوهَا cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir نَحْنُ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُهْلِكُوهَا haber olup ref alameti و ’dır. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَبْلَ zaman zarfı, مُهْلِكُوهَا ’ye mütealliktir. يَوْمِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. مُعَذِّبُوهَا atıf harfi اَوْ ile مُهْلِكُوهَا ’ya matuftur. عَذَاباً ism-i fail مُعَذِّبُوهَا ’nın mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. شَد۪يداً kelimesi عَذَاباً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır:
1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır.
5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır.
6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.
Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. Ayette haber şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُهْلِكُوهَا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُعَذِّبُوهَا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
ذٰلِكَ işaret ismi كَانَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. فِي الْكِتَابِ car mecruru مَسْطُوراً ’e mütealliktir. مَسْطُوراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
مَسْطُوراً ; sülâsî mücerredi سطر olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَد۪يداًۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Zaid harf ve kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Tekid ifade eden zaid harf مِنْ ’in dahil olduğu قَرْيَةٍ mübteda, نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ , cümlesi haberdir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşmuş kasr, mübteda ve haber arasındadır. قَرْيَةٍ , mevsuf/maksûr, نَحْنُ مُهْلِكُوهَا sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsuf, ale’s sıfattır.
قَرْيَةٍ ‘deki nekrelik tahkir içindir.
Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette, نَحْنُ zamirine iltifat edilmiştir.
Zaman zarfı قَبْلَ haber olan مُهْلِكُوهَا ’ya mütealliktir.
اَوْ atıf harfiyle مُهْلِكُوهَا ’ya atfedilen مُعَذِّبُوهَا ’nın atıf sebebi tezâyüftür.
شَد۪يداً kelimesi, عَذَاباً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
عَذَابٍ kelimesindeki nekrelik, azabın tasavvur edilemeyecek evsafta olduğuna işaret eder.
مُهْلِكُوهَا ’ın قَرْيَةٍ ’e isnadı, mecâz-ı aklîdir. Helak olan karye değil orada yaşayan insanlardır.
مُعَذِّبُوهَا - عَذَاباً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, مُعَذِّبُوهَا - مُهْلِكُوهَا - الْقِيٰمَةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ, “Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.” (İsra Suresi, 57) buyurunca her beldenin, içinde oturanlar olduğunu da beyan buyurmuştur. Binaenaleyh onların durumlarının mutlaka şu iki şeyden birisine ya helak edilmeye (öldürülmeye) yahut da azap edilmeye varıp dayanması gerekir. Mukatil, bu kimselerin iyi, salih olanlarının helakının ölümle; bozguncu olanlarının helakının de azap ile olacağını söylemiştir. Ayetteki “Hiçbir memleket hariç olmamak üzere” ifadesinden, kâfirlerin beldelerinin murad edildiği, böylece de orada iskân edenlerin cezalarının mutlaka şu iki şeyden birisi olması gerektiği de ileri sürülmüştür: Ya tamamıyla köklerinin kazınması ki işte bu ayette bahsedilen helak ile kastedilen manadır. Yahut da bunun dışında mesela onların ileri gelenlerinin öldürülmeleri ve Müslümanların onları esir, mallarını ganimet olarak ele geçirmeleri ve onlardan cizye almaları vb. hükümranlıklar nev'inden olan şiddetli azap söz konusudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın hükmüne işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile akıbet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فِي الْكِتَابِ car-mecruru siyaktaki önemine binaen amili olan كَانَ ’nin haberi olan مَسْطُوراً ’e, takdim edilmiştir.
فِي الْكِتَابِ ibaresine dahil olan ف۪ي harfinde de istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla الْكِتَابِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü الْكِتَابِ, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً ibaresinde istiare sanatı vardır.
الْكِتَابِ , Allah’ın ilmi, takdiri anlamında müstear olmuştur. Veya peygamberlere indirilen kitaplar kastedilmiştir. Kelimedeki marifelik, Kur’ân ve diğer kitaplara şamil, cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْكِتَابِ - مَسْطُوراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
فِي الْكِتَابِ [Kitapta] yani Levh-i Mahfuz’da demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.