اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَس۪يلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً ٥٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أُولَٰئِكَ | onların |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | يَدْعُونَ | yalvardıkları |
|
| 4 | يَبْتَغُونَ | ararlar |
|
| 5 | إِلَىٰ |
|
|
| 6 | رَبِّهِمُ | Rablerine |
|
| 7 | الْوَسِيلَةَ | bir vesile |
|
| 8 | أَيُّهُمْ | hangisi |
|
| 9 | أَقْرَبُ | en yakın (diye) |
|
| 10 | وَيَرْجُونَ | ve umarlar |
|
| 11 | رَحْمَتَهُ | O’nun merhametini |
|
| 12 | وَيَخَافُونَ | ve korkarlar |
|
| 13 | عَذَابَهُ | azabından |
|
| 14 | إِنَّ | çünkü |
|
| 15 | عَذَابَ | azabı |
|
| 16 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 17 | كَانَ |
|
|
| 18 | مَحْذُورًا | cidden korkunçtur |
|
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَس۪يلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ işaret isminden bedel veya atf-ı beyan olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَدْعُونَ ’dir. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, يدعونهم آلهة şeklindedir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يَبْتَغُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. يَبْتَغُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى رَبِّهِمُ car mecruru يَبْتَغُونَ fiiline müteallıktır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الْوَس۪يلَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَيُّ müşterek ism-i mevsûl يَبْتَغُونَ ’deki failden bedel olarak mahallen merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَقْرَبُ ’dur. İrabtan mahalli yoktur.
اَقْرَبُ mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, هو şeklindedir.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَبْتَغُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بغي ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَقْرَبُ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَرْجُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَحْمَتَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. يَخَافُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَذَابَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
عَذَابَ kelimesi إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. مَحْذُوراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
مَحْذُوراً ; sülâsi mücerredi حزر olan fiilin ism-i mef’ûludur.
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَس۪يلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin ismi işaret olan اُو۬لٰٓئِكَ ile marife oluşu sonraki habere dikkat çekmek içindir.
İşaret isminden bedel olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan يَدْعُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned konumundaki يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَس۪يلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلٰى رَبِّهِمُ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الْوَس۪يلَةَ ’ye takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبِّهِمُ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمُ zamiri dolayısıyla rabbine yakın olmak isteyenler, şan ve şeref kazanmıştır.
Bu cümledeki اَيُّهُمْ , mevsûldür ve يَبْتَغُونَ fiilinin failinden bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır. Bu kelimenin istifham ismi olup mübteda makamında olması ve haberinin de اَقْرَبُ olması caizdir.
Sıla cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَقْرَبُ , takdiri هم olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَقْرَبُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Aynı üslupta gelen وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle haber cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Aynı üslupta gelen وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ cümlesi de hükümde ortaklık nedeniyle, makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümleler hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Veciz ifade kastına matuf عَذَابَهُ ve رَحْمَتَهُ izafetlerinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olmaları, رَحْمَتَ ve عَذَابَ için tazim ifade eder.
يَرْجُونَ رَحْمَتَهُ [Rahmetini umarlar] cümlesi ile يَخَافُونَ عَذَابَهُ [Azabından korkarlar] cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَرْجُونَ - يَخَافُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî, رَحْمَتَهُ - عَذَابَهُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
يَبْتَغُونَ - يَرْجُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَحْمَتَهُ ’in عَذَابَهُۜ ’den önce zikredilmesi, “Rabblerinin” lafzına edeben daha uygun olduğu içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah'ın dışındaki her varlık, müşriklerin ilâh diye yalvardıkları putlar da boyun eğip ibadet etmekle kendi nefisleri için vesile ararlar. Yahut Rablerine en yakın olanları, Rablerine boyun eğip ibadet için daha çok hırs sahibidirler. Onlar da diğer kullar gibi O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Şu halde Rablerine en yakın olanlar, ilâhlık bir yana kendi zararlarını nasıl kaldırabilirler! (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin ismi olan عَذَابَ رَبِّكَ, veciz anlatım kastıyla izafetle gelmiştir.
Veciz ifade kastına matuf عَذَابَ رَبِّكَ izafetinde Rab isminin Hz. Peygambere aid zamire muzaf olmasıyla Hz. Peygambere, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafette azabın Rab ismine muzâf oluşu haşyeti artırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak Rab isminin tekrarlanmasında iltifat, tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
عَذَابَ ‘nin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ مَحْذُوراً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümle, “ve azabından korkarlar” cümlesinin illetidir. Burada azabın zikre tahsis edilmesi, bu makamın azaptan sakındırmak makamı olması ve Rablerine en yakın olanların, azaptan uzak olduklarını ima etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)