بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً ٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve yoktur |
|
| 2 | مَنَعَنَا | bizi alıkoyan |
|
| 3 | أَنْ |
|
|
| 4 | نُرْسِلَ | göndermekten |
|
| 5 | بِالْايَاتِ | ayetler (mu’cizeler) |
|
| 6 | إِلَّا | dışında |
|
| 7 | أَنْ |
|
|
| 8 | كَذَّبَ | yalanlamaları |
|
| 9 | بِهَا | (onları) |
|
| 10 | الْأَوَّلُونَ | evvelkilerin |
|
| 11 | وَاتَيْنَا | ve verdik |
|
| 12 | ثَمُودَ | Semud’a |
|
| 13 | النَّاقَةَ | dişi deveyi |
|
| 14 | مُبْصِرَةً | açık bir mu’cize olarak |
|
| 15 | فَظَلَمُوا | o zulmetmelerine sebeb oldu |
|
| 16 | بِهَا | onlara |
|
| 17 | وَمَا | ve |
|
| 18 | نُرْسِلُ | biz göndermeyiz |
|
| 19 | بِالْايَاتِ | mu’cizeleri |
|
| 20 | إِلَّا | dışında |
|
| 21 | تَخْوِيفًا | korkutmak |
|
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مَنَعَنَٓا fetha üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf من harf-i cer ile مَنَعَنَٓا fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نُرْسِلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِالْاٰيَاتِ car mecruru نُرْسِلَ ‘ nin mahzuf mef’ûlunün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, نرسل نبيّا متلبّسا بالآيات (Ayetlerle sarınmış olarak bir nebi göndeririz) şeklindedir.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel مَنَعَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. بِهَا car mecruru كَذَّبَ fiiline mütealliktir. الْاَوَّلُونَ fail olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُرْسِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَذَّبَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. ثَمُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarifdir. النَّاقَةَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مُبْصِرَةً hal olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِهَا car mecruru ظَلَمُوا fiiline mütealliktir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil cümlesi, ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
مُبْصِرَةً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir.İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نُرْسِلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِالْاٰيَاتِ car mecruru نُرْسِلُ fiiline mütealliktir. اِلَّا hasr edatıdır. تَخْو۪يفاً mef’ûlun lieclih olup fetha ile mansubdur.
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir.
2 tür kullanımı vardır: 1) Harfi cersiz kullanımı. 2) Harfi cerli kullanımı
1) Harfi cersiz kullanımı: Harfi cersiz olması için şu şartlar gereklidir:
a) Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır. b) Nekre (belirsiz) olmalıdır. c) Mef’ûlün leh olacak mastarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir. d) Fiilin faili ile mef’ulün faili aynı olmalıdır.
e) Fiilin oluş zamanı ile mef’ulün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlün lehin harfi cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُرْسِلُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ
Ayet atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
مَنَعَنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen من harfiyle birlikte مَنَعَنَٓا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
بِالْاٰيَات car-mecruru, نُرْسِلَ fiilinin mukadder mef’ulünden mahzuf hale mütealliktir. Mef’ûlün ve halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mecrur mahaldeki birinci masdar-ı müevvel, ihtimam için fail konumundaki ikinciye, takdim edilmiştir.
Ayetteki ikinci masdar harfi اَنْ ve sılası olan كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَ cümlesi, masdar teviliyle مَنَعَنَٓا fiilinin faili konumundadır. Cümle mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
مَا ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. مَنَعَهُمْ , maksur/sıfat, fail konumundaki masdar-ı müevvel, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr üslûbu ile tekid edilen cümle, Allah Teâlâ'nın mucize göndermemesinin yegâne sebebinin, evvelkilerin onları yalanlamaları olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir.
كَذَّبَ fiili تفعيل babındadır. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
نُرْسِلَ - اٰتَيْنَا ve كَذَّبَ - ظَلَمُوا kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ [Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan sadece...] cümlesinde mecazî isnad vardır. Yüce Allah’ı bir şeyden alıkoymak imkânsızdır. Çünkü hiçbir şey Allah’ı, istediği şeyi yapmaktan alıkoyamaz. Burada alıkoymak, bırakmak manasına mecazdır. Yani Allah’ın mucizeler göndermemesinin sebebi, öncekilerin yalanlamalarıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Men etmek; bir fiili yapmak isteyen failin bu fiiline engel olmaktır. Bu durum Allah Teâlâ için muhaldir. Çünkü O’na zorlama yapmak imkânsızdır. O halde bu fiil burada amelin yapılmaması manasında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الإرْسالُ kelimesi hakiki anlamda kullanıldığı takdirde اَنْ نُرْسِلَ ’nin mef’ûlu mahzuf olup نُرْسِلَ fiili buna delalet ederek ve takdiri, أنْ نُرْسِلَ رَسُولَنا olacaktır. بِالْاٰيَاتِ ’deki بِ ise musahabe yani eşlik etmek, yanında götürmek anlamındadır. Yani müşriklerin istedikleri mucizelerin Resuller ile birlikte gönderilmesi anlamındadır. Bununla birlikte الإرْسالُ kelimesi, mucizelerin izharına ve meydana gelişine işaret eden müstear lafız da olabilir. Bu halde بِ harf-i ceri نُرْسِلَ fiili ile لْاٰيَاتِ arasındaki bağı güçlendiren mezid kelime sayılacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الآياتِ ’in marife gelişi, iki yönden de ahd içindir. Yani söz konusu mucizeler, daha önceden talep etmiş oldukları mucizelerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mucizelerin hikmet bulunmadığı için gönderilmemiş olması, “alıkoyma” kelimesi ile istiare olarak ifade edilmiştir. İlk اَنْ mansub, ikinci ise اَنْ merfû olup cümlenin takdiri, “Bizi mucizeler göndermekten men eden şey ancak öncekilerin yalanlamasıdır.” şeklindedir. Kastedilen, Kureyşlilerin istedikleri Safa Tepesi’ni altına çevirme, ölüleri diriltme ve diğer mucizelerdir. Allah’ın toplumlarda geçerli olan âdeti gereği bu tür mucizeler talep edip de bunlar verildiğinde hala iman etmeyenler derhal azaba uğratılmakta ve kökleri kurutulmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ
وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اٰتَيْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مُبْصِرَةً , mef’ûl olan النَّاقَةَ için haldir. Kelimedeki nekrelik nev ve tazim içindir.
مُبْصِرَةً [aydınlatıcı olarak] kelimesi “delil olarak” anlamındadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
النَّاقَةَ مُبْصِرَةً [Deveyi açık bir mucize olarak verdik] cümlesinde akli mecâz vardır. Deve hakkı ve doğru yolu görmeye sebep olduğu için, görmek manasına gelen إبصار fiili ona nispet olundu. Burada sebebiyet alakasıyla mecâz-ı akli vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Aynı üslupta gelen فَظَلَمُوا بِهَا cümlesi, atıf harfi فَ ile itiraz cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً
Cümle atıf harfi وَ ’la …مَا مَنَعَنَٓا اَنْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mazi sıygadan muzari sıygaya iltifat sanatı vardır.
Kasr üslubu ve zaid بِ ile tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Muzâri fiil, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi harekete geçer.
Mef’ûl olan بِالْاٰيَاتِ ’ye dahil olan بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
Mef’ûl-i lieclih olan تَخْو۪يفاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik tazim ifade eder.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü lieclih arasındadır. نُرْسِلُ maksûr/sıfat, تَخْو۪يفاً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Kasr üslûbu ve zaid harfle tekid edilen cümle, Allah Teâlâ'nın mucize göndermesinin yegâne sebebinin, korkutmak olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir.
نُرْسِلَ ve اٰيَاتِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır
اِلَّا تَخْو۪يفاً ; ifadesindeki kasr, mucizelerin göndermesinin korkutma sebebi kılınmasını ifade ediyor olup, izafî kasrdır. Yani mucizelerin gönderilmesi, peygamberler ve kavimleri arasında rekabetvari bir durumun olduğuna veya peygamberin onların imanları konusunda tamah sahibi olduğuna işaret etmemektedir. Yalnızca vaki olan ve gördüğümüz, onların korkutma amaçlı bu mucizeler karşısında iman etmemeleridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟ ٦٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذْ | bir zaman |
|
| 2 | قُلْنَا | demiştik |
|
| 3 | لَكَ | sana |
|
| 4 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 5 | رَبَّكَ | Rabbin |
|
| 6 | أَحَاطَ | kuşatmıştır |
|
| 7 | بِالنَّاسِ | insanları |
|
| 8 | وَمَا |
|
|
| 9 | جَعَلْنَا | biz yapmadık |
|
| 10 | الرُّؤْيَا | rü’yayı |
|
| 11 | الَّتِي |
|
|
| 12 | أَرَيْنَاكَ | sana gösterdiğimiz |
|
| 13 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 14 | فِتْنَةً | sınama (aracı) |
|
| 15 | لِلنَّاسِ | insanlar için |
|
| 16 | وَالشَّجَرَةَ | ve ağacı |
|
| 17 | الْمَلْعُونَةَ | la’netlenmiş |
|
| 18 | فِي |
|
|
| 19 | الْقُرْانِ | Kur’an’da |
|
| 20 | وَنُخَوِّفُهُمْ | biz onları korkutuyoruz |
|
| 21 | فَمَا | fakat |
|
| 22 | يَزِيدُهُمْ | artırmıyor |
|
| 23 | إِلَّا | başkasını |
|
| 24 | طُغْيَانًا | azgınlıklarından |
|
| 25 | كَبِيرًا | daha da fazla |
|
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ
وَ istînâfiyyedir. Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَكَ car mecruru قُلْنَا fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اِنَّ رَبَّكَ ’dir. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
رَبَّكَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَاطَ بِالنَّاسِ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَحَاطَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِالنَّاسِ car mecruru اَحَاطَ fiiline mütealliktir.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحَاطَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حوط ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. الرُّءْيَا mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
الَّت۪ٓي müfred müennes has ism-i mevsûl الرُّءْيَا ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlu sılası اَرَيْنَاكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَرَيْنَاكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اِلَّا hasr edatıdır. فِتْنَةً kelimesi جَعَلْنَا fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. لِلنَّاسِ car mecruru فِتْنَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. الشَّجَرَةَ atıf harfi وَ ’la الرُّءْيَا ’ya matuftur. الْمَلْعُونَةَ kelimesi الشَّجَرَةَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. فِي الْقُرْاٰنِ car mecruru الْمَلْعُونَةَ ’e mütealliktir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَيْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ‘dır.
الْمَلْعُونَةَ ; sülâsisi mücerredi لعن olan fiilin ism-i mef’ûludür.
وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. نُخَوِّفُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَز۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اِلَّا hasr edatıdır. طُغْيَاناً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَب۪يراً kelimesi طُغْيَاناً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklndedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُخَوِّفُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi خوف ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
كَب۪يراً۟ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِذْ zaman zarfı, takdiri اذكر (Zikret, hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اَحَاطَ بِالنَّاسِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Veciz anlatım kastıyla gelen müsnedün ileyh konumundaki رَبَّكَ izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan كَ zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
قُلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Azamet zamirinden sonra zamir makamında Rab isminin zikredilmesi, Rablerinin insanlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. O’nun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını haber vermek için yapılan ıtnâb, iltifat ve tecrîd sanatıdır.
قُلْنَا - رَبَّكَ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişle güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ
Cümle atıf harfi وَ ’la muzafun ileyh cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir.
Mef’ûl olan الرُّءْيَا için sıfat konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ٓي ’nin sıla cümlesi olan اَرَيْنَاكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
جَعَلْنَا ve اَرَيْنَاكَ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ birinci mef’ûl olan الرُّءْيَا ‘ye atfedilmiştir.
فِتْنَةً ’ deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلْنَا fiiline müteallik olan لِلنَّاسِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle matuf olan وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ ‘ye takdim edilmiştir.
الرُّءْيَا - اَرَيْنَاكَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Nefiy harfi مَٓا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. جَعَلْنَا maksûr/sıfat, فِتْنَةً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır.
Allah Teâlâ'nın rüyayı ve ağacı gösterme sebebinin, insanlara imtihan için olduğu kasr üslubuyla kesin olarak ifade edilmiştir.
فِي الْقُرْاٰنِ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Car ve mecrurun ilişkisi, zarf ve mazruf ilişkisine benzetilmiştir. الْقُرْاٰنِۜ içine girilecek bir şeye benzetilmiştir.
الْمَلْعُونَةَ ilk mef’ûl الرُّءْيَا ’ya matuf olan ikinci mef’ûl الشَّجَرَةَ ’nin sıfatıdır.
وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ “Lanetlenen ağaç”tan maksat rahmetten en uzak yerde cehennemin temelinde biten zakkum ağacıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ ifadesinde; bu ağacın lanetlenmesinden murad, mecazî isnad olarak, onu tadanın lanetlenmesidir yahut rahmetten uzaklaştırılmasıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Allahu Teâlâ “Ve Kur'an'da lanet edilen ağacı…” buyurmuştur. Bu ifadede bir takdim-tehir söz konusu olup takdiri “Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur'an'da lanet edilen ağacı biz, ancak insanlara bir fitne yaptık.” şeklindedir. Bunun, “Kur'an'da lanet edilen ağaç da böyledir.” manasında olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟
وَ , istînâfiyedir. Cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نُخَوِّفُهُمْۙ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Fiil تفعيل babında gelmiştir. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
Makabline فَ ile atfedilmiş olan فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟ cümlesi, kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. يَز۪يدُهُمْ maksûr/sıfat, ikinci mef’ûl olan طُغْيَاناً maksûrun aleyh/mevsûftur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsuftur. Onların sadece tuğyanlarının arttığı kasr yoluyla kesin olarak bidirilmiştir.
كَب۪يراً kelimesi طُغْيَاناً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
كَب۪يرٌ kelimesi, asıl olarak cüssedeki büyüklüğü ifade eder. طُغْيَاناً ‘nın كَب۪يراً ile sıfatlanması hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Mef’ûl olan طُغْيَاناً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder.
فِتْنَةً - نُخَوِّفُهُمْۙ ve مَلْعُونَةَ - طُغْيَاناً gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Cümledeki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
كَب۪يراً۟ kelimesi, tuğyanın çeşidi bakımından güçlü kuvvetli anlamı için müstear lafızdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ قَالَ ءَاَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ ط۪يناًۚ ٦١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذْ | bir zaman |
|
| 2 | قُلْنَا | demiştik |
|
| 3 | لِلْمَلَائِكَةِ | meleklere |
|
| 4 | اسْجُدُوا | secde edin |
|
| 5 | لِادَمَ | Adem’e |
|
| 6 | فَسَجَدُوا | secde ettiler |
|
| 7 | إِلَّا | dışında |
|
| 8 | إِبْلِيسَ | İblis |
|
| 9 | قَالَ | dedi |
|
| 10 | أَأَسْجُدُ | ben mi secde edeceğim? |
|
| 11 | لِمَنْ | kimseye |
|
| 12 | خَلَقْتَ | yarattığın |
|
| 13 | طِينًا | çamur olarak |
|
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ
وَ istînâfiyyedir. Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لِلْمَلٰٓئِكَةِ car mecruru قُلْنَا fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اسْجُدُوا ’dür. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اسْجُدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِاٰدَمَ car mecruru اسْجُدُوا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَجَدُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا istisna edatıdır. اِبْل۪يسَ , istisnâ-i munkatı’ veya istisnâ-i munfasıl olup fetha ile mansubdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ ءَاَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ ط۪يناًۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli ءَاَسْجُدُ ’dür. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifhâm harfidir. اَسْجُدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. مَنْ müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle اَسْجُدُ fiiline mütealliktir.
İsm-i mevsûlu sılası خَلَقْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
خَلَقْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. ط۪يناً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِذْ zaman zarfı, takdiri اذكر (Zikret, hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır. Ayette mütekellim Allah’tır.
قُلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan اسْجُدُوا لِاٰدَمَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cer mahallindeki فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ cümlesi, atıf harfi فَ ile … قُلْنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. اِلَّٓا, istisna edatıdır. Munkatı’ olan istisnada اِبْل۪يسَۜ, müstesnadır.
سجد kelimesinin yakın anlamı ‘secde etmek, tapmak’ demektir. Fakat burada meleklerin Rabbimizin emrine itaat edip boyun eğdikleri kastedilmektedir ki bu da kelimenin ikinci ve uzak anlamıdır. Dolayısıyla tevriye vardır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Cenab-ı Hakk, bu kıssayı Bakara, Araf, Hicr, İsra, Kehf, Ta-Ha ve Sad olmak üzere yedi surede zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ ءَاَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ ط۪يناًۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan ءَاَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ ط۪يناًۚ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kibir manası taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cümlede fiil muzari sıygada gelerek teceddüt,istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنْ başındaki harf-i cerle ءَاَسْجُدُ fiiline mütealliktir.
Sılası olan خَلَقْتَ ط۪يناً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İblis’in sözlerinden olan ط۪يناً ’deki nekrelik, nev ve tahkir ifadesi içindir. Bu kelimenin önündeki من harfi mahzuftur.
اسْجُدُوا - سَجَدُٓوا - اَسْجُدُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِبْل۪يسَۜ - مَلٰٓئِكَةِ - اٰدَمَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
سجد fiilinin ayette üç kez zikredilmesi ayetin konusuyla ilgisi ve önemine atfen olabilir.
Bu cümledeki istifham, istifham-ı inkâri olup manası “Benim yaratıldığım asıl madde, Âdem'inkinden daha şerefli ve kıymetlidir. Öyle ise benim, ondan daha kıymetli ve şerefli olmam gerekir. Daha kıymetli olanın, daha düşük olana secde etmesinin emredilmesi, aklen çirkin bir iştir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Çamurdan yarattığına secde eder miyim? sözü lafzen لِمَنْ َخَلَقْتَهُ مِنْ طِين demektir ki طِين kelimesi harf-i cerin hazfı ile mansub olmuştur. Mevsûle raci zamirden hal olması da caizdir, خَلَقْتَهُ ve هو طينٌ ya da مِنْهُ demektir. Daha açıkçası ءَأسْجُدُ لهُ (Aslı çamur olan birine secde eder miyim?) demektir. Bunda bu ihtimallere karşı reddin gerekçesine ima vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلاً ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | أَرَأَيْتَكَ | gördün mü? |
|
| 3 | هَٰذَا | şu |
|
| 4 | الَّذِي |
|
|
| 5 | كَرَّمْتَ | üstün yaptığını |
|
| 6 | عَلَيَّ | benden |
|
| 7 | لَئِنْ | andolsun eğer |
|
| 8 | أَخَّرْتَنِ | beni ertelersen |
|
| 9 | إِلَىٰ | kadar |
|
| 10 | يَوْمِ | gününe |
|
| 11 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 12 | لَأَحْتَنِكَنَّ | hakimiyetime alacağım |
|
| 13 | ذُرِّيَّتَهُ | onun zürriyetini |
|
| 14 | إِلَّا | hariç |
|
| 15 | قَلِيلًا | pek azı |
|
قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلاً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, اَرَاَيْتَكَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Hemze istifham harfidir. اَرَاَيْتَكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İşaret ismi هٰذَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Müfred müzekker has ism-i mevsul الَّذ۪ي işaret isminden bedel veya atf-ı beyan olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَرَّمْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَرَّمْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيَّۘ car mecruru كَرَّمْتَ fiiline mütealliktir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخَّرْتَنِ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
اِلٰى يَوْمِ car mecruru اَخَّرْتَنِ fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اَحْتَنِكَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. ذُرِّيَّتَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا istisnâ edatıdır. قَل۪يلاً müstesna olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَرَّمْتَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كرم ’dir.
اَخَّرْتَنِ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi أخر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَحْتَنِكَنَّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi حنك ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ, İblis’in sözlerini bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru manası taşımayan cümle, mütekellimin kıskançlığını izhar etmesi sebebiyle vaz edildiği anlamın dışında mana kazanmıştır. Bu nedenle mecazı-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَرَاَيْتَكَ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir.
İblis’in sözlerindeki هٰذَا Âdem’i (a.s.) tahkir için gelmiştir.
İşaret isminden bedel veya atf-ı beyan olan müfret müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sılası olan كَرَّمْتَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrara işaret eder.
كَرَّمْتَ fiili تفعيل babındadır. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
اَرَاَيْتُمْ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru ru’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
اَرَاَيْتَكَ sorusundaki كَ hitabı tekid içindir, îrabdan mahalli yoktur, هٰذَا birinci mef'ûl, الَّذ۪ي ’de sıfatıdır. İkinci mef'ûl ise mahzuftur, çünkü sıla ona delalet etmektedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اَرَاَيْتَكَ ’deki كَ, hitap ifade eder ve devamındaki هٰذَا (bu) ifadesi mef‘ûldür. Anlam, “Benden değerli kıldığın, bana üstün tuttuğun şu şey hakkında haber ver. Ben ondan daha hayırlı olduğum halde neden onu benden üstün tuttun?” şeklindedir. Ancak sözün bu kısmını hazf ederek muhtasar hale getirmiş; sonra da “Beni kıyamet gününe kadar geciktirirsen…” diyerek yeni bir söze başlamıştır. ..لَئِنْ اَخَّرْتَنِأ’deki لَ, hazf edilmiş yemin lâmıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اَرَاَيْتَكَ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir. ك ise Basra ekolüne göre ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Tekidin sebebi, muhatabın gafletinin derinliğini vurgulamaktır. Aynı uyuyan kimseyi sarsmak gibi. Çünkü derin uykuya dalmış olan kişi hem elle hem de dille uyandırılır. Bu ayette رَاَيْتُمْ kelimesinin sonuna eklenen ك - كُمْ zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. Böylece onların sarsılması ve tenbih (uyarılması) sadece azabın hatırlatılmasıyla gerçekleşmiştir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلاً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie, إنْ şart harfidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.
Kasemle tekid edilmiş şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلاً cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Kasemin cevabının delaletiyle, şartın cevabı hazf edilmiştir. Kasem fiilinin ve şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mezkur şart ve mukadder cevap cümlesinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
اِلَّٓا istisna edatı, قَل۪يلاً müstesnadır.
لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ ifadesi ayetle ilgili tevillerden birine göre istiâredir. Şöyle ki buradaki إحْتِنَاك kelimesi, حنك (damak, çene) kelimesinden türemiş ifti’al kalıbında masdar olup, yedeğinde çekmek için hayvanın alt çenesinden yular bağlamak anlamındadır. Buna göre ayetin manası şöyledir: Yemin olsun ki hayvanın yedeğine takıldığı kimseye zorluk çıkarmadan çenesinden bağlanıp yedilmesi gibi onları günahlara doğru yedip götüreceğim. Sonuçta bu, şeytanın günahkârları kuşatıp hükmü altına almasından, onları istediği tarafa çekme imkanına sahip olmasından ibarettir. Tıpkı binicinin yularını, gemini kâh salarak, kâh çekerek atını istediği tarafa çekmeye muktedir olması gibi. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً ٦٣
قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Mekulü’l-kavli, اذْهَبْ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اذْهَبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَبِعَكَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْهُمْ car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
جَهَنَّمَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır. جَزَٓاؤُ۬ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَزَٓاءً mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, تجزون (cezalandırılacaksınız) şeklindedir. مَوْفُوراً kelimesi جَزَٓاءً sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَوْفُوراً ; sülasi mücerredi وفر olan fiilin ism-i mef’ûludür.
قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilin mekulül-kavli olan اذْهَبْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً cümlesi atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubunda gelen terkipte تَبِعَكَ مِنْهُمْ cümlesi, şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelam olan تَبِعَكَ مِنْهُمْ cümlesi mübtedanın haberidir.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاِنَّ جَهَنَّمَ جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً ise اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan جَزَٓاؤُ۬كُمْ , mef’ûlü mutlak olan جَزَٓاءً ’le tekit edilerek ıtnâb yapılmıştır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , mef’ûlü mutlak ve isim cümlesi olmak üzere birden fazla tekit içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَوْفُوراً kelimesi جَزَٓاءً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
جَزَٓاؤُ۬كُمْ - جَزَٓاءً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bazen fiildeki mecaz ihtimalini ortadan kaldırmak için cümlenin fiili masdarıyla tekid edilir. Bunun nahivdeki ismi mefûl-u mutlaktır.(Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.I, 847-8; Meydani, Belağat II, 110) Kur'an'daki örnekleri çoktur.
Bu ayette جَزَٓاؤُ۬كُمْ جَزَٓاءً مَوْفُوراً [Cezanız, mükemmel bir cezadır.] fiilin masdarıyla tekid edilmesi suretiyle yapılan ıtnâba güzel bir örnektir.
اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ ifadesi, İblisi kovmak ve kendisini, nefsinin güzel gösterdiği kötülüklerle baş başa bırakmak demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاسْتَفْزِزْ | yerinden oynat |
|
| 2 | مَنِ | kimseyi |
|
| 3 | اسْتَطَعْتَ | gücünün yettiği |
|
| 4 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 5 | بِصَوْتِكَ | sesinle |
|
| 6 | وَأَجْلِبْ | ve yaygarayı bas |
|
| 7 | عَلَيْهِمْ | onların üzerine |
|
| 8 | بِخَيْلِكَ | atlılarınla |
|
| 9 | وَرَجِلِكَ | ve yayalarınla |
|
| 10 | وَشَارِكْهُمْ | ve onlara ortak ol |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الْأَمْوَالِ | mallarda |
|
| 13 | وَالْأَوْلَادِ | ve evladlarda |
|
| 14 | وَعِدْهُمْ | ve onlara va’dler yap |
|
| 15 | وَمَا |
|
|
| 16 | يَعِدُهُمُ | onlara va’detmez |
|
| 17 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 18 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 19 | غُرُورًا | aldatıştan |
|
Savete صَوْت : صوت kelimesinin aslı iki cismin birbiri üzerine vurulması sonucunda ortaya çıkan sıkışık havadır ve herhangi bir şeyle süslenip bezenmektan soyutlanmış ses ile belirli bir suretle sülenip bezenmiş ses olarak ikiye ayrılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli savttır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Celebe جَلْب : جلب sözcüğü temelde bir nesneyi bir yerden başka bir yere sevk etmek ya da sürmek anlamına gelir. İf'al babındaki formu olan (أجْلَبَ) zorla bir yere doğru sevk etmek için bağırmak / haykırmaktır.(Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece 2 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cilbab, celb ve celeptir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اسْتَفْزِزْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَطَعْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اسْتَطَعْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. Takdiri, استطعت أن تستفزّه منهم (Onları kışkırtabildin) şeklindedir.
بِصَوْتِكَ car mecruru اسْتَفْزِزْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَجْلِبْ fiili, atıf harfi وَ ile اسْتَفْزِزْ ’e matuftur.
اَجْلِبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru اَجْلِبْ fiiline mütealliktir. بِخَيْلِ car mecruru اَجْلِبْ ’deki failinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَجِلِكَ atıf harfi وَ ’la خَيْلِكَ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَارِكْهُمْ fiili atıf harfi وَ ile اَجْلِبْ ’e matuftur. شَارِكْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَمْوَالِ car mecruru شَارِكْهُمْ fiiline mütealliktir. الْاَوْلَادِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اسْتَفْزِزْ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi فزز ’dir.
اسْتَطَعْتَ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
اَجْلِبْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi جلب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
شَارِكْهُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ile شَارِكْهُمْ ’e matuftur. عِدْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعِدُهُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. غُرُوراً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, إلّا وعدا غرورا (Sadece gurur vadederek) şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap İblistir. Ayet mekulü’l kavl makamında olup İblise ikinci emirdir.
اسْتَفْزِزْ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنِ ’in sıla cümlesi olan اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِصَوْتِكَ izafeti, İblise ait zamire muzâf olan صَوْتِ için tahkir ifade eder.
Aynı üslupta gelen وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ cümlesi, وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ ve وَعِدْهُمْ cümleleri, atıf harfi وَ ‘ la makabline hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla evlat ve mallar, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü evlat ve mallar hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
الْاَمْوَالِ ve الْاَوْلَادِ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
İblisin insanlara yapacaklarının onları kışkırtmak, onların mallarına ve evlatlarına ortak olmak, onlara vaatlerde bulunmak şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
İblis’in mallarına ve evlatlarına ortak olması, haramdan mal kazanıp biriktirmeye ve uygun olmayan şekilde tasarruf etmeye onları sevk etmek ve haram yoldan çocuk sahibi olmaya, çocuklara, Abduluzza /Uzza’nın kulu gibi şirk ifade eden isimleri takmaya onları teşvik etmek ve onları batıl dinlere, kötü mesleklere ve çirkin fiillere sevk ederek kendilerini saptırmak demektir. İblisin onlara vaatlerde bulunması da ilâhların şefaati, atalarının faziletine güvenmeleri ve emel besleyerek tövbeyi tehir etmeleri gibi boş vaatlerde bulunması demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً
Hal olan cümle وَ ’la gelmiştir. Kasırla tekit edilmiş cümle, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefiy harfi مَٓا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. يَعِدُهُمُ maksûr/sıfat, غُرُوراً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
Yani şeytanın onlara olan vaadi, aldanıştan başka birşey değildir.
وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ ifadesinde şeytanın isminin müstetir zamir olarak gelmeyip de açık olarak gelmesi, bu itirazî cümlenin müstakil bir cümle olmasındandır. Nitekim eğer onda başka cümleye dönen bir zamir bulunmuş olsaydı, nesrin içerisine nazmın uygunsuz bir şekilde dahil edilmesi gibi bir durum gerçekleşmiş olacaktı. Öyle ki söz konusu cümle, ayetin akışına uygun olarak devam edegeldiğinden, onun parçalarından olmayan bir zamirin buraya dahil edilişi, dilsel anlamda uygun olmayacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
غُرُوراً, mef’ûlü mutlaktan naib sıfattır. Yani إلّا وعدا غرورا… (Sadece gurur vaadi) demektir.
عِدْهُمْ ve مَا يَعِدُهُمُ kelimeleri arasında iştikak cinası, tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
شَارِكْهُمْ - يَعِدُهُمُ kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Şeytan muhatap konumundayken gaib konumda bahsedilerek iltifat yapılmıştır.
Ayette geçen غُرُوراً, yanlışa doğru havası vererek süslemektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Şeytanın, aldatacağı kimselere musallat olurken ki durumunun, düşmanların kökünü kesmek için askerlerine komut veren bir komutana benzetildiği bu ayetin tefsirinde müfessirimiz şu açıklamaları yapar: Ayetteki ifade temsil kabilinden olabilir. Bu durumda aldatacağı kimseye musallat olma hususunda şeytanın hali, nara atarak bir kavmi yerlerinden eden ve askerleriyle birlikte haykırarak onların köklerini kazıyan bir akıncıya benzetilmiştir.
Bu temsilde şeytanın aldatacağı insanlara tasallutu, onları idare etmesi, onlara vesvese vermesi ve saptırması müşebbeh, haykırarak onları yurtlarından çıkarması, süvarileri ve piyadeleriyle onlara hücum etmesi müşebbehün bih, bu kimselerin onun hükmüne boyun eğmeleri ve kendilerinden murad ettiği şeyleri yapmaları vech-i şebehtir (benzetme yönü). Bu durumda her iki taraf ve vech-i şebeh mürekkeb olduğu için bu temsil, istiare-i temsiliyyedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ وَك۪يلاً ٦٥
اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
عِبَاد۪ي kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَكَ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عَلَيْهِمْ car mecruru سُلْطَانٌ ’nın mahzuf haline mütealliktir. سُلْطَانٌ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
لَيْسَ isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَفٰى بِرَبِّكَ وَك۪يلاً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَفٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِ harf-i ceri zaiddir. رَبِّ lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَك۪يلاً hal olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Önceki ayetteki mekulü’l-kavle dahildir. Yine mütekellim Allah Teâlâ, muhatap İblis’tir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
قَالَ lafzından sonra bu ayette عِبَاد۪ي ile mütekellim zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ’nin ismi olan عِبَاد۪ي lafzı, izafet şeklinde gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir. Bu izafette Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan عِبَاد۪ , tazim edilmiştir.
اِنَّ ’nin haberi olan لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ cümlesi, nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car-mecruru, لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. سُلْطَانٌ muahhar ismidir.
سُلْطَانٌ ’daki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta tenkir, selbin umumuna işarettir.
عَلَيْهِمْ car-mecruru, سُلْطَانٌ ‘un mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ عِبَاد۪ي [Şüphesiz benim kullarım] ifadesi ihlaslı kullarım demektir, izafetin tazim manası ve ancak ihlaslı kulların hariç (Sad Suresi 83, Hicr Suresi 40) kavli onları tahsis edip ayırmaktadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Allah'a kula olmak ve bir insana kul olmak Arapçada aynı kelime ile ifade edilir. Abd kelimesiyle. Ancak bu ikisi arasında mana açısından büyük bir fark vardır.
İnsan ile kulu yani köle arasındaki ilişki tek taraflıdır. Korku, dikkat ve taraflardan birinin, zelil bir şekilde boyun eğmesi ile kendini aşağılanmış hissetmesi üzerine kuruludur.
Bunun yanında ilişkiye duyulan nefret, ona karşı isyan ümidi ve neye mal olursa olsun ondan ve zincirlerden kurtulma isteği manaları vardır.
Allah ile kulu arasındaki ilişkiye gelince korku sevgiye, haşyet isteğe, hakir olmak sevince, boyun eğmek ise daha fazla boyun eğmeyi istemeğe dönüşmüştür. Efendi, sevecen, merhamet eden, bağışlayıcı ve çok seven olarak kuluna yönelir. Kul ise; efendisine karşı teslim olmaya istekli itaatkar bir şekilde yönelir ve efendisinden başka sığınacak bir yer olmadığına, O’nun merhametinin, adaletinin, lütfunun ve mükafatının insanın tasavvur edemeyeceği kadar sınırsız olduğunu kabul eder.
Kur’an’daki abd (عَبْد )- ve onun çoğulu olan ibâd (عِبَاد ) kelimeleri başka dillere tercüme edilirken hata edilebilir ve evrensel dilde bilinen kölelik manasında anlaşılabilir.
Abd kelimesinin İslami manası; huşu, istek, korku, ümit, mükafat, ceza, rıza ve fayda, cennet ve cehennem gibi manaları kapsar.
İki taraf arasındaki karşılıklı sevgi de, bu eşsiz ubudiyyetin bir çeşididir
Abd kelimesi Kuranda 131 kere geçmiştir. Bunun 104 ü çoğul şekli olan ibâd kelimesidir.
Âbid şekli 11 kere geçmiştir. Abîd kelimesi 5 kere geçmiştir.
Abd kelimesi Kuranda hep teşrif için kullanılmıştır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i, Meryem s. 180)
İbâdi kelimesinin cemisi olarak neden kesret vezinlerinden biri olan fe’îl vezni yerine fi’âl vezni tercih edilerek abîd değil de ibâd ifadesi kullanılmıştır.?
Cevap: Fî’âl vezninin tercihinin arkasında dikkatle seçilmiş lafızın tınısındaki incelik vardır.
Bu incelik; ibâd (عِبَاد) kelimesinde kesradan fethaya intikal ve sonrasında uzatmaya işaret eden elifin gelmesidir.
Allah’a ibadet ederek O’na intisab etmek (aidiyet), insanı ahlâksızlık ve benzerine teslimiyet göstermekten uzaklaştırarak nefsi yüceltmeye ve yönünü mabudun huzuruna çevirmeye delalet eder.
Abîd (عَبِيد) lafzında ise; fethadan kesraya geçerek sonrasında “ya” nın gelişi; nefsin kırılmasını, rezilliğinin devam etmesini ve insanın başka bir insanı kul edinerek alçaldığını gösterir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 245,Bakara/23)
İbadet kelimesinin şeri manasını kazanmadan önceki delaletlerinden biri mabuda karşı duyduğu huşuyu göstermek ve mabudun zatıyla devamlı olarak kendisine fayda veya zarar verme kabiliyeti olduğuna inanmaktır. Çünkü mabud, kul için bir ilahtır. Firavunun aşağıdaki sözü de bunu doğrular:
وقَوْمُهُما لَنا عابِدُونَ (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Zariyat/56)
وَكَفٰى بِرَبِّكَ وَك۪يلاً
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Tekid ifade eden zaid بِ harfi nedeniyle mecrur olan رَبِّكَ , fiilin faili olarak merfû mahaldedir.
Mütekellim zamirinden sonra zamir makamında Rab isminin zikredilmesi, Rablerinin onun üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak ve hükmün illetini bildirmek manası vardır. O’nun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını haber vermek için yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır.
بِرَبِّكَ izafetindeki muhatap zamirinin şeytana veya Hz. Peygambere olması ihtimali vardır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Bu izafet Rabbin onun üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası içerir.
Hal olan وَك۪يلًا۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ferrâ şöyle der: بِرَبِّكَ ifadesindeki بِ harf-i ceri, amel ettirilmez ise caizdir. Faillere bu بِ ’nın gelmesi ancak, o fail onunla medh veya zem olunduğu zaman caizdir. Ama söz ile bir medh veya zem kastedilmediğinde, بِ harf-i cerinin failin başına gelmesi caiz olmaz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb,İsra Suresi/17)
رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبُّكُمُ | Rabbiniz |
|
| 2 | الَّذِي | O’dur ki |
|
| 3 | يُزْجِي | yürütür |
|
| 4 | لَكُمُ | size |
|
| 5 | الْفُلْكَ | gemileri |
|
| 6 | فِي |
|
|
| 7 | الْبَحْرِ | denizde |
|
| 8 | لِتَبْتَغُوا | (payınızı) aramanız için |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | فَضْلِهِ | lutfundan |
|
| 11 | إِنَّهُ | doğrsu O |
|
| 12 | كَانَ |
|
|
| 13 | بِكُمْ | size |
|
| 14 | رَحِيمًا | çok acır |
|
رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ۜ
İsim cümlesidir. رَبُّكُمُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müfred müzekker has ism-i mevsul الَّذ۪ي haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُزْج۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُزْج۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. لَكُمُ car mecruru يُزْج۪ي fiiline mütealliktir. الْفُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي الْبَحْرِ car mecruru يُزْج۪ي fiiline mütealliktir.
لِ harfi, تَبْتَغُوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle يُزْج۪ي fiiline mütealliktir.
تَبْتَغُوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ فَضْلِ car mecruru تَبْتَغُوا fiiline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُزْج۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَبْتَغُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بغي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle, اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir zamir takdiri هو ’dir. بِكُمْ car mecruru رَح۪يماً ’e mütealliktir. رَح۪يماً kelimesi كَانَ ’nin haberi olarak fetha ile mansubdur.
رَح۪يماً kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ۜ
Allah’ın kudretinin kifayetinin ta’lili ve beyanı olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır. Mütekellim Allah, muhatap insanlardır.
Önceki ayetteki müfret muhatap zamirinden bu ayette cemî muhatap zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh izafet yoluyla müsned ism-i mevsûlle marife olmuştur.
Veciz anlatım kastıyla gelen رَبُّكُمُ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan muhatap zamiri dolayısıyla muhataplar şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca müsnedün ileyh konumundaki bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla onlara destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned, haberin önemine dikkat çekmek için mevsûlle gelmiştir.
Haber konumundaki müfret müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sılası olan يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُزْج۪ي fiiline müteallik لَكُمُ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الْفُلْكَ ‘ye takdim edilmiştir.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte يُزْج۪ي fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَضْلِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan فَضْلِ tazim edilmiştir.
فُلْكَ - لْبَحْرِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
إزْجىَ kelimesi, bir şeyi, ard arda sevk edip sürmektir. Bunun manası şudur: “Ticareti talep etmek suretiyle fazlından aramanız için gemileri denizin yüzünde yürüten Rabbiniz, size çok merhametlidir.” “Rabbiniz” ve “sizi” ifadesindeki hitap, herkese şamildir. Merhamet ve acımadan maksat ise dünya menfaati ve maslahatıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümleye müsnedün ileyhin, izafetle marife olarak gelmesiyle başlanılması ve bunun Rububiyyet sıfatıyla gelmiş olması; büyük bir haberin verilmesi beklenen yerde, öneminden dolayı dinleyicinin ilgisini çekmek içindir. Önemini, hakkın kaynağı olan ve mahlukatın yaratıcısı olan yüce ilâhın, yarattıkları ve onların işleri üzerindeki merhamet ve muhabbet dolu yönetim ve idaresinin beyanından alır. İşte tam burada dinleyicinin tepeden tırnağa tüm ilgisini kendisinde toplar. Dinleyici ister düşünen, öğüt alan bir mümin olsun, isterse de kendini Allah’a denk gören, ölçüp tartan bir müşrik olmuş olsun. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Eğer dinleyici mümin ise bu ayetler kendisinde Allah’ın nimetlerini yeniden hatırlamaya ve zikretmeye, müşrik ise de endişeli bir bakışa ve derin bir düşünceye dönüşür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu kelam, daha önce zikredilen 56. ayete bir tamamlayıcı olarak tevhid delillerinden olan bazı nimetleri hatırlatmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِكُمْ car mecruru, ihtimam için amili olan رَح۪يماً ‘e takdim edilmiştir.
كَانَ ’nin haberi olan رَح۪يماً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
فَضْلِه۪ۜ - رَح۪يماً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً [Şüphesiz o, sizin için çok merhametlidir.] cümlesi önceki kısmın tamamlayıcısıdır. Çünkü gemileri denizde yürütmek ve onları insanların emrine vermek fiillerinin sebebi mahiyetindedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetin metninde رَح۪يماً [çok merhametli] kelimesinin zikredilmesi, bu rahmetten, dünyevî rahmetin ve büyüğü de küçüğü de olan dünya nimetlerinin murad edildiğine delalet etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiç bir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır.. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Sayfadaki bütün ayetler nekre kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.
Hayatın zorlu yollarını geçerken, hangi kaldırımda yürümeyi seçiyorsun?
Hayatın bir şarkıysa eğer. Yaşadığın her şey kelimelere dökülür. Her kaldırımda söylenenler aynıdır ancak yürümeyi seçtiğin kaldırımın, hayatını anlatma şekli farklıdır.
Biri; dram müziği eşliğinde söyler. Kelimelerini ağırlaştırır. Omuzlarını düşürür, ayaklarını süründürür; adımların bitmek bilmez. Ağırlaşan kelimelerle; gözündeki nem, gönlündeki sis yoğunlaşır. Bu yüzden önünü göremezsin. Kendini yalnız ve çaresiz hissedersin.
Diğeri ritmik müzikle beraber söyler. Aynı şeyleri yaşıyorsundur, aynı kelimeleri işitiyorsundur ama bu sefer farklıdır. Sanki başka bir açıdan bakıyorsundur. Ritimle uyanan cesaretinle beraber adım attıkça, ağırlıklarını da geride bırakırsın. Bazı kelimeler seni yaralasa da, canını acıtsa da. Hatta belki yere bile düşürse de ve yalnızmışsın gibi hissettirse de; ritmi tekrar duyduğunda ayağa kalkarsın. Omuzlarını dikleştirir, etrafına bakar ve kendine yalnız olmadığını hatırlatırsın. Geçeceğini bilirsin. Yürüdüğün yolun eninde sonunda biteceğinden eminsindir.
Koşarak gelen musibet kelimelerine karşı: "Biz Allah'a aidim ve sonunda O'na döneceğiz. Vekil olarak, Rabbim bana yeter. O ne güzel vekildir, en güzel vekildir. Allah'ın rahmeti ve yardımı yakındır." kelimeleri kılıcın olsun. Gözyaşlarını ‘Allah’ diyerek akıtabilenlerden ve ağlarken gülümseyebilenlerden olasın.
Gülümse ve seke seke yürü. Çünkü ne yaparsan yap, nasıl ele alırsan al, hangi kaldırımı seçersen seç, zaman akmaya devam edecek. Ve bugünün adı dün, şimdinin adı da geçmiş olacak.
Allah zor imtihanlardan geçen her kulun yardımcısı olsun. Evlerine bereket, gönüllerine huzur, hastalıklarına şifa ve dertlerine derman versin. Kalplerinde gizlenmiş; her daim Allah'ı hatırlatan ritmi, Allah'ın yardımıyla duymak ve o huzuru hissetmek nasip olsun.
Amin.
***
Hz. Adem yaratılır. Kendisine isimler öğretilir. Allah’ın emri gelir. Melekler secde, iblis ise isyan eder. Kibrine yenik düşer ve ‘şu benden üstün kıldığına bak’ diyerek yaratılanı küçümser.
Bu önemli hadiseyi farklı açılardan inceleyerek düşünmekte pek çok fayda vardır. Sıradan bir insan hayatının çerçevesine sığdırıldığı zaman hatıra gelenlerden biri de şu olabilir:
Bir insan düşün ki bir şeyi çok istemektedir. Allah’a dua ile sığınmaya çalışır. Belki duyduklarını uygulamaya koyarak farklı yöntemler dener. Bazı günler sabırsızlıkla hırslanır, bazı günler ise umutsuzlukla boğuşur. Kavuşamadığı isteğine sahip olanları gördükçe içinin yumrukları sıkılır. Onlara karşı yetiştirdiği kızgınlığın temelinde nefsi yatar. Aynen şu sözlerin bedenine bürünür: ‘Şu benden üstün kılınana bak.’ Aslında o kişinin böyle bir üstünlüğe layık olmadığını ve elindeki nimeti hakketmediğini düşünür. Gördüklerine göre kendisince bir karara varmıştır. Halbuki asıl rahatlık bilinmeyenleri bilen Allah’a güvenmektedir. Zira yeryüzünde istediklerini elde etmenin ya da edememenin ardında bir hikmet gizlidir. O hikmetin ne olduğunu öğrense de, öğrenmese de; nefsinden Allah’a sığınmalıdır.
Belki bilinmeyen bir sebepten dolayı küçümsediği kişi, o üstünlüğe layıktır. Belki de görünmeyen bir yönüyle imtihandadır. Belki de sahip olamamak kendisi için daha hayırlı bir nimete vesile olacaktır.
Şeytan da sadece kendi bildiğini önemli saymıştır. Ateşini üstünlüğe layık görüp, insanın çamuruna bakarak burun kıvırmıştır. Öyle ki Allah’ın emrine itaatsizlik etmek zor gelmemiştir.
Ey Allahım! Bizi Senden razı olan kullarından, bizi de Senin razı olduğun kullarından eyle. Öyle ki her şeyi Senden isteyen ama üzerinde kafa yormadan işimizi ve kendimizi Sana teslim etmenin verdiği rahatlıkla yoluna devam eden kullarından olalım. Senin bize yüklemediğin yükleri, nefsimizin dünyaya olan hırsından dolayı sırtlanmaya çalışmaktan Sana sığınırız. Başkalarındaki üstünlüklere sevinenlerden, iyi düşünenlerden ve o üstünlüklerin kendileri ile etrafındakilere hayır getirmesi için dua edenlerden eyle. Bize verdiklerinin kıymetini bilip şükredenlerden, aldıklarının yol açtığı zorluklardan Sana kaçıp rıza gösterek rızana kavuşanlardan eyle. Zayıf anlarımızı ve kusurlarımızı affederek bizi huzuruna kabul buyur. Yardımını ve rahmetini her an, her yerde hisseden mütevekkil mümin kullarından eyle. Zira, kolaylık ve huzur Senden; her şeyin en iyisini bilen Sensin ve olanların ardındaki hikmetlerin sahibi de Sensin.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji