وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | بَعَثْنَا | biz gönderdik |
|
| 3 | فِي | içinde |
|
| 4 | كُلِّ | her |
|
| 5 | أُمَّةٍ | millet |
|
| 6 | رَسُولًا | bir elçi |
|
| 7 | أَنِ | diye |
|
| 8 | اعْبُدُوا | kulluk edin |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 10 | وَاجْتَنِبُوا | ve kaçının |
|
| 11 | الطَّاغُوتَ | tagutdan |
|
| 12 | فَمِنْهُمْ | onlardan |
|
| 13 | مَنْ | kimine |
|
| 14 | هَدَى | hidayet etti |
|
| 15 | اللَّهُ | Allah |
|
| 16 | وَمِنْهُمْ | ve onlardan |
|
| 17 | مَنْ | kimine de |
|
| 18 | حَقَّتْ | hak oldu |
|
| 19 | عَلَيْهِ | üzerlerine |
|
| 20 | الضَّلَالَةُ | sapıklık |
|
| 21 | فَسِيرُوا | işte gezin |
|
| 22 | فِي |
|
|
| 23 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 24 | فَانْظُرُوا | ve bakın |
|
| 25 | كَيْفَ | nasıl |
|
| 26 | كَانَ | olmuş |
|
| 27 | عَاقِبَةُ | sonu |
|
| 28 | الْمُكَذِّبِينَ | yalanlayanların |
|
وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
Fiil cümlesidir. بَعَثْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي كُلِّ car mecruru بَعَثْنَا fiiline mütealliktir. اُمَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
رَسُولاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَنِ masdariyyedir. Tefsiriyye olması da caizdir. اعْبُدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfi, tefr’iyyedir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اجْتَنِبُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
الطَّاغُوتَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.
اجْتَنِبُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi جنب ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ
İsim cümlesidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, فكانوا أقساما فمنهم من..(iki kısım idiler. Onlardan…)şeklindedir.
مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası هَدَى اللّٰهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
هَدَى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اللّٰهُ fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası حَقَّتْ عَلَيْهِ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
حَقَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. عَلَيْهِ car mecruru حَقَّتْ fiiline mütealliktir.
الضَّلَالَةُ fail olup damme ile merfûdur.
فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri; إن أردتم البرهان واليقين فسيروا (Eğer burhan ve kesin bilgi isterseniz ….. yürüyün.) şeklindedir.
س۪يرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru س۪يرُوا fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْظُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ cümlesi, انْظُرُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur. عَاقِبَةُ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُكَذِّب۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
عَاقِبَةُ ; sülâsi mücerredi عقب olan fiilin ism-i failidir.
الْمُكَذِّب۪ين ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بَعَثْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Mef’ûl olan رُسُلاً ‘deki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan رَسُولاً ’e takdim edilmiştir.
ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla كُلِّ اُمَّةٍ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ümmet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Resul gönderilmeyen hiçbir toplum kalmadığını vurgulamak için bu üslup kullanılmıştır.
Muzafun ileyh olan اُمَّةٍ ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder. Mef’ûl olan رُسُلاً ‘deki nekrelik ise kesret ve tazim ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اعْبُدُوا اللّٰهَ cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen بِ harfiyle بَعَثْنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, emir üslubunda talebî inşâi isnaddır. اَنْ ’in tefsiriyye olması da caizdir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Aynı üslupta gelen وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâi isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
اعْبُدُوا - اجْتَنِبُوا fiilleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ cümlesiyle, اعْبُدُوا اللّٰهَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ
Cümle, takdiri; فكانوا أقساما (Gruplara ayrıldılar) olan mukadder istînâf cümlesine فَ ile atfedilmiştir.
Cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنْهُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan هَدَى اللّٰهُ cümlesi , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için tekrarlanmasında tecrîd, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Aynı üslupta gelen وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ cümlesi, فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ ifadesindeki istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Kafirler, binek yerine konmuştur. Sanki dalalet, kafirlerin üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ümmetlerin olabilecek iki halinin açıklanması taksim sanatıdır.
Ayetin sonunda zıddı zikredilen حَقَّتْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
مِنْهُمْ - مَنْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
هَدَى ile الضَّلَالَةُۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ cümlesiyle وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
هَدَى - حَقَّتْ kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Kur'an, azap manasında gelen dalalet kelimesini daima müzekker olarak zikretmektedir. Çünkü konuşma ahirette gerçekleşmektedir. Bunu da بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ [İlkin sizi yarattığı gibi O’na döneceksiniz] Araf/29. ayetinden anlıyoruz. Ayrıca bilinen manasında ahirette bir dalalet yoktur. Çünkü her şey açıklığa kavuşmuştur. Dalalet müennes olarak gelmişse söz dünyada olmuştur. Diğer bir ifadeyle dalalet kelimesi asıl manasında geldiği zaman fiil müennes yapılmaktadır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Esrâru’l-Beyân fi’t-Ta’bîri’l-Kur'anî)
Müennes lafızla müzekker mana kastedildiğinde o lafzın müzekker yapılması hususu, manaya hamletme olarak da bilinir.
بَعَثْنَا ile هَدَى اللّٰهُ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن أردتم البرهان واليقين فسيروا [Eğer yakîn ve delil istiyorsanız, dolaşın) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Aynı üslupla gelen فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ , cevap cümlesine فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ , emir sıygasındaki انْظُرْ fiilinin mef’ûlü konumundadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Bu takdim istifham isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.
Veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelen عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ , nakıs fiil كَانَ ’nin muahhar ismidir. الْمُكَذِّب۪ينَ [yalancılar] peygamberleri inkâr eden kavimlerden kinayedir.
Sübut ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehdit ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Muzâfun ileyh olan الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ‘in تفعيل babının ism-i fail kalıbıyla gelmesi bu özelliğin onlarda sübut, istimrar ve çokluğuna işaret etmiştir. تفعيل babının cümleye kattığı en belirgin anlam fiil, fail veya mef’ûldeki ziyadeliktir.
الْمُكَذِّب۪ينَ۟ - الضَّلَالَةُۜ - الطَّاغُوتَۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْمُكَذِّب۪ينَ۟ - حَقَّتْ kelimeleri arasında ise tıbâkı îcab sanatı vardır.
عَاقِبَةُ için müzekker fiil kullanılmış, كَانَتْ buyurulmamıştır. Çünkü buradaki akibet azap manasındadır. Eğer müennes geldiyse cennet manasında olur. Müenneslik ve müzekkerliğin manaya göre gelmesi makamı gözetmenin hoş misallerindendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Meânî’n Nahvi, c. 2, S. 52)
كَانَ ’nin haberi soru isimleri veya haber ifade eden كَمْ gibi başta gelmesi zorunlu isimlerden olursa bu durumda haber كَانَ ’den ve isminden önce gelir. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
Ayette görme emri, gezme emrine tercih edilmiş, çünkü görme gezmeden sonra gerçekleşir. Bir de şu gerçeği bildirmek içindir: Eski ümmetlerin bu akıbetinde ana sebep, onların tekzibi ve "Allah dileseydi, kendisinden başka hiçbir şeye tapmazdık" şeklindeki gerekçeleridir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)