فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ٧٨
فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, ففعل موسى ما أمر به فأتبعهم فرعون.. (Musa (a.s) kendisine emredileni yapınca Firavun peşine düştü.) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اَتْبَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِرْعَوْنُ fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. بِجُنُودِه۪ car mecruru فِرْعَوْنُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَشِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنَ الْيَمِّ car mecruru غَشِيَ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası غَشِيَهُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
غَشِيَهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتْبَعَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ
فَ , atıf harfidir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur. Cümle, takdiri …ففعل موسى ما أمر به (Musa ona emredileni yaptı) olan mukadder istînâfa atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِجُنُودِه۪ car-mecruru, فِرْعَوْنُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَاَتْبَعَهُمْ fiili, إتّبعهم manasınadır, böyle okunması da bunu destekler, بِ harfi de tadiye içindir, zait olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
بِ harf-i cerinin zait olma ihtimaline göre mana; ‘’Firavun, ordusunu onların arkasına düşürdü’’ şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetin ikinci cümlesi olan فَغَشِيَهُمْ فَغَشِيَهُمْ مَا غَشِيَهُمْۜ cümlesi makabline (kendinden öncesine) فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayetin sonunda tekrarlanan فَغَشِيَهُمْ fiilinde, irsâd sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَغَشِيَهُمْ fiiline müteallik مِنَ الْيَمِّ car mecruru, siyaktaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.
غَشِيَهُمْ fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan غَشِيَهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İşin ne kadar korkunç ve dehşetli olduğunu ifade etmek için müsnedün ileyh, ism-i mevsûlle gelmiştir.
Ayetindeki مَا غَشِيَهُمْ ifadesi, tek başına ve bütün kısalığına rağmen pek çok anlamı bünyesinde barındırır ve özetle “Derinlikli hakikatını ancak Allah’ın bilebileceği şeyler onları kapladı.” şeklinde anlaşılabilir. Dolayısıyla îcâz-ı kısardır.
غَشِيَهُمْ fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cenab-ı Hakk'ın, “Deniz kendilerini nasıl kapladıysa işte öyle kapladı.” ifadesi “O deniz Firavun ile ordusunun üzerine çıktı ve üzerlerini örttü.” demektir. Buradaki “nasıl kapladıysa” ifadesi, bunun çok dehşetengiz bir şey olduğunu bildirmek içindir, yani “Onları, künhünü, ne olduğunu ancak Allah'ın bilebileceği bir şey kapladı.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Rivayet olunur ki; Hz. Musa, gecenin ilk saatlerinde kavmini yola çıkardı. Sayıları altı yüz yetmiş bin idi. Firavun, bunu haber alınca askerleriyle onların peşine düştü. Firavun’un önden giden ordusu yedi yüz bin kişiden oluşuyordu. Firavun, İsrailoğullarının izini takip etti ve nihayet onlara yetişti; artık iki ordu birbirini iyice görüyordu. İşte o zaman Hz. Musa, asasını denize vurdu. Deniz on iki kola ayrıldı. Her birinin suları koca bir dağ gibiydi. Hz. Musa, İsrailoğullarının on iki kolu ile bu geçitlerden sağ salim olarak geçti. Firavun da askerleriyle onların peşinden gitti. Onlar denizde açılan geçitlere tamamen girince tarifi imkânsız korkunç dalgalar, onları yakalayıverdi.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)