هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هَٰذَا | işte bunlar |
|
| 2 | خَلْقُ | yarattıklarıdır |
|
| 3 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 4 | فَأَرُونِي | gösterin bana |
|
| 5 | مَاذَا | ne? |
|
| 6 | خَلَقَ | yarattı |
|
| 7 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 10 | بَلِ | doğrusu |
|
| 11 | الظَّالِمُونَ | o zalimler |
|
| 12 | فِي | içindedirler |
|
| 13 | ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
| 14 | مُبِينٍ | açık |
|
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. خَلْقُ اللّٰهِ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كنتم صادقين في دعواكم عبادة غير الله فأروني (Allah'tan başkasına kulluk etme davanızda sadıksanız bana gösterin) şeklindedir.
اَرُون۪ي fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
İstifham ismi مَاذَا amili خَلَقَ ’nın mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. خَلَقَ الَّذ۪ينَ cümlesi اَرُون۪ي ’nin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِه۪ۜ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَرُون۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. الظَّالِمُونَ mübteda olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مُب۪ينٍ۟ kelimesi ضَلَالٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) الظَّالِمُونَ ; sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
مُب۪ينٍ۟ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade etmiştir.
Önceki ayette yaratılanların sıralanmasıyla yapılan taksim هٰذَا ‘da cem edilmiştir.
İşaret isminde istiare sanatı vardır. هٰذَا ile Allah’ın yaratıcı kudretine işaret edilmiştir. Allah’ın yaratması, elle tutulur gözle görülür bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Veciz ifade kastına matuf خَلْقُ اللّٰهِ izafetinde Allah lafzına muzaf olması خَلْقُ için tazim ve teşriftir. Müsnedün ism-i celâle muzâf olması, aynı zamanda müsnedün ileyhin de tazimini ifade eder. Yaratmanın bütün kemâl vasıflara sahip olduğu ve her türlü noksanlıktan uzak olduğu manasını kazandırır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden sonra zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için zikredilmesinde, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan خَلْقُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
خَلْقُ ’nun, ism-i mevsûl yerine masdarla gelmesi, masdara isnad alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile marife olması işaret edileni en güzel şekilde temyiz etmek içindir. Böylece muhatabın zihninde müsnedün ileyh daha iyi yerleşir. Muhatap tarif edilen şeyi daha iyi tasavvur eder, daha iyi tanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Masdarlarla yapılan niteleme ve betimlemelerin anlamlarında mübalağa vardır. (Şerîf er- Râdî, Kur'an Mecazları)
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ [Bu, Allah'ın yarattığıdır.] cümlesinde, mübalağa ifade etmek için, ism-i mef’ûl yerine masdar kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetu’t Tefasir)
Burada خلق şeklindeki masdarla ism-i mevsûlun, yani mahlukatın kastedilmiş olması mümkündür. Bu kelimeyle semâvâtta ve başka yerlerde yarattığı zikredilen mahlukata işaret edilmiştir. Bu kelimeyle yaratma fiili de kastedilmiş olabilir, yani işte bu onun sanatıdır, onun fiilidir buyurulmuştur. İşaret ismi onun sanatının eşsizliğini ve fiilinin güzelliğini göstermek içindir. Her iki manayı murad etmek için gelmiş olabilir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 405)
فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , takdiri إن كنتم صادقين في دعواكم عبادة غير الله [Allah'tan başkasına kulluk davanızda doğru söylüyorsanız...] olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cevap cümlesi olan فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve teheddî manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
İstifham üslubunda talebi inşaî isnad مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ cümlesi, üç mef’ûle müteaddi olan ve burada haber verin manasındaki اَرُون۪ي fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. İstifham harfi مَاذَا mübteda, خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ cümlesi, haberdir. İsim cümlesi formunda gelmesi sübut ve istimrar, haberin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye ifade etmiştir.
Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen gerçek manada soru kastı taşımadığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellim Allah Teala olduğu için ifadede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
خَلَقَ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası mahzuftur. Car mecrur مِنْ دُونِه۪ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen دُونِه۪ izafetinde دُونِ ‘nin Allah Teâlâ’ya ait zamire muzaf olması, gayrının tahkiri içindir.
مَاذَا ve هٰذَا kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, خَلْقُ - خَلَقَ kelimeleri arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, sanatları vardır.
Ayet-i kerimede geçen مَا istifham-ı inkâri olup ذَا mübteda ve الَّذ۪ي manasında olup sılasıyla birlikte haberidir. اَرُون۪ي fiili amelden ta'lik edilmiş olup, mâ-ba’di, iki mef’ûlu yerine kaimdir. (Celâleyn Tefsiri)
دُونِه۪ٓ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı c. 8, s. 723)
مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ [Allah'ın dışındakiler ne yarattı?] sorusu, kınama ve susturma ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Sadece soru manasının anlaşılması için soru harfi olarak مَا değil مَاذَا gelmiştir. مَا gelseydi hem soru hem de ism-i mevsûl manası anlaşılabilirdi. Soru hem taciz hem de alay içindir. Bu manalar ism-i mevsûlde yoktur. İsm-i mevsûlden bunların yarattığı bir şey varsa bunların görülmesi istenir. Yani onun yarattığı şeyi bana göster demektir. Bu manada şöyle deriz: هذا ما كتبه (Bu, onun yazdığıdır). أرني ما كتب (Onun yazdığını bana göster.) Yani ism-i mevsûl olursa hem onun bir şey yazdığı manası hem de yazdığını kendisine göstermesini isteme manası taşır. Bu manalardan uzaklaşmak ve sadece onların bir şey yarattıklarını sormak, istifham manasını kesinleştirmek, ism-i mevsûlün diğer manasını ortadan kaldırmak için soru harfi olarak مَا değil مَاذَا gelmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 405)
أرني emir fiili taciz; yani muhatabın emredilen fiili yapmaya kādir olmadığını ifade etmek için gelebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah, inkârcılara Kur'an’la meydan okumuş ve onları aciz bırakmıştır. Onların, gelen her yeni ayet karşısında aciz kalmaları, Allah’ın kudretinin mükemmelliğini ve insanoğlunun bu kudret karşısındaki acziyetini göstermektedir.Yüce Allah’ın فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ sözü, Allah’ın kudretinin kemâlini ve beşerin acizliğini ortaya koymaktadır. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟
İstînâfiyye olan cümlede بَلِ , idrâb harfi, intikal içindir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ , mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
الظَّالِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
ضَلَالٍ ’deki nekrelik, kesret, nev ve tahkir ifade eder.
ف۪ي ضَلَالٍ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dalalet, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dalalet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Sapkınlıktaki yüksek dereceyi ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
ضَلَالٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.
ضَلَالٍ için sıfat olan مُب۪ينٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَلْ atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1 s. 437)
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ [Bilakis o zalimler, apaçık bir sapıklık içindedir.] cümlesinde, daha fazla kınamak ve onların son derece zalim ve cahil kişiler olduğunu tescil etmek için, zamir yerine açık isim kullanılmıştır. Bu manalar kastedilmeseydi: هُمْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ (Bilakis onlar, apaçık sapıklık içindedir.) denilirdi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
10 ve 12. ayetler:
Bu ayet-i kerimedeki iltifat suyun ve bitkilerin hayatımızdaki önemini ifade etmek üzere gelmiştir. Onlarsız hayat olmaz. Sonra tekrar gaibe dönülmüş ve O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra, telezzüz ve bereketlenme için ism-i celâl gelmiştir. Sonra tekrar mütekellime dönülmüştür. Bunda da tehdit vardır. دُونِه۪ۜ ile yine gaibe dönülmüştür. Allah Teâlâ’nın yaratmasının azametine işaret için iltifat yapılmıştır. Beşer için böylesi bir yaratma mümkün değildir. Bu ayet-i kerimede başka bir iltifat daha vardır. O da ayette yer alan muhatap zamirler nedeniyle ayetin son kısmında أنتم şeklinde gelmesi gereken kelimenin iltifat sanatı sebebiyle الظَّالِمُونَ şeklinde gelmesidir. Bunun da iki sebebi vardır:
a) Ayetteki hitap umumidir. Ama muhatapların hepsi apaçık bir dalalette değildir. Sadece zalimler apaçık dalâlettedir.
b) Zalimlerin tescili içindir. Onlar yani apaçık dalalette olanlar zalim sıfatıyla damgalananlardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
“Hayır, zalimler apaçık bir sapıklıktadır” onları azarlamaktan hiç kimsenin gözünden kaçmayan sapıklıklarını tescile döndü. Zamir yerine zahir (الظَّالِمُونَ) konulması onların şirk yüzünden zalim olduklarını göstermek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
عَذَابٍ اَل۪يمٍ - جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ - زَوْجٍ كَر۪يمٍ - لْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ gibi ayet sonlarında fasılalara riayet edilmiştir. Edebiyatta bu sanat türüne seci denir. Secinin en üstünü, tarafların birbirine eşit, tekellüf ve tekrardan uzak olmasıdır. Bu, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin sonlarında çok bulunur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)