خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | خَلَقَ | yarattı |
|
| 2 | السَّمَاوَاتِ | gökleri |
|
| 3 | بِغَيْرِ | olmadan |
|
| 4 | عَمَدٍ | bir direk |
|
| 5 | تَرَوْنَهَا | görebildiğiniz |
|
| 6 | وَأَلْقَىٰ | ve attı |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | الْأَرْضِ | yere |
|
| 9 | رَوَاسِيَ | sağlam ve yüksek dağlar |
|
| 10 | أَنْ | diye |
|
| 11 | تَمِيدَ | sarsar |
|
| 12 | بِكُمْ | sizi |
|
| 13 | وَبَثَّ | ve yaydı |
|
| 14 | فِيهَا | orada |
|
| 15 | مِنْ |
|
|
| 16 | كُلِّ | her çeşit |
|
| 17 | دَابَّةٍ | canlıyı |
|
| 18 | وَأَنْزَلْنَا | ve indirdik |
|
| 19 | مِنَ | -ten |
|
| 20 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 21 | مَاءً | bir su |
|
| 22 | فَأَنْبَتْنَا | ve bitirdik |
|
| 23 | فِيهَا | orada |
|
| 24 | مِنْ | -ten |
|
| 25 | كُلِّ | her |
|
| 26 | زَوْجٍ | çift- |
|
| 27 | كَرِيمٍ | güzel (bitkiler) |
|
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا
Fiil cümlesidir. خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. السَّمٰوَاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.
بِغَيْرِ car mecruru سَّمٰوَاتِ mahzuf haline mütealliktir. عَمَدٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. تَرَوْنَهَا cümlesi, عَمَدٍ ’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
تَرَوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Ayet-i kerimede geçen عَمَدٍ lafzı direk manasında olan عِمَاد kelimesinin çoğuludur. (Celâleyn Tefsiri)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْقٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. فِي الْاَرْضِ car mecruru اَلْقٰى fiiline mütealliktir. رَوَاسِيَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun lieclih olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, خشية أن تميد (bitip tükenmesinden korkarak) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَم۪يدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. بِكُمْ car mecruru تَم۪يدَ fiiline mütealliktir. بَثَّ atıf harfi وَ ’la اَلْقٰى fiiline matuftur.
بَثَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ف۪يهَا car mecruru بَثَّ fiiline mütealliktir. مِنْ ba’diyyedir. مِنْ كُلِّ car mecruru بَثَّ fiiline mütealliktir. دَٓابَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ûldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile, “neden, niçin?” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harf-i cersiz kullanımı. 2) Harf-i cerli kullanımı.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْقٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْبَتْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru اَنْبَتْنَا fiiline mütealliktir. مِنْ ba’diyyedir. مِنْ كُلِّ car mecruru اَنْبَتْنَا fiiline mütealliktir. زَوْجٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. كَر۪يمٍ kelimesi زَوْجٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
اَنْبَتْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نبت ’dir.
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107)
تَرَوْنَهَا cümlesi, عَمَدٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.
Muzari fiilin tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması için de olabilir. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَمَدٍ’deki nekrelik, nev ifade eder.
تَرَوْنَهَا [Onları görüyorsunuz] cümlesindeki zamir, göklere aittir. Bu, insanların gökyüzünü direksiz görmelerini, [direkler olmaksızın] sözüne delil getirmektir. Nitekim sen, arkadaşına; “Beni görüyorsun, ne kılıcım ne mızrağım var!” dersin. تَرَوْنَهَا [Onları görüyorsunuz] ifadesinin îrabdan mahalli yoktur; çünkü istînâf cümlesidir veya عَمَدٍ kelimesinin sıfatı olarak mahallen mecrur olup, görülen direkler olmaksızın yani “Allah Teâlâ o gökleri görülmeyen direklerle dikti.” demektir. Bu, Allah Teâlâ gökleri kudretiyle tutuyor, demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetteki تَرَوْنَهَا hususunda şu iki izah yapılmıştır: 1) Buradaki zamir, göklere râcîdir. Buna göre mana, “kendisini” gördüğünüz o gökler bir direk üzerinde değildir. Sizler onları işte böylece direksiz olarak görmektesiniz, şeklindedir.
2) Bu zamir, “direk” kelimesine râcîdir. Buna göre mana, “Görünmeyen direkler olsa bile sizin görebileceğiniz direkler olmaksızın…” şeklindedir. Binaenaleyh bütün bunlar Allahu Teâlâ'nın kudret ve iradesiyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu kelamın içeriği, Allah'ın, sonsuz kudret demek olan izzetine ve sonsuz olan hikmetine delil gösterilmektedir ve yine bu kelam, tevhid temelini hazırlamaktadır; bunu açıklamaktadır; ortak koşmak fikrini de tamamen çürütmekte ve şirk ehlini susturmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ
Ayetin ikinci cümlesi, atıf harfi وَ ’la …خَلَقَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur فِي الْاَرْضِ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan رَوَاسِيَ ’ye takdim edilmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَم۪يدَ بِكُمْ cümlesi, masdar teviliyle mef’ûlun lieclih konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la … اَلْقٰى فِي الْاَرْضِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فِي الْاَرْضِ ve ف۪يهَا car-mecrurundaki الْاَرْضَ ’ya aid zamire dahil olan ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen dünya, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Yeryüzündeki yaratılmışlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Muzafun ileyh olan دَٓابَّةٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev içindir.
بَثَّ fiiline müteallik مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍ ’deki مِنْ , teb’iz manasındadır.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
الْاَرْضِ - رَوَاسِيَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ [sizi sarsar diye] ibaresi Allah'ın insan üzerindeki nimetleri ve rahmeti açıklanmak istendiği için zikredilmiştir. Bu, surenin başında zikredilen هدى ورحمة (hidayet ve rahmet) ibaresiyle de irtibatlıdır. Çünkü insanların arzın üzerinde sallanmaması da Allah'ın onlara olan rahmetinin bir göstergesidir.
جِبال yerine رَوَاسِيَ kelimesinin tercih edilmesi, bu kelimenin ifade ettiği sabit olma manası dolayısıyladır. Bu mana جِبال kelimesinde yoktur. Bu dağların kıyamet gününde yıkılıp yok olmasından bahsedilirken de رَوَاسِيَ kelimesi kullanılmamıştır. Aksine böyle yerlerde جِبال kelimesi tercih edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 402)
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنَ السَّمَٓاءِ , mef’ûl olan مَٓاءً ’e konudaki önemine binaen takdim edilmiştir.
Aynı üslupta gelen فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَنْزَلْنَا - اَنْبَتْنَا fiilleri, azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Burada iltifat yoluyla indirmek fiili أَنْزَلْنَا şeklinde Allah Teâlâ'ya ait zamire isnad edilmiştir. Bu da insan için suyun önemli olması sebebiyledir.
Önceki cümledeki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.
مَٓاءً ’deki nekrelik, kesret ve tazim, زَوْجٍ ’deki nekrelik ise kesret ve nev ifade eder.
زَوْجٍ ‘un sıfatı olan كَر۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
سَّمَٓاءِ - سَّمٰوَاتِ kelimeleri arasında iştikak cinası, سَّمَٓاءِ - مَٓاءً kelimeleri arasında ise cinas-ı nakıs ve bu gruplardaki kelimeler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah’ın insanlar için yarattığı nimetlerin sayılması taksim sanatıdır.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayette bütün bu yaratılanların sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır.
خَلَقَ (Yarattı) - اَلْقٰى (Attı) - بَثَّ (Yaydı) şeklinde III. şahıs kipi fiillerden sonra (gökten indirdik) şeklinde I. çoğul kipinin kullanılarak III. şahıstan I. şahsa dönüş (iltifat) yapılmıştır. Bu, Allah'ın şanını yüceltmeyi ve nimet elde etme makamının hakkını tam vermeyi ifade eder. Bu da edebî sanatlardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Tefsîru'l Kebîr'de şöyle yazılıdır: Suyun indirilmesi her yerde çok görülen ve her zaman tekrarlanan açık bir nimettir. Bu sebeple Allah Teâlâ insanın kendi nimetlerine şükretmesi için ve böylece Allah’ın ona olan rahmetinin artması için, onun dikkatini çekerek bu fiili açıkça kendisine isnad etmiştir.
Âşûr ise şöyle demiştir: Gaibden mütekkellime iltifat, insanlar için çok tekrarlanan bu nimetin önemi sebebiyledir.
Ayetteki مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ [her çeşitten değerli bitkiler] ifadesi “her çeşitten kalitesi üstün, iyiliği ve faydası çok anlamında olup زَوْجٍ lafzı da burada sınıf, cins, çeşit, tür, grup anlamına gelir. Bunu da Allah Teâlâ’nın وَكُنتُمۡ أَزۡوَ ٰجا ثَلَـٰثَة [Sizler üç gruba ayrılmış olacaksınız. (Vakıa Suresi, 7)] وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦۤ أَزۡوَ ٰجٌ [Ve buna benzer başka cinsten (azap). (Sad Suresi, 58)] ayetlerinde dile getirdiğini belirtmektedir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 403)