وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُوراً ٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | zaman |
|
| 2 | مَسَّكُمُ | size dokunduğu |
|
| 3 | الضُّرُّ | bir sıkıntı |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | الْبَحْرِ | denizde |
|
| 6 | ضَلَّ | kaybolur |
|
| 7 | مَنْ |
|
|
| 8 | تَدْعُونَ | bütün yalvardıklarınız |
|
| 9 | إِلَّا | başka |
|
| 10 | إِيَّاهُ | O’ndan |
|
| 11 | فَلَمَّا | fakat (O) |
|
| 12 | نَجَّاكُمْ | sizi kurtarıp çıkarınca |
|
| 13 | إِلَى |
|
|
| 14 | الْبَرِّ | karaya |
|
| 15 | أَعْرَضْتُمْ | yine yüz çevirirsiniz |
|
| 16 | وَكَانَ | gerçekten |
|
| 17 | الْإِنْسَانُ | insan |
|
| 18 | كَفُورًا | nankördür |
|
وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup ضَلَّ fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَسَّكُمُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَسَّكُمُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الضُّرُّ fail olup damme ile merfudur. فِي الْبَحْرِ car mecruru failin veya mef’ûlün bihin mahzuf haline mütealliktir.
ضَلَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası تَدْعُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا istisna edatıdır. Munfasıl zamir اِيَّاهُۚ istisna-i munkatı’ veya istisna-i munfasıl olarak mahallen mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup اَعْرَضْتُمْ fiiline mütealliktir. Cümleye muzâf olur. نَجّٰيكُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَجّٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَى الْبَرِّ car mecruru نَجّٰي fiiline mütealliktir.
اَعْرَضْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْۜ fail olarak mahallen merfûdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) Aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَجّٰي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَعْرَضْتُمْۜ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عرض’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
İsim cümlesidir. و atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
الْاِنْسَانُ kelimesi كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. كَفُوراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
كَفُوراً ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ
وَ atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkip önceki ayetteki … رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan مَسَّكُمُ الضُّرُّ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
مسّ fiilinin الضُّرُّ ‘ya nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili zarara ve rahatlığa isnad edilmiş, böylece cansız olan şeyler canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Zararın dokunması ibaresi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
ضَلَّ fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nin sılası olan تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِلَّٓا , istisna edatıdır. Munkatı’ olan istisnada اِيَّاهُ müstesnadır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümleler, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْۜ
Şart üslubundaki terkip makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden نَجّٰيكُمْ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اَعْرَضْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
الْبَرِّ [kara] - الْبَحْرِ [deniz] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
تَدْعُونَ - اَعْرَضْتُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
اِلَى harf-i cerinde tazmin vardır. Yani sizi karaya eriştirir veya ulaştırır manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَعْرَضْتُمْ şeklindeki haber cümlesinde taaccüp ve azarlama manası vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَنْجَيَ fiili, افعال babından olup zorluktan ve sıkıntıdan kurtarma konusunda hızlı olunması gereken durumlarda kullanılır. Aynı kökten türeyen نَجَّي fiili ise tefîl babındandır ve çoğunlukla kurtarma fiilinde bir müddet bekleme ve ona zaman tanımanın sözkonusu olduğu yerlerde kullanılır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Kur’an Kelimelerinin Sırlı Dünyası, s. 113)
وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُوراً
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
كَانَ ’nin haberi olan كَفُوراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Tevbihi umumileştirmek ve tariz için önceki cümledeki muhatap zamirinden الْاِنْسَانُ lafzının zikrine dönülmesinde ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.
İsm-i fail, kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55-90, Arapçada İsm-i Fâil ve İşlevleri)
وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُوراً [İnsan çok nankördür.] cümlesi yüz çevirmesinin illeti (sebebi) gibidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
الْاِنْسَانُ ‘daki lam-ı tarif cins içindir. İstiğrak ifade eder. Bu istiğrak örfî de olabilir, çünkü o gün insanların çoğu şirk ehlidir. Hakiki de olabilir, çünkü insan nev’i kefûrdur. Yani küfürden hâli değildir. Son cümle itiraz ve tezyîl cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Itnâb babındandır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُوراً ifadesinde كَانَ fiilinin zikredilmesi, nankörlüğün insanın cibiliyetinde (yaradılışında) yerleşik ve köklü bir vasıf olduğuna işaret etmektedir. Çünkü insan, nadir olarak duyular aleminin ötesini algılayabilir. Zira duyular, düşünceyi hafızadaki sabit manalara ve daha önce keşfedilmiş fikirlere çekerek, insanın bunun ötesine geçip kavramları tefekkür etmesini zor kılmaktadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)