وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَدَخَلَ | ve girdi |
|
| 2 | الْمَدِينَةَ | şehre |
|
| 3 | عَلَىٰ |
|
|
| 4 | حِينِ | bir sırada |
|
| 5 | غَفْلَةٍ | (kendisinden) habersiz olduğu |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | أَهْلِهَا | halkının |
|
| 8 | فَوَجَدَ | ve buldu |
|
| 9 | فِيهَا | orada |
|
| 10 | رَجُلَيْنِ | iki adamı |
|
| 11 | يَقْتَتِلَانِ | öldüresiye dövüşürlerken |
|
| 12 | هَٰذَا | biri |
|
| 13 | مِنْ | -ndan |
|
| 14 | شِيعَتِهِ | kendi taraftarları- |
|
| 15 | وَهَٰذَا | ve öbürü de |
|
| 16 | مِنْ | -ndan |
|
| 17 | عَدُوِّهِ | düşmanları- |
|
| 18 | فَاسْتَغَاثَهُ | (Musa’dan) yardım istedi |
|
| 19 | الَّذِي | olan kimse |
|
| 20 | مِنْ | -ndan |
|
| 21 | شِيعَتِهِ | kendi taraftarları- |
|
| 22 | عَلَى | karşı |
|
| 23 | الَّذِي | olana |
|
| 24 | مِنْ | -ndan |
|
| 25 | عَدُوِّهِ | düşmanları- |
|
| 26 | فَوَكَزَهُ | bir yumruk indirdi |
|
| 27 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 28 | فَقَضَىٰ | işini bitirdi |
|
| 29 | عَلَيْهِ | onun |
|
| 30 | قَالَ | (sonra) dedi ki |
|
| 31 | هَٰذَا | bu |
|
| 32 | مِنْ | -ndendir |
|
| 33 | عَمَلِ | işi- |
|
| 34 | الشَّيْطَانِ | şeytanın |
|
| 35 | إِنَّهُ | o gerçekten |
|
| 36 | عَدُوٌّ | bir düşmandır |
|
| 37 | مُضِلٌّ | şaşırtıcı |
|
| 38 | مُبِينٌ | apaçık |
|
Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi (krş. Çıkış, 2/2-10). Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple muhtemelen bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88).
Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur.
Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır.
Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir ve bu tutumu, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Mûsa’nın kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilinmektedir.
Ğafele غفل : غَفْلَةٌ düşünce, tedbir ve ihtiyat azlığından dolayı insana ârız olan sehv ve dikkatsizliktir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 35 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri gafil, gaflet, iğfal ve teğâfüldür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. دَخَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَد۪ينَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَلٰى ح۪ينِ car mecruru دَخَلَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. غَفْلَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مِنْ اَهْلِهَا car mecruru غَفْلَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ف۪يهَا car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. رَجُلَيْنِ mef’ûlun bih olup müsenna olduğu için, nasb alameti ى ’dir. يَقْتَتِلَانِ cümlesi رَجُلَيْنِ ‘nin sıfatı olup mahallen mansubdur.
يَقْتَتِلَانِ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ cümlesi, يَقْتَتِلَانِۘ ‘in faili tesniye elifin hali olup mahallen mansubdur.
İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ ش۪يعَتِه۪ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَدُوِّه۪ۚ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَقْتَتِلَانِ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi قتل ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اسْتَغَاثَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ ش۪يعَتِه۪ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, عَلَى harf-i ceriyle اسْتَغَاث fiiline mütealliktir.
مِنْ عَدُوِّه۪ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اسْتَغَاثَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi غوث ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. وَكَزَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُوسٰى fail olup gayri munsarif olduğu için elif üzere mukadder fetha ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. قَضٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْهِ car mecruru قَضٰى fiiline mütealliktir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَمَلِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الشَّيْطَانِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.
Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَدُوٌّ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. مُضِلٌّ - مُب۪ينٌ kelimeleri عَدُوٌّ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
مُضِلٌّ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُب۪ينٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ car-mecruru, الْمَد۪ينَةَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَفْلَةٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
مِنْ اَهْلِهَا car-mecruru, غَفْلَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَفْلَةٍ lafzı ile öğle vaktinde istirahat için yapılan kaylule uykusu kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Aynı üslupta gelen فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ cümlesi, atıf harfi فَ ile … دَخَلَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. وَجَدَ fiiline müteallik ف۪يهَا car mecruru, konudaki önemine mef’ûle takdim edilmiştir.
يَقْتَتِلَانِ cümlesi, mef’ûl olan رَجُلَيْنِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقْتَتِلَانِ fiili, اِفْتِعال babındadır. Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. Bu cümlede müşareket anlamı öne çıkmıştır.
Aynı üslupta gelerek birbirine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiş هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ ve وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ cümleleri يَقْتَتِلَانِۘ fiilinin failinden haldir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Her ikisi de sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Cümlelerde icâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrurlar مِنْ عَدُوِّه۪ ve مِنْ ش۪يعَتِه۪ , mahzuf haberlere mütealliktir.
هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ cümlesiyle, وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ش۪يعَتِه۪ - عَدُوِّه۪ۙ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile marife olması işaret edileni en güzel şekilde temyiz etmek içindir. Böylece muhatabın zihninde müsnedün ileyh daha iyi yerleşir. Muhatap tarif edilen şeyi daha iyi tasavvur eder, daha iyi tanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ
Cümle, atıf harfi فَ ile … وَجَدَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fail konumunda gelen müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası mahzuftur. مِنْ ش۪يعَتِه۪ car-mecruru, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
İkinci mevsûl cer mahallinde olup فَاسْتَغَاثَهُ fiiline mütealliktir. مِنْ عَدُوِّه۪ , ikinci mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir.
فَاسْتَغَاثَ fiili استفعال babındadır. Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. Babın bu fiilde talep anlamı öne çıkmıştır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan فَقَضٰى عَلَيْهِۘ cümlesi ve ona فَ atıf harfiyle atfedilen فَوَكَزَهُ مُوسٰى cümlesi, ..فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
هٰذَا - الَّذ۪ي - عَدُوٌّ- ش۪يعَتِه۪ - مِنْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَكَزَ , parmaklarını yumruk yapıp vurmaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَضٰى , lafzı ماتَ anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ , cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Musa (a.s)’ın sözleridir.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile gelmesi işaret edilenin önemi ve tahkiri içindir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ , mahzuf habere mütealliktir.
عَمَلِ الشَّيْطَانِ izafeti, az sözle çok anlam ifadesinin yanında, muzâfı tahkir ifade eder.
İşaret ismi هٰذَا ’da istiare vardır. Duruma işaret eden هٰذَا ile sonuç, elle tutulur maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’, her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu, mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, S. 62, Duhan/11)
اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ
Ta’liliye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
عَدُوٌّ için sıfat olan مُب۪ينٌ ve مُضِلٌّ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfatlar arasında وَ harfinin olmaması; mevsufta zikredilen bütün sıfatların toplandığına delalet eder. Sıfatın mevsufa yapıştığına ve ayrılmaz hale geldiğine de delalet eder.
Mana bakımından zıt olan sıfatlar birbirine وَ ile atfedilir. Zıt olmayanlar atfedilmez. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الشَّيْطَانِۜ - عَدُوٌّ - مُضِلٌّ - يَقْتَتِلَانِۘ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُب۪ينٌ kelimesi أبانَ fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve بانَ fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60)
Bu hadise, Hazret-i Musa'nın ismet vasfına halel getirmez. Çünkü bu öldürme hata ile olmuştur. Hz. Musa'nın bu fiilini şeytanın işinden sayması, onu zulüm olarak isimlendirmesi ve ondan dolayı istiğfarda bulunması, Allah'a (c.c) pek yakın olan kulların âdetidir ki, kendilerinden sadır olan küçük günahları da büyük sayarlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)