بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | بَلَغَ | (Musa) erişince |
|
| 3 | أَشُدَّهُ | güçlü çağına |
|
| 4 | وَاسْتَوَىٰ | ve olgunlaşınca |
|
| 5 | اتَيْنَاهُ | biz ona verdik |
|
| 6 | حُكْمًا | hüküm |
|
| 7 | وَعِلْمًا | ve ilim |
|
| 8 | وَكَذَٰلِكَ | işte böyle |
|
| 9 | نَجْزِي | mükafatlandırırız |
|
| 10 | الْمُحْسِنِينَ | güzel davrananları |
|
Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi (krş. Çıkış, 2/2-10). Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple muhtemelen bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88).
Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur.
Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır.
Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir ve bu tutumu, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Mûsa’nın kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilinmektedir.
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cevabına mütealliktir. Cümleye muzâf olur. بَلَغَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَشُدَّهُٓ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَوٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Şartın cevabı اٰتَيْنَاهُ ‘dur.
اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حُكْماً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عِلْماً atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَوٰٓى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سوي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
وَ itirâziyyedir. كَ harf-i cerdir. Bu ibare, amili نَجْزِي olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir.
ذا işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir.
Fiil cümlesidir. نَجْزِي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. الْمُحْسِن۪ينَ mef’ûlün bih olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasındak gelerek istikrar ve temekkün ifade eden بَلَغَ اَشُدَّهُ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. Cevap cümlesine mütealliktir.
Aynı üsluptaki وَاسْتَوٰٓى cümlesi وَ atıf harfiyle بَلَغَ اَشُدَّهُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
حُكْماً ve عِلْماً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu kelimelerin nekre gelişi, kesret, nev ve tazim ifade eder.
Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
اٰتَيْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Hikmet ve ilmin verilmesi اٰتَيْ fiiliyle gelmiş. Hemzeden dolayı اٰتَيْ fiili اعطى ’ya göre daha önemli ve manevi şeyler için kullanılır. اعطى ’da verilen şeye, alan malik olur. [Kevseri verdik.] ayetinde olduğu gibi.
حُكْماً hikmet, عِلْماً de Allah’ı bilmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Musa (a.s) bedeni ve aklî olgunluk ve kemâle erişince, ona peygamberlik ve din ilmi yahut hikmet ehli ile alimlerin ilmini ve vasıflarını verdik. Musa'ya ilim ve hikmet verilmesi, peygamberliğinden önce idi. Böylece kendisine ilim ve hikmet verildikten sonra artık ondan cahilce sözler ve hareketler hiç sadır olmadı. Allah (c.c) Musa'ya (a.s), Peygamberliği ancak Medyen'e hicretinden sonra Mısır'a geri dönerken yolda vermişti. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
وَ , itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İtiraziyye olan cümlede îcâz-ı hazif vardır. كَذٰلِكَ , amili نَجْزِي olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir.
Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Teşbih harfi كَ ‘nin dahil olduğu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ önceki hükümlere işaret edilmiştir. Allah'ın Hz. Musa’ya lutfu, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَجْزِي fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Mef’ûl olan الْمُحْسِن۪ينَ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail, hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90)
كَذٰلِكَ (İşte böyle), aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimal, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunmadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimal, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَدَخَلَ | ve girdi |
|
| 2 | الْمَدِينَةَ | şehre |
|
| 3 | عَلَىٰ |
|
|
| 4 | حِينِ | bir sırada |
|
| 5 | غَفْلَةٍ | (kendisinden) habersiz olduğu |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | أَهْلِهَا | halkının |
|
| 8 | فَوَجَدَ | ve buldu |
|
| 9 | فِيهَا | orada |
|
| 10 | رَجُلَيْنِ | iki adamı |
|
| 11 | يَقْتَتِلَانِ | öldüresiye dövüşürlerken |
|
| 12 | هَٰذَا | biri |
|
| 13 | مِنْ | -ndan |
|
| 14 | شِيعَتِهِ | kendi taraftarları- |
|
| 15 | وَهَٰذَا | ve öbürü de |
|
| 16 | مِنْ | -ndan |
|
| 17 | عَدُوِّهِ | düşmanları- |
|
| 18 | فَاسْتَغَاثَهُ | (Musa’dan) yardım istedi |
|
| 19 | الَّذِي | olan kimse |
|
| 20 | مِنْ | -ndan |
|
| 21 | شِيعَتِهِ | kendi taraftarları- |
|
| 22 | عَلَى | karşı |
|
| 23 | الَّذِي | olana |
|
| 24 | مِنْ | -ndan |
|
| 25 | عَدُوِّهِ | düşmanları- |
|
| 26 | فَوَكَزَهُ | bir yumruk indirdi |
|
| 27 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 28 | فَقَضَىٰ | işini bitirdi |
|
| 29 | عَلَيْهِ | onun |
|
| 30 | قَالَ | (sonra) dedi ki |
|
| 31 | هَٰذَا | bu |
|
| 32 | مِنْ | -ndendir |
|
| 33 | عَمَلِ | işi- |
|
| 34 | الشَّيْطَانِ | şeytanın |
|
| 35 | إِنَّهُ | o gerçekten |
|
| 36 | عَدُوٌّ | bir düşmandır |
|
| 37 | مُضِلٌّ | şaşırtıcı |
|
| 38 | مُبِينٌ | apaçık |
|
Ğafele غفل : غَفْلَةٌ düşünce, tedbir ve ihtiyat azlığından dolayı insana ârız olan sehv ve dikkatsizliktir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 35 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri gafil, gaflet, iğfal ve teğâfüldür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. دَخَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَد۪ينَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَلٰى ح۪ينِ car mecruru دَخَلَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. غَفْلَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مِنْ اَهْلِهَا car mecruru غَفْلَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ف۪يهَا car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. رَجُلَيْنِ mef’ûlun bih olup müsenna olduğu için, nasb alameti ى ’dir. يَقْتَتِلَانِ cümlesi رَجُلَيْنِ ‘nin sıfatı olup mahallen mansubdur.
يَقْتَتِلَانِ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ cümlesi, يَقْتَتِلَانِۘ ‘in faili tesniye elifin hali olup mahallen mansubdur.
İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ ش۪يعَتِه۪ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَدُوِّه۪ۚ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَقْتَتِلَانِ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi قتل ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اسْتَغَاثَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ ش۪يعَتِه۪ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, عَلَى harf-i ceriyle اسْتَغَاث fiiline mütealliktir.
مِنْ عَدُوِّه۪ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اسْتَغَاثَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi غوث ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. وَكَزَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُوسٰى fail olup gayri munsarif olduğu için elif üzere mukadder fetha ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. قَضٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْهِ car mecruru قَضٰى fiiline mütealliktir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَمَلِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الشَّيْطَانِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.
Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَدُوٌّ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. مُضِلٌّ - مُب۪ينٌ kelimeleri عَدُوٌّ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
مُضِلٌّ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُب۪ينٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ car-mecruru, الْمَد۪ينَةَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَفْلَةٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
مِنْ اَهْلِهَا car-mecruru, غَفْلَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَفْلَةٍ lafzı ile öğle vaktinde istirahat için yapılan kaylule uykusu kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Aynı üslupta gelen فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ cümlesi, atıf harfi فَ ile … دَخَلَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. وَجَدَ fiiline müteallik ف۪يهَا car mecruru, konudaki önemine mef’ûle takdim edilmiştir.
يَقْتَتِلَانِ cümlesi, mef’ûl olan رَجُلَيْنِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقْتَتِلَانِ fiili, اِفْتِعال babındadır. Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. Bu cümlede müşareket anlamı öne çıkmıştır.
Aynı üslupta gelerek birbirine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiş هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ ve وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ cümleleri يَقْتَتِلَانِۘ fiilinin failinden haldir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Her ikisi de sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Cümlelerde icâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrurlar مِنْ عَدُوِّه۪ ve مِنْ ش۪يعَتِه۪ , mahzuf haberlere mütealliktir.
هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ cümlesiyle, وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ش۪يعَتِه۪ - عَدُوِّه۪ۙ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile marife olması işaret edileni en güzel şekilde temyiz etmek içindir. Böylece muhatabın zihninde müsnedün ileyh daha iyi yerleşir. Muhatap tarif edilen şeyi daha iyi tasavvur eder, daha iyi tanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ
Cümle, atıf harfi فَ ile … وَجَدَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fail konumunda gelen müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası mahzuftur. مِنْ ش۪يعَتِه۪ car-mecruru, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
İkinci mevsûl cer mahallinde olup فَاسْتَغَاثَهُ fiiline mütealliktir. مِنْ عَدُوِّه۪ , ikinci mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir.
فَاسْتَغَاثَ fiili استفعال babındadır. Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. Babın bu fiilde talep anlamı öne çıkmıştır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan فَقَضٰى عَلَيْهِۘ cümlesi ve ona فَ atıf harfiyle atfedilen فَوَكَزَهُ مُوسٰى cümlesi, ..فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
هٰذَا - الَّذ۪ي - عَدُوٌّ- ش۪يعَتِه۪ - مِنْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَكَزَ , parmaklarını yumruk yapıp vurmaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَضٰى , lafzı ماتَ anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ , cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Musa (a.s)’ın sözleridir.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile gelmesi işaret edilenin önemi ve tahkiri içindir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ , mahzuf habere mütealliktir.
عَمَلِ الشَّيْطَانِ izafeti, az sözle çok anlam ifadesinin yanında, muzâfı tahkir ifade eder.
İşaret ismi هٰذَا ’da istiare vardır. Duruma işaret eden هٰذَا ile sonuç, elle tutulur maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’, her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu, mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, S. 62, Duhan/11)
اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ
Ta’liliye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
عَدُوٌّ için sıfat olan مُب۪ينٌ ve مُضِلٌّ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfatlar arasında وَ harfinin olmaması; mevsufta zikredilen bütün sıfatların toplandığına delalet eder. Sıfatın mevsufa yapıştığına ve ayrılmaz hale geldiğine de delalet eder.
Mana bakımından zıt olan sıfatlar birbirine وَ ile atfedilir. Zıt olmayanlar atfedilmez. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الشَّيْطَانِۜ - عَدُوٌّ - مُضِلٌّ - يَقْتَتِلَانِۘ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُب۪ينٌ kelimesi أبانَ fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve بانَ fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60)
Bu hadise, Hazret-i Musa'nın ismet vasfına halel getirmez. Çünkü bu öldürme hata ile olmuştur. Hz. Musa'nın bu fiilini şeytanın işinden sayması, onu zulüm olarak isimlendirmesi ve ondan dolayı istiğfarda bulunması, Allah'a (c.c) pek yakın olan kulların âdetidir ki, kendilerinden sadır olan küçük günahları da büyük sayarlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | إِنِّي | gerçekten ben |
|
| 4 | ظَلَمْتُ | zulmettim |
|
| 5 | نَفْسِي | nefsime |
|
| 6 | فَاغْفِرْ | bağışla |
|
| 7 | لِي | beni |
|
| 8 | فَغَفَرَ | (Allah) bağışladı |
|
| 9 | لَهُ | onu |
|
| 10 | إِنَّهُ | çünkü O |
|
| 11 | هُوَ | O |
|
| 12 | الْغَفُورُ | çok bağışlayandır |
|
| 13 | الرَّحِيمُ | çok esirgeyendir |
|
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي ’dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ظَلَمْتُ نَفْس۪ي cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
ظَلَمْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. نَفْس۪ي mef’ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن كنت مذنبا بهذا (Eğer bununla günahkâr olduysam) şeklindedir.
اغْفِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. ل۪ي car mecruru اغْفِرْ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle)
غَفَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَهُ car mecruru غَفَرَ fiiline mütealliktir.
اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Veya هُوَ munfasıl zamiri اِنَّهُ ‘deki zamiri tekid eder. الْغَفُورُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. الرَّح۪يمُ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي terkibi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfın işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي cümlesi, nidanın cevabıdır. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkâri kelamdır.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan ظَلَمْتُ نَفْس۪ي cümlesi اِنَّ ‘nin haberidir.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hudûs, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade eder.
Nida üslubunda gelen cümle dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي şeklindeki haber cümlesinden maksad, Allah Teâlâ’ya haber vermek değil, O’nun merhametini harekete geçirmektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu ayette اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي buyurulurken, Neml/44 te اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي , Araf/23 te رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا buyurulmuştur. İlk iki ayet, اِنَّ ile, اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي [Ben gerçekten kendime zulmettim!] şeklinde tekidli gelmiş; fakat üçüncü ayet, tekidsiz olarak رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا [Kendimize zulmettik] şeklinde gelmiştir. Her üç ayette de tekide olan ihtiyacı, kendine zulmetmenin miktarı belirlemiştir. Musa (a.s), Kasas ayetindeki bu sözü, Kıptî’yi yumruklayıp onun ölümüne yol açtıktan sonra söylemiştir. Çünkü adam öldürmek (katl), büyük bir günahtır; Adem (a.s)’ın işlediği günahtan daha büyüktür. Ayrıca kul hakkı ile bağlantılı olduğu için zulüm tekidli gelmiştir. Sebe Kraliçesi Belkıs’ın zulmü ise bundan çok daha büyük bir zulümdür. Çünkü güneşe tapmaktaydı. Allah Teâlâ, onunla ilgili [onun ve kavminin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm] (Neml/24) buyurmaktadır. İşlediği zulmü اِنَّ ile vurgulamış [Artık Süleyman'la birlikte ben de alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim (olan bir Müslüman) oldum] demek suretiyle İslam’a girip tövbe ettiğini ilan etmiştir. Musa (a.s)’ın dediği gibi فَاغْفِرْ ل۪ي [Beni bağışla] dememiştir! اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ [Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez] (Nisa/48) ayetinde görüldüğü gibi şirkin affı yoktur. Belkıs’ın önünde tek yol vardı; o da İslam’a girmekti. Çünkü İslâm, geçmişte işlenen hata ve günahları siler. Musa ise adamı kasıtlı öldürmediği için tövbe ve istiğfarla silenecek bu zulmünü Allah'a arz ederek O’ndan bağışlanma dilemiştir. Dolayısıyla burada işlenen suçun miktarına göre اِنّ۪ ile tekid yapılmıştır. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
فَاغْفِرْ ل۪ي
Nidanın cevabına dahil olan cümlede فَ , mahzuf şartın cevabına gelmiş rabıta harfidir.
Takdiri إن كنت مذنبا بهذا (Eğer bununla günahkar olduysam …) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَاغْفِرْ ل۪ي , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir (ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَغَفَرَ لَهُۜ
فَغَفَرَ لَهُ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Cümle, Allahın onun duasına hemen icabet ettiğini belirtmek üzere, takip ifade eden فَ harfiyle gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hz Musa'nın iki kelamı arasına başka kelamın girmesi, ikisinin birbirinden farklı olduklarını göstermek içindir. Zira bu kelamı, yakarış ve duadır; birincisi ise böyle değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
Cümle, فَغَفَرَ لَهُۜ için ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ve fasıl zamiriyle tekid edilen cümle, faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır.
هُوَ maksûr/mevsûf, الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ maksurun aleyh/sıfat olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat, iddiaî kasrdır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Böylece bu iki sıfata sahip olan tek zatın O olduğu, hiçbir benzeri olmadığı ifade edilmiştir. Bu iki vasıf kemâl derecede olmak üzere, sadece Allah’a aittir.
Fasıl zamiri, kasrı içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu fasılada tekid edatı, fasl zamiri, iki tarafın marife oluşu ve السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ isimlerinin zikri dolayısı ile dört tekid vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s.158)
اِنَّ ’nin haberinin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmadan gelmesi, ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. Her ikisi de mübalağa sıygasında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
الْغَفُورُ - فَغَفَرَ - فَاغْفِرْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
ظَلَمْتُ - الرَّح۪يمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı, istimrarın/devamlılığın karînesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümledeki هُوَ fasıl zamiridir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. Haber, cümlede sıfattan daha kuvvetli bir rükündür.
Bilindiği gibi fasl zamiri haberin sıfat olmadığına da delâlet eder. Bu tip kasrlarda, fasl zamiri tahsise ilaveten haberin, mübtedaya nisbetini de tekîd eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ ١٧
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir takdiri هُوَ ‘dir. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
مَٓا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceri ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, اعصمني (Beni koru) şeklindedir. بِ sebebiyyedir. İsm-i mevsûlün sılası اَنْعَمْتَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَنْعَمْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيَّ car mecruru اَنْعَمْتَ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن تعصمني (Beni korursan) şeklindedir.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ’nin ismi müstetir olup takdiri اَنَا ’dir. ظَه۪يراً kelimesi اَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. لِلْمُجْرِم۪ينَ car mecruru ظَه۪يراً ‘na müteallik, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِ harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Burada sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ
Ayet, istînâfiyye cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi ve رَبِّ izafetinde muzâfun ileyhin hazfi, mütekellimin, münadaya yakın olma ve Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
Nidanın cevabı olan بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ cümlesindeki müşterek ism-i mevsûl, harf-i cerle birlikte takdiri اعصمني (beni koru) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İsm-i mevsûlun sılası olan اَنْعَمْتَ عَلَيَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hz. Musa’nın, muhatabı Allah Teâlâ olduğu ve sözleri dua manasını taşıdığı için emir üslubundaki bu cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ
Şart üslubuyla gelen terkipte فَ , takdiri إن تعصمني (Eğer beni korursan…) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir.
Cevap cümlesi olan فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ , menfi muzari sıygadaki nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır.
لن muzariyi nasb edip zamanı müstakbele çevirmiş ve asla manası vererek olumsuz yapmıştır. Ayrıca cümleyi de tekid etmiştir.
Car-mecrur لِلْمُجْرِم۪ينَ , nakıs fiil كَان ’nin haberi olan ظَه۪يراً ’a mütealliktir.
Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
ظَه۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Bu ayette isti'tâf, yani merhamet talebi vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
"Rabbim, bana ihsan ettiğin şey hakkı için” cevabı verilmemiş bir kasemdir yani beni bağışlama nimetine ve diğerlerine yemin ederim ki, elbette tövbe edeceğim, demektir "suçlulara asla arka olmayacağım, dedi". İbn Abbâs (ra) şöyle buyurmuştur: Eğer Musa inşallah suçlulara yardımcı olmayacağım dese idi başına ikinci kez böyle bir şey gelmezdi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ١٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَأَصْبَحَ | sabahladı |
|
| 2 | فِي |
|
|
| 3 | الْمَدِينَةِ | şehirde |
|
| 4 | خَائِفًا | korku içinde |
|
| 5 | يَتَرَقَّبُ | gözetleyerek |
|
| 6 | فَإِذَا | bir de baktı ki |
|
| 7 | الَّذِي |
|
|
| 8 | اسْتَنْصَرَهُ | kendisinden yardım isteyen |
|
| 9 | بِالْأَمْسِ | dün |
|
| 10 | يَسْتَصْرِخُهُ | yine feryadediyor |
|
| 11 | قَالَ | dedi |
|
| 12 | لَهُ | ona |
|
| 13 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 14 | إِنَّكَ | gerçekten sen |
|
| 15 | لَغَوِيٌّ | bir azgınsın |
|
| 16 | مُبِينٌ | belli ki |
|
Kıptî’nin kim tarafından öldürüldüğü henüz duyulmamıştı. Hz. Mûsâ ise onu öldürdüğü için başına gelebilecek kötülükleri düşünerek geceyi korku içinde geçirdi. Ertesi gün etrafı gözetleyerek şehirde dolaşırken bir gün önce başını derde sokan İsrâilli’nin yine bir Kıptî ile kavga ettiğini gördü. İsrâilli, Mûsâ’dan yine yardım istedi. Mûsâ dün başını belâya sokmuş olan İsrâilli’yi, “Doğrusu sen azgının birisin” diyerek azarladı. Bununla birlikte her ikisine de düşmanca davranan Kıptî’ye vurmak isteyince, İsrâilli azarlanmış olmanın da etkisiyle kendisine vuracağını sanarak, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldüreceksin?” dedi. Konuşmanın akışına bakarak bu sözün Kıptî’ye ait olduğunu söyleyenler de vardır. Bunlara göre Kıptî olayın fâilini daha önce İsrâilli’den öğrenmişti (bk. Şevkânî, IV, 159).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 221فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اَصْبَحَ nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. كَانَ gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَصْبَحَ ’nın ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. خَٓائِفاً kelimesi اَصْبَحَ ’nın haberi olup fetha ile mansubdur. فِي الْمَد۪ينَةِ car mecruru خَٓائِفاً ‘e mütealliktir. يَتَرَقَّبُ cümlesi, اَصْبَحَ ‘nin ikinci haberi olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. يَتَرَقَّبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
يَتَرَقَّبُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi رقب ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
خَٓائِفاً , sülâsi mücerredi خوف olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا mufacee harfidir. اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur.
İsim cümlesidir. Müfred müennes has ism-i mevsûl الَّذِي mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَنْصَرَهُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اسْتَنْصَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْاَمْسِ car mecruru اسْتَنْصَرَ fiiline mütealliktir.
يَسْتَصْرِخُهُ cümlesi, الَّذِي ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَسْتَصْرِخُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اسْتَنْصَرَ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi نصر ‘dır.
يَسْتَصْرِخُ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi صرخ ‘dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَهُ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. مُوسٰى fail olup, gayri munsarif olduğun elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. كَ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. غَوِيٌّ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ kelimesi غَوِيٌّ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَوِيٌّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ
فَ , istînâfiyyedir. Nakıs fiil اَصْبَح ’nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فِي الْمَد۪ينَةِ car mecruru, konudaki önemine binaen, amili olan خَٓائِفاً ’e takdim edilmiştir.
اَصْبَحَ ’nın haberi olan خَٓائِفاً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. İsm-i fail kalıbıyla gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَصْبَحَ ‘nin ikinci haberi olan يَتَرَقَّبُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde, müsnedin muzari sıygada gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki, "Bunun üzerine Musa, korkarak ve etrafı gözleyerek oradan çıktı" ifadesi, "Firavun hanedanına karşı, canından korkarak, arkasına düşen ve kendisini yakalamaya gelmiş birisinin olup-olmadığını gözetleyerek çıktı" demektir. Daha sonra, Hz Musa (a.s), Allah'tan başka sığınılacak birisinin olmadığını bildiği için, Allah'a iltica edip, "Ya Rabbi, beni o zalimler güruhundan kurtar" dedi. Bu, Hz Musa (a.s)'nın, o Kıptî'yi öldürmesinin bir günah olmadığına delalet eder. Aksi halde, kendisi onlara zulmeden olmuş olurdu ve onlar ise, Hz Musa'yı kısasen öldürmek için, peşine düşüp aradıkları için zalim olmuş olmazlardı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ
Cümle atıf harfi فَ ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِذَا ; müfacee harfidir. Aniden olan beklenmedik durumları ifade eder. Özellikle فَ ile birlikte kullanıldığı zaman cümleye, “ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum” anlamları katar.
Mübteda konumundaki müfret müzekker has ism-i mevsûl الَّذِي ‘nin sıla cümlesi olan اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, herkes tarafından biliniyor olduğunu belirtmesi yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Müsned olan يَسْتَصْرِخُهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde, müsnedin muzari sıygada gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.
اسْتَنْصَرَهُ ve يَسْتَصْرِخُهُۜ fiilleri استفعال babındadır. Babın fiile kattığı ‘istemek’ manası barizdir.
اسْتَنْصَرَهُ - يَسْتَصْرِخُهُۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْاَمْسِ deki tarif, muzâfun ileyhten ivazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ Musa (a,s)’ın sözlerini bildiriyor.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. قَالَ fiiline müteallik لَهُ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ cümlesi, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
Müsned olan مُب۪ينٌ - غَوِيٌّ kelimeleri sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
مُب۪ينٌ kelimesi أبانَ fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve بانَ fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60)
Dilciler şöyle derler, غَوِيٌّ kelimesi, "müf'il" (azdıran) manasında فَعِيلً vezninde bir kelime olabilir. Buna göre mana, "Sen benim kavmimi iğvâ eden, azdıransın. Çünkü dün senin yüzünden o belaya düştüm" şeklinde olur. غَوِيٌّ kelimesinin غَاوِي (azgın) manasında olması da mümkündür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
غَوِيٌّ (azgın) kelimesi vurgu ifade eden mübalağa kiplerindendir. Çünkü فعيل kalıbı sıfat-ı müşebbehe olup bu kiplerdendir.
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ١٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | nihayet |
|
| 2 | أَنْ |
|
|
| 3 | أَرَادَ | isteyince |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | يَبْطِشَ | yakalamak |
|
| 6 | بِالَّذِي | olanı |
|
| 7 | هُوَ | o |
|
| 8 | عَدُوٌّ | düşman |
|
| 9 | لَهُمَا | ikisine de |
|
| 10 | قَالَ | dedi ki |
|
| 11 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 12 | أَتُرِيدُ | -mi istiyorsun? |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | تَقْتُلَنِي | beni öldürmek |
|
| 15 | كَمَا | gibi |
|
| 16 | قَتَلْتَ | öldürdüğün |
|
| 17 | نَفْسًا | bir canı |
|
| 18 | بِالْأَمْسِ | dün |
|
| 19 | إِنْ | (oysa) |
|
| 20 | تُرِيدُ | istemiyorsun |
|
| 21 | إِلَّا | dışında bir şey |
|
| 22 | أَنْ |
|
|
| 23 | تَكُونَ | olmak |
|
| 24 | جَبَّارًا | bir zorba |
|
| 25 | فِي |
|
|
| 26 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 27 | وَمَا | ve |
|
| 28 | تُرِيدُ | istemiyorsun |
|
| 29 | أَنْ |
|
|
| 30 | تَكُونَ | olmak |
|
| 31 | مِنَ | -dan |
|
| 32 | الْمُصْلِحِينَ | arabulucular- |
|
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَرَادَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ masdariyyedir. اَرَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَبْطِشَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle يَبْطِشَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ عَدُوٌّ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَدُوٌّ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. لَهُمَا car mecruru عَدُوٌّ ‘e mütealliktir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. مُوسٰٓى münadadır. Müfred alem olup elif üzere mukadder damme ile mebni mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَقْتُلَن۪ي fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle amili تَقْتُلَن۪ي ‘nin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir.
قَتَلْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen mansubdur. نَفْساً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِالْاَمْسِ car mecruru قَتَلْتَ fiiline mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf harf-i ceriyle تُر۪يدُ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri أنت ‘dir. جَبَّاراً kelimesi تَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru جَبَّاراً ‘e mütealliktir.
وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf harf-i ceriyle تُر۪يدُ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
الْمُصْلِح۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا , şart anlamı da taşıyan حين (...dığı zaman) manasında zaman zarfıdır. Cevap cümlesine mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlenin başındaki اَنْ , tekid ifade eden zaid harftir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ cümlesi, masdar teviliyle اَرَادَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl بِ harfi-ceriyle يَبْطِشَ fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَهُمَا car-mecruru, عَدُوٌّ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Teşbih harfi ك sebebiyle mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl ما ’nın sıla cümlesi olan قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vechi şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
نَفْساً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adet ifade eder.
يَبْطِشَ - عَدُوٌّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, mekulü’l kavle dahildir. Muzari fiil sıygasında kizb-i haber inkâri kelamdır.
Ayete dahil olan nefy manasındaki اِنْ harfi kasr ifadesi için gelmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır.
Masdar-ı müevvel nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiil ve mef’ûlü arasındadır. تُر۪يدُ maksûr/sıfat, mef’ûl konumundaki masdar-ı müevvel, maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
جَبَّاراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Öncesine matuf وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır.
Masdar-ı müevvel menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ , nakıs fiil تَكُونَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ cümlesiyle وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تُر۪يدُ - مَا تُر۪يدُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, الْمُصْلِح۪ينَ - جَبَّاراً kelimeleri arasında ise, tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
تَقْتُلَن۪ي - قَتَلْتَ ve اَرَادَ - تُر۪يدُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlelerdeki muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
جَبَّاراً (Zorba) vurgu ifade eden mübalağa kiplerindendir. جَبَّاراً ile وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ [İslah edenlerden olmak istemiyorsun] arasında manevî tıbâk vardır. Çünkü Cebbar, bozgunluk çıkaran, tahrip eden, çok öldüren ve çok kan döken demektir. Burada mana yönünden tıbâk vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Alimler, ayetteki, "O dedi ki: "Musa, dün bir cana kıydığın gibi, şimdi beni de mi öldürmek istiyorsun?" ifadesinin, o İsraillinin mi yoksa o Kıptî'nin mi sözü olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir: Bazıları şöyle demişlerdir: "Hz Musa o İsrailliye "azgın" deyip, İsrailli de onu öfkeli görünce, Hz Musa onu yakalamak istediğinde, İsrailli onun kendisini öldüreceğini sanmış ve bu sözü söylemiştir." Bu görüşte olanlar şöyle demişlerdir: "Çünkü dün o adamı öldürdüğünü ondan başkası bilmiyordu. Böylece bu, o katlin zuhuruna ve adamın korkusunun artmasına bir sebep teşkil etmiştir." Diğer alimler ise, "Aksine bu, Kıptînin sözüdür. Çünkü bu hadiseyi Kıptî, o İsrailliden öğrenmişti" demişlerdir. Doğru izah da budur. Çünkü Allahü teâlâ, "Derken Musa, ikisinin de düşmanı olan o adamı yakalamak isteyince, o dedi ki: "Musa..." buyurmuştur. Binaenaleyh bu söz, başkasına değil o adama aittir. O halde ayetteki, "Bu yerde illa yaman bir zorba olmak istiyorsun sen" ifadesi, ancak o kâfir tarafından söylenmeye uygundur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٢٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَجَاءَ | ve geldi |
|
| 2 | رَجُلٌ | bir adam |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | أَقْصَى | öbür ucundan |
|
| 5 | الْمَدِينَةِ | şehrin |
|
| 6 | يَسْعَىٰ | koşarak |
|
| 7 | قَالَ | dedi |
|
| 8 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 9 | إِنَّ | şüphesiz ki |
|
| 10 | الْمَلَأَ | ileri gelenler |
|
| 11 | يَأْتَمِرُونَ | aralarında konuşuyorlar |
|
| 12 | بِكَ | seni |
|
| 13 | لِيَقْتُلُوكَ | seni öldürmek için |
|
| 14 | فَاخْرُجْ | sen çık (git) |
|
| 15 | إِنِّي | elbette ben |
|
| 16 | لَكَ | sana |
|
| 17 | مِنَ | -den(im) |
|
| 18 | النَّاصِحِينَ | öğüt verenler- |
|
Kıptî’yi kimin öldürdüğü ortaya çıkınca haber Mûsâ’nın durumundan rahatsız olan Firavun’a ulaştırıldı ve hemen yakalanması için gereken tedbir alındı. Hz. Mûsâ’nın iyiliğini düşünen bir kişi koşarak gelip bu durumdan onu haberdar etti ve şehirden çıkıp gitmesi için nasihatte bulundu. Bunun üzerine Hz. Mûsâ Medyen’e gitmek üzere şehri terketti.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 221
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَجُلٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَقْصَا car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْمَد۪ينَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يَسْعٰى cümlesi, رَجُلٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.
يَسْعٰى fiili elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اَقْصَا ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. مُوسٰٓى münadadır. Müfred alem olup elif üzere mukadder damme ile mebni mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الْمَلَاَ kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَأْتَمِرُونَ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَأْتَمِرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِكَ car mecruru يَأْتَمِرُونَ fiiline mütealliktir.
لِ harfi يَقْتُلُو fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel يَأْتَمِرُونَ fiiline mütealliktir.
يَقْتُلُو fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَأْتَمِرُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أمر ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أردت السلامة (Kurtulmak istiyorsan) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اخْرُجْ sükûn üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَكَ car mecruru النَّاصِح۪ينَ ‘ye mütealliktir. مِنَ النَّاصِح۪ينَ car mecruru اِنَّ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
النَّاصِح۪ينَ , sülâsi mücerredi نصح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ
Meskutun anh sebebiyle ayet, mahzufa atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ car mecruru رَجُلٌ ’un mahzuf sıfatına veya جَٓاءَ ’ye mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
يَسْعٰى cümlesi رَجُلٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
جَٓاءَ - يَسْعٰىۘ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Müsnedün ileyh olan رَجُلٌ kelimesi bu cinsten belirsiz birini kastederek nekre gelmiştir. Çünkü o kişinin belirli olmasının getirdiği bir fayda yoktur. Anlatılmak istenen Musa’ya (a.s) haberin ulaşmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَسْعٰىۘ ifadesi رَجُلٌ kelimesinin sıfatı olarak mahallen merfu olabilir. Ya da مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ kavli ile vasıflanarak tahsisleşmiş nekre olduğu için, يَسْعٰىۘ fiili رَجُلٌ ’den hal de olabilir (Hal nekre, zül-hal ise ya marife ya da tahsisleşmiş nekre olur). ِمِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ ifadesi doğrudan جَٓاءَ fiiline bağlanırsa bu durumda يَسْعٰىۘ fiili sadece sıfat olur, hal olamaz. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Müfessirlerin çoğu, ayette bahsedilen bu adamın Firavun hanedanından iman etmiş bir kimse olduğu kanaatindedirler. İşte onun bu şefkatinden ötürü, Hazret-i Musa'yı o toplumun kendisini öldürmek için ve kendisi hakkında görüştüklerini haber vermek, Hazret-i Musa'yı ikaz etmek için koşup ona geldi. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ
Cümle, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Allah Teâlâ, koşarak gelen adamın sözlerini bildiriyor.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Isim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
لِيَقْتُلُوكَ fiiline dahil olan lam-ı ta’lil, akabindeki يَقْتُلُوكَ cümlesini gizli اَنْ ’le nasb ederek sebep bildiren masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfiyle birlikte يَأْتَمِرُونَ fiiline mutealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Muzari fiiller, tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ [İleri gelenler, seni öldürmek için hakkında meşveret ediyorlar] cümlesinde, durumun gereğine uygun olarak اِنَّ ve lam ile pekiştirme yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَاخْرُجْ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir.
Takdiri إن أردت السلامة (Eğer bununla kurtulmak istiyorsan …) olan mukadder şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan فَاخْرُجْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mukadder şart ve mezkûr cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ
Ta’lîliye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنَ النَّاصِح۪ينَ mahzuf habere mütealliktir. Car mecrur لَكَ , ism-i fail vezninde gelerek ihtimam için amil olan النَّاصِح۪ينَ ’ye, takdim edilmiştir.
Mütekellim, muhatabını inandırmak için sözlerini اِنّ۪ ile tekid etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ٢١
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. خَرَجَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْهَا car mecruru خَرَجَ fiiline mütealliktir. خَٓائِفاً hal olup fetha ile mansubdur. يَتَرَقَّبُ cümlesi, خَرَجَ 'deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ilki müfred ikincisi, fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَرَقَّبُۘ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi رقب ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir takdiri هُوَ ‘dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
نَجِّن۪ي dua manasında, illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. مِنَ الْقَوْمِ car mecruru نَجِّن۪ي fiiline mütealliktir. الظَّالِم۪ينَ kelimesi الْقَوْمِ sıfatı olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَجِّن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
ظَّالِم۪ينَ ; sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ
Ayet, atıf harfi فَ ile mahzufa atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
خَٓائِفاً kelimesi خَرَجَ ‘ deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
يَتَرَقَّبُۘ cümlesi, failden ikinci haldir. Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Fiilin mef’ûlü yani korkulan şey belirtilmemiştir. يَتَرَقَّبُۘ fiili, müteaddi olduğu halde mef’ûlünün hazf edilmesi umum ifade edip zihni devreye sokar, geniş düşünmeye imkân sağlar. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَتَرَقَّبُۘ fiili, تفعّل babındadır. Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. Bu babta en çok kullanılan anlam tekellüf /zorlanmaktır.
Yine fiilin muzari olarak gelip teceddüt ve tekerrür manasında olmasına bu ayeti örnek verebiliriz. Bu ayette يَتَرَقَّبُۘ kelimesi, ne mazi ne de isim olarak kullanılmıştır. Mazi gelmiş olsa bir defalık gerçekleşecek bir eylem, isim olarak gelecek olsaydı bu fiilin sürekli bir hal olarak kişide bulunduğu anlatılmış olacaktı. Oysa olayın gerçekleşmesi bu iki noktaya da müsait değildir ve eylemin mahiyetine bağlı olarak muzari fiil şeklinde gelmiştir. (Ali Karataş, Kur’an’daki Yüklemlerin (Müsnedlerin) İsim ve Fiil Olarak Kullanımları)
قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَبِّ nidası, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda olmasına rağmen, dua manası taşıması sebebiyle lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi الْقَوْمِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الظَّالِم۪ينَ۟ , ism-i fail vezinde gelerek süreklilik ifade etmiştir.
Sıfat olarak kullanılan ism-i fail isimleşse de zaman özelliğini kaybetmez. Mesela: المدرس kelimesi, ders veren anlamında bir sıfat fiildir, bu kelime hoca anlamında kullanılsa da hocaya hoca adı, ders vermesinden dolayı verildiğinden, sıfat fiil ve zaman özelliği devam eder ve muzari fiil anlamında kullanılır. İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiilierin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd.Doç.Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55-90 Arapçada İsm-İ Fâil Ve İşlevleri)
Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. (Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Dünya bir imtihan yeri, dolayısı ile herkesin bir imtihanı vardır. İmtihanları yarıştırmak ya da hafife almak ya da büyütmek faydasız; herkesin gücü, öncelikleri ve algısı farklıdır.
Herkese aynı imtihan yüklense, o zaman imtihan olmazdı. Herkese eşsiz imtihanlar yüklense, o zaman da insan yalnızlaşırdı. Aynı imtihanla dünyası kararanları da görürsün, imtihanını kucaklayarak her gününü değerlendirmeye çalışanını da.
Hz. Musa’nın kavga sırasında ölümüne sebep olduğu adamı okuduğunda, düşünür insan. Der ki; herhalde insanın başına gelen en zor meselelerden bir tanesi: sonunu hesaplayamadığı kazalara sebep olmak olsa gerek.
Geri dönüşü olmayan dipsiz bir kuyu sanki. Neyi yapmasaydım ya da hangi adımı atsaydım olmazdı. Bu soruların sonu yok. Bu imtihanı satsan alanı da yok. Hz. Musa’nın kıssası, ne güzel bir ibrettir. Kur’an-ı Kerim, her derde ne güzel bir şifadır.
Kazanın ardından hz. Musa’nın ilk yaptığı; Allah’a sığınmak ve O’ndan af dilemek olmuştur. Taha Suresinde, Allah Teala şöyle buyurmuştur: ‘..birisini öldürmüştün de, seni gamdan kurtarmıştık..’ Kulun imtihanı ne olursa olsun; yükü hafifleten, hüznü gideren ve kul için tek kurtarıcı olan Allah’tır.
İmtihanıyla başa çıkamadığını hisseden kul durur. Zihninin sokaklarında, geriye doğru bir adım atar. Aslında bilir, hayatı bundan ibaret değildir. Bu imtihanı yaşayan tek kişi de değildir. Derin bir nefes alıp bekler. Bu imtihanla başa çıkabileceği gücü veren Allah’a güvenir. Hz. Musa’nın nereye gideceğini bilmeden kaçarken ettiği duayı hatırlar ve der ki: umarım Rabbim beni doğru yola iletir.
Ey sahibimiz olan Allahım! Kurtarıcımız Sensin. Bizi; Sana şeksiz ve şüphesiz güvenen kullarından eyle. Bize, dünya hayatını ve hesap gününü kolaylaştır. İmtihanların sebep olduğu sıkıntılardan kurtar. Sıkıntılarla, Senin rızanı kazanacak şekilde başa çıkmanın yollarını göster. Yükümüzü hafiflet. Hüznümüzü gider. Kalbimizi imanın ile doldur, halimizi takva ile süsle ve hayatımızı salih amellerle bereketlendir.
Peygamber Efendimiz (sav)’in öğrettiği dua ile yardımını isteriz: Ey Allahım! Musibetimin ecrini senden bekliyorum, bundan dolayı bana ecir ihsan et ve benim için onu daha hayırlısıyla değiştir.
Ömrünü, Allah yolunda, en güzel şekilde değerlendirenlerden olmak duasıyla.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji