19 Ağustos 2025
Kasas Sûresi 22-28 (387. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Kasas Sûresi 22. Ayet

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ  ٢٢


(Şehirden çıkıp) Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَمَّا ne zaman ki
2 تَوَجَّهَ yönelince و ج ه
3 تِلْقَاءَ tarafına ل ق ي
4 مَدْيَنَ Medyen
5 قَالَ dedi ق و ل
6 عَسَىٰ umarım ki ع س ي
7 رَبِّي Rabbim ر ب ب
8 أَنْ
9 يَهْدِيَنِي beni iletir ه د ي
10 سَوَاءَ doğru س و ي
11 السَّبِيلِ yola س ب ل

Medyen, Akabe körfezinin kuzeyindeki Maan yakınlarında, Mısır’a yaya yürüyüşü ile sekiz günlük mesafede bulunan eski bir şehirdir (bilgi için bk. A‘râf 7/85). Buranın halkı Arap asıllı olduğu için Hz. Mûsâ’nın soyundan olan İbrânîler’e hem ırk hem de dil bakımından yakındılar, dolayısıyla ona yardım etmiş olmaları tarihen mümkündür. Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Mûsâ’nın Medyen suyu başında gördüğü iki kadın Medyen halkına peygamber olarak gönderilmiş olan Şuayb aleyhisselâmın kızları olup, ancak halk hayvanlarını sulayıp kuyunun başından ayrıldıktan sonra hayvanlarını sulayabiliyorlardı. Bunların Şuayb’ın kardeşi oğlunun veya Medyen halkından sâlih birinin kızları olduğuna dair rivayetler de vardır (bk. Abdülvehhâb en-Neccâr, s. 202-204). Kızlar, Mûsâ’nın sorusu üzerine kendilerinin güçsüz, babalarının da ihtiyar olduğunu söyleyerek dolaylı bir şekilde yardım istemişlerdir. Hz. Mûsâ’nın, “Ey rabbim! Bana lutfedeceğin her türlü hayra muhtacım!” şeklindeki duasından o sırada onun da yalnız ve desteksiz kaldığı, yardım ve himayeye muhtaç olduğu anlaşılmaktadır (bk. İbn Âşûr, XX, 103).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 223

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. تَوَجَّهَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَوَجَّهَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  تِلْقَٓاءَ  mekân zarfı  تَوَجَّهَ  fiiline mütealliktir.  مَدْيَنَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için fetha ile mecrurdur. Şartın cevabı قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي  ‘dir. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  عَسٰى رَبّ۪ٓي ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

عَسٰى  terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni, nakıs fiildir.  كَانَ  gibi ismini ref haberini nasb eder.  

رَبّ۪ٓي  kelimesi  عَسٰى ‘nın ismi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَسٰى ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.   

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَهْدِيَن۪ي  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. سَوَٓاءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّب۪يلِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)     

تَوَجَّهَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وجه ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.  لَمَّا ’nın müteallakı cevap cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ  şart cümlesi  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir.  لَمَّا   harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde  لَمَّا ’nın  حين  manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli, terecci manalı nakıs fiil  عَسَى ’nın dahil olduğu  عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ  cümlesi, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

عَسٰى ‘nın ismi olan  رَبّ۪ٓي  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan  ي  zamiri dolayısıyla mütekellim, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, mütekellimin,Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğinin işaretidir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ  cümlesi, masdar teviliyle  عَسٰى ‘nın haberi konumundadır. Muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ  izafetinde, سَوَٓاءَ  sıfat olmasına rağmen  السَّب۪يلِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘doğru yol’ yerine [yolun doğrusu] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

Medyen, Şuayb (a.s)’ın kasabasıdır. Hz İbrahim'in oğlu Medyen'in adı buraya verilmiştir. Medyen, Firavun'un hükmü altında değildi. Medyen ile Mısır arasında sekiz günlük mesafe vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Kasas Sûresi 23. Ayet

وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ  ٢٣


Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, “(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?” dedi. Onlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَمَّا ne zaman ki
2 وَرَدَ varınca و ر د
3 مَاءَ suyuna م و ه
4 مَدْيَنَ Medyen
5 وَجَدَ buldu و ج د
6 عَلَيْهِ onun başında
7 أُمَّةً bir grubu ا م م
8 مِنَ -dan
9 النَّاسِ insanlar- ن و س
10 يَسْقُونَ (hayvanlarını) sularken س ق ي
11 وَوَجَدَ ve buldu و ج د
12 مِنْ
13 دُونِهِمُ onların gerisinde د و ن
14 امْرَأَتَيْنِ iki kız م ر ا
15 تَذُودَانِ sudan meneden ذ و د
16 قَالَ (Musa) dedi ق و ل
17 مَا nedir?
18 خَطْبُكُمَا sizin işiniz خ ط ب
19 قَالَتَا dediler ki ق و ل
20 لَا
21 نَسْقِي biz sulayamayız س ق ي
22 حَتَّىٰ kadar
23 يُصْدِرَ sulayıp çekilinceye ص د ر
24 الرِّعَاءُ çobanlar ر ع ي
25 وَأَبُونَا ve babamız da ا ب و
26 شَيْخٌ bir ihtiyardır ش ي خ
27 كَبِيرٌ büyük ك ب ر

وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ 

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cevabına mütealliktir.  Cümleye muzâf olur. وَرَدَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. وَرَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَدْيَنَ  muzâfun ileyh olup, gayrı munsarıf olduğu için cer alameti fethadır. Şartın cevabı  وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ  ‘dır.  

وَجَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  عَلَيْهِ  car mecruru  وَجَدَ  fiiline mütealliktir.  اُمَّةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ النَّاسِ  car mecruru  اُمَّةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يَسْقُونَ  cümlesi  اُمَّةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

يَسْقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَ  atıf harfidir.  وَجَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ دُونِ  car mecruru  وَجَدَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  امْرَاَتَيْنِ  mef’ûlun bih olup, müsenna olduğu için nasb alameti  يْ ‘dir. تَذُودَانِ  cümlesi  امْرَاَتَيْنِ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

تَذُودَانِ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  مَا خَطْبُكُمَا ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. مَٓا  istifham ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكُمَا  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


 قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ

 

Fiil cümlesidir. قَالَتَا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  لَا نَسْق۪ي ‘dir.  قَالَتَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نَسْق۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يُصْدِرَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, نَسْق۪ي  fiiline müteallik, mahallen mecrurdur. 

يُصْدِرَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  الرِّعَٓاءُ  fail olup damme ile merfûdur.   

وَ  atıf harfidir. اَبُو  mübteda olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğu için ref alameti و ‘dır.  Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  شَيْخٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. كَب۪ير  kelimesi  شَيْخٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُصْدِرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صدر ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder. 

كَب۪يرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir.  لَمَّا   harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde  لَمَّا ’nın  حين  manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

لَمَّا ’nın müteallakı cevap cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ  şart cümlesi  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. وَجَدَ  fiiline müteallik  عَلَيْهِ  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  اُمَّةً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adede işaret eder.

مِنَ النَّاسِ  car-mecruru, اُمَّةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَسْقُونَ  cümlesi  اُمَّةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

İki mef’ûle müteaddi olan  وَجَدَ  fiili, لقي  anlamında olduğu için bir mef’ûlle yetinilmiştir.


وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ’la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Birbirine matuf bu iki cümlede, iki mef’ûle müteaddi olan  وَجَدَ  fiili,  لقي  anlamında olduğu için bir mef’ûlle yetinilmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ دُونِهِمُ , siyaktaki önemine binaen mef’ûl olan  امْرَاَتَيْنِ ’ye takdim edilmiştir.

دُونِ  kelimesinin mevsufu çok kullanıldığı için hazf edilmiştir. Böylelikle  دُونِ  bu hazf edilen ismin yerine gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

تَذُودَانِ  cümlesi  امْرَاَتَيْنِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ذُودَ : Karşı koymak, itmek, engellemek demektir. Buna göre  تَذُودَانِۚ  kelimesinin anlamı, "sürülerini engelleyen, onları tutan, hapseden iki kadın" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَجَدَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

 قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ  

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا خَطْبُكُمَا  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayetteki,  مَا خَطْبُكُمَاۜ [Bu haliniz ne?] ifadesi "Neyiniz var?" demek olup, masdar, ism-i mef'ûl anlamında olup "sizin bu alıkoymadan maksat ve gayeniz nedir?" demektir. (Fahreddin er-Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb) 

İbn Atiyye dedi ki: خَطْبُ ; (hal) kullanılarak soru sorulması, musibete uğrayan yahut bir zulme maruz kalan yahut kendisine şefkat duyulan ya da uygun olmayan bir iş yapan kimseler hakkında söz konusu idi. Kısacası bu kelime genelde kötü haller ile ilgili sorularda kullanılırdı. (Kurtubî, El- Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

قَالَ مَا خَطْبُكُمَا  cümlesi  وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ  cümlesinden bedel-i iştimâldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

 قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَتَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ’nın gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا  cümlesi, başındaki  حَتّٰى  ile birlikte  نَسْق۪ي  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَسْقُونَۘ - نَسْق۪ي  ve  قَالَ - قَالَتَا  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

نَسْق۪ي - تَذُودَانِۚ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

يُصْدِرَ - تَذُودَانِۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وُرود  suya gitmek, صُدور  sudan dönmek olduğu gibi, إصدار  da hayvanları sudan çekip götürmektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ

 

وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la … لَا نَسْق۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil cümle sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh olan  اَبُونَا , veciz ifade kastına binaen izafet formunda gelmiştir.

شَيْخٌ ‘in sıfatı olan  كَب۪يراً  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

شَيْخٌ كَب۪يرٌ  ifadesinde istiare sanatı vardır. İhtiyarlık, gözle görünür büyüklük manasındaki  كَب۪ير ‘le sıfatlanarak mücessem bir varlık yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kasas Sûresi 24. Ayet

فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ  ٢٤


Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَسَقَىٰ (Musa) hemen suladı س ق ي
2 لَهُمَا onlarınkini
3 ثُمَّ sonra
4 تَوَلَّىٰ çekildi و ل ي
5 إِلَى
6 الظِّلِّ gölgeye ظ ل ل
7 فَقَالَ dedi ق و ل
8 رَبِّ Rabbim ر ب ب
9 إِنِّي doğrusu ben
10 لِمَا ne varsa
11 أَنْزَلْتَ indireceğin ن ز ل
12 إِلَيَّ bana
13 مِنْ -dan
14 خَيْرٍ hayır- خ ي ر
15 فَقِيرٌ muhtacım ف ق ر

  Feqara فقر :   فَقْرٌ kelimesi dört şekilde kullanılır: 1- Zaruri bir ihtiyacın olması 2- Biriktirilmiş bir kazancın, servetin olmaması 3- Nefsin fakirliği 4- Allah'a olan muhtaçlık. Fiil olarak fakir oldu anlamında iftial babında إفْتَقَرَ  şeklinde kullanılır. 

  فَقِيرٌ kavramının asıl manası ise omurgası kırık demektir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  her defasında isim formunda olmak suretiyle 14 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri fakir, fukara, fıkra ve Zülfikar'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  قَالَتَا ‘ya matuftur. سَقٰى  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  لَهُمَا  car mecruru  سَقٰى  fiiline mütealliktir. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تَوَلّٰٓى  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اِلَى الظِّلِّ  car mecruru  تَوَلّٰٓى  fiiline mütealliktir.  

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavli,  اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İtiraziyyedir. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceri ile فَق۪يرٌ ‘e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلْتَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

اَنْزَلْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيَّ  car mecruru  اَنْزَلْتَ  fiiline mütealliktir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir.Takdiri; أنزلته من خير (Onu hayırdan indirdin) şeklindedir. 

فَق۪يرٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلّٰٓى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ولي ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

اَنْزَلْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  قَالَتَا لَا نَسْق۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ثُمَّ  edatı, birbirine bağlanan öğelerin arasında kısa da olsa bir süre sonra gerçekleştiklerini ifade eder. Yani, terâhî ifade eder. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)  

Bu ve önceki ayet-i kerîmede birçok yerde mef'ûl hazf edilmiştir. Çünkü fiili faile bağlamaktan başka bir mana kasdedilmemiştir. Müteaddî fiiller lâzım menzilesine konulmuştur. Zira burada mef'ûllerden haber verilmek istenmemiştir. Musa (a.s) o iki çekinen kadına merhamet etti; çünkü onlar diğer çobanlar sürüsünü sularken kenarda bekliyordu. Çobanlar o iki kadına acımıyordu çünkü; onların sürüsü mesela deve iken, kadınlarınki koyundu. Ama bunlar zikredilmemiştir. Çünkü konu, çobanların o iki kadına acıyıp öncelik vermemesi, buna karşılık Musa (a.s)' nın o iki kadına acıyıp işlerini yapmasıdır. Konu; bu olayın detayları değildir. Bunun için de mef'ûller hazf edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 


فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

رَبِّ  nidası, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Kelimenin sonundaki esre, mütekellim zamirinden ivazdır.  Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla  رَبّ  kelimesinden önce nida harfi hazf olur. (Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harfi-cerle birlikte,  اِنَّ ’nin haberi olan  فَق۪يرٌ ‘e mütealliktir. Sıla cümlesi olan  اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مِنْ خَيْرٍ  car-mecruru, sıladaki mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin ve zamirin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

خَيْرٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim içindir.

Cümle haber üslubunda geldiği halde, merhamet, şefkat dileme kastı ve dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla lüzûmiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler muhkem cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَق۪يرٌ  kelimesi, (istedi) ve (talep etti) manalarını kapsadığı için, lâm harf-i ceriyle müteaddi kılınmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ  cümlesinde merhamet ve şefkat dileme vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Kasas Sûresi 25. Ayet

فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ  ٢٥


Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَجَاءَتْهُ derken ona geldi ج ي ا
2 إِحْدَاهُمَا o iki kızdan biri ا ح د
3 تَمْشِي yürüyerek م ش ي
4 عَلَى
5 اسْتِحْيَاءٍ utana utana ح ي ي
6 قَالَتْ dedi ق و ل
7 إِنَّ muhakkah
8 أَبِي babam ا ب و
9 يَدْعُوكَ seni çağırıyor د ع و
10 لِيَجْزِيَكَ ödemek için ج ز ي
11 أَجْرَ ücretini ا ج ر
12 مَا
13 سَقَيْتَ sulamanın س ق ي
14 لَنَا bizim için
15 فَلَمَّا ne zaman ki
16 جَاءَهُ (Musa) ona gelince ج ي ا
17 وَقَصَّ ve anlatınca ق ص ص
18 عَلَيْهِ ona
19 الْقَصَصَ hikayeyi ق ص ص
20 قَالَ dedi ق و ل
21 لَا
22 تَخَفْ korkma خ و ف
23 نَجَوْتَ kurtuldun ن ج و
24 مِنَ -den
25 الْقَوْمِ o kavim- ق و م
26 الظَّالِمِينَ zalim ظ ل م

Kızlar babalarına gidip Mûsâ’nın kendilerine yaptığı iyiliği anlatınca babaları da bu iyiliğin karşılığını ödemek için kızlarından birini gönderip Mûsâ’yı evine davet etmiş; Mûsâ başından geçenleri ve Mısır’dan kaçış sebebini anlatınca o zat da artık korkmamasını, zira Firavun’un zulmünden kurtulup emin bir beldeye gelmiş olduğunu ifade etmiş ve kızlardan birinin teklifi üzerine âyette belirtildiği şekilde bir anlaşma yapılmıştır.

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 224

فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile mukadder müste’nefe cümlesine matuftur. Takdiri, فقال لإحداهما ادعيه (Bunun üzerine geri döndüler ve babalarına anlattılar... Babası onlardan birine onu çağır dedi.) şeklindedir.

Fiil cümlesidir.  جَٓاءَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِحْدٰيهُمَا  fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَمْش۪  cümlesi,  جَٓاءَتْ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.

تَمْش۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘ dir.  عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍ  car mecruru  تَمْش۪ي ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ ‘dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اَب۪ي  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  يَدْعُوكَ  cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَدْعُو  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

لِ  harfi,  لِيَجْزِيَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  يَدْعُوكَ  fiiline mütealliktir. 

يَجْزِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَجْرَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

سَقَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. لَنَا  car mecruru  سَقَيْتَ  fiiline mütealliktir.  

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَصَّ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

قَصَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  عَلَيْهِ  car mecruru  قَصَّ  fiiline mütealliktir.  الْقَصَصَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)      

 

قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  لَا تَخَفْ۠ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَخَفْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. 

نَجَوْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنَ الْقَوْمِ  car mecruru  نَجَوْتَ  fiiline mütealliktir. الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  الْقَوْمِ ‘nin sıfatı olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa atfedilmiştir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur. 

Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ  cümlesi,  جَٓاءَ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ  ifadesinde, vasfın onda sabit olduğu ifadesi için  عَلَى  harfi mecazi isti’lâ manasında kullanılmıştır. ‘O yürüyüşünde hayalıdır‘ manasındadır. Yani yürüyüşünde çalımlı değildir, büyüklük taslamaz ve zinetlerini de göstermez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler muhkem cümlelerdir.

اِنَّ ‘nin haberi olan  يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا  cümlesi, masdar tevilinde, harf-i cerle birlikte  يَدْعُوكَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Masdar harfi  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  سَقَيْتَ لَنَا , masdar tevilinde اَجْرَ ’nın muzâfun ileyh konumundadır. Yani  أجر سقايتك  demektir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَتْ  cümlesi,  جَٓاءَتْهُ  cümlesinden bedeldir. Ikram ile başlayarak davetin amacını açıklamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 


فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ 

 

Cümle,  فَ  atıf harfiyle mukadder istînâfa atfedilmiştir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir.  لَمَّا   harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde  لَمَّا ’nın  حين  manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَٓاءَهُ  şart cümlesidir. Bu cümle cevap cümlesine müteallik olan  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Aynı üslupta gelen  وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  جَٓاءَهُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. قَصَّ  fiiline müteallik  عَلَيْهِ  car mecruru, konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi   قَالَ لَا تَخَفْ۠ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَا تَخَفْ۠  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قَصَّ - الْقَصَصَۙ  ile  فَجَٓاءَتْهُ - جَٓاءَهُ  ve  قَالَ - قَالَتْ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْقَصَصَۙ , bütün cinslere işaret eden masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.

الْقَصَصَۙ  kelimesi masdardır. Burada  مقصوص (anlatılan)  الْقَصَصَۙ (anlatı) olarak isimlendirilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  الْقَوْمِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

الظَّالِم۪ينَ۟ , ism-i fail vezinde gelerek süreklilik ifade etmiştir.

Sıfat olarak kullanılan ism-i fail isimleşse de zaman özelliğini kaybetmez. Mesela, المدرس  kelimesi, ders veren anlamında bir sıfat fiildir, bu kelime hoca anlamında kullanılsa da hocaya hoca adı, ders vermesinden dolayı verildiğinden, sıfat fiil ve zaman özelliği devam eder ve muzari fiil anlamında kullanılır. İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiilierin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd.Doç.Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55-90, Arapçada İsm-İ Fâil Ve İşlevleri)

Kasas Sûresi 26. Ayet

قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ  ٢٦


Kızlardan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَتْ dedi ق و ل
2 إِحْدَاهُمَا o (kız)lardan biri ا ح د
3 يَا أَبَتِ babacağım ا ب و
4 اسْتَأْجِرْهُ bunu (çoban) tut ا ج ر
5 إِنَّ muhakkak
6 خَيْرَ en hayırlısıdır خ ي ر
7 مَنِ
8 اسْتَأْجَرْتَ ücretle tuttuklarının ا ج ر
9 الْقَوِيُّ en güçlüsüdür ق و ي
10 الْأَمِينُ en güveniliridir ا م ن

قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  اِحْدٰيهُمَا  fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ ‘dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَٓا  nida harfidir. Münada olan  اَبَتِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اسْتَأْجِرْهُۘ ‘dur.

اسْتَأْجِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَأْجِرْ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi أجر ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 


اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

خَيْرَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَأْجَرْتَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri;  استأجرته (Onu kiraladın) şeklindedir.

اسْتَأْجَرْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.

الْقَوِيُّ  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. الْاَم۪ينُ  kelimesi ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

اسْتَأْجِرْ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi  أجر ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 

خَيْرَ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.

اَبَتِ  kelimesinin sonundaki esre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfı mütekellimle münadanın yakınlığına işarettir.

Nidanın cevabı olan  اسْتَأْجِرْهُ  cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir ki buna isti'lâ yoluyla denir. Vücûb ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen  اِنَّ ’nin ismi olan  خَيْرَ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

خَيْرَ ’nın muzâfun ileyhi olan müşterek ism-i mevsûl  مَنِ ‘in sıla cümlesi olan  اسْتَأْجَرْتَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  مَنِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı ücretli’ yerine [ücretle çalışanların en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

اِنَّ ’nin haberi olan  الْقَوِيُّ  ve  الْاَم۪ينُ ‘nun  الْ  ile marife gelmesi, müsnedün ileyhin bu vasıfla kemâl derecede muttasıf olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  وَ  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.

Kızlardan birinin Musa (a.s) için söylediği sözlerden onun hakkındaki düşüncelerinin çok olumlu olduğu ve babasını ikna etmeyi çok istediği anlaşılmaktadır. Onun kuvvetinin ve güvenilirliğinin had safhada olduğunu, şimdiye kadarki işçilerin en hayırlısı olduğunu tekidli bir dille ifade etmiştir. 

الْقَوِيُّ  ve  الْاَم۪ينُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

اسْتَأْجِرْهُۘ - اسْتَأْجَرْتَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette, hayırlılık ve iyilik vurgusuna özen göstermek için haber makamında olmaya daha layık olan َخَيْرَ  kelimesi isim olarak takdim edilmiştir. İleride olacak olan ücretle tutma işinin mazi kipiyle ifade edilmesi, bu işin tecrübe ile bilinen bir durum olduğunu göstermek içindir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Kasas Sûresi 27. Ayet

قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ  ٢٧


Şu’ayb, “Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 إِنِّي elbette
3 أُرِيدُ istiyorum ر و د
4 أَنْ
5 أُنْكِحَكَ sana nikahlamak ن ك ح
6 إِحْدَى birini ا ح د
7 ابْنَتَيَّ kızımdan ب ن ي
8 هَاتَيْنِ şu iki
9 عَلَىٰ karşılığında
10 أَنْ
11 تَأْجُرَنِي bana hizmet etmen ا ج ر
12 ثَمَانِيَ sekiz ث م ن
13 حِجَجٍ yıl ح ج ج
14 فَإِنْ eğer
15 أَتْمَمْتَ tamamlarsan ت م م
16 عَشْرًا on(yıl)a ع ش ر
17 فَمِنْ artık
18 عِنْدِكَ o sendendir ع ن د
19 وَمَا
20 أُرِيدُ ben istemem ر و د
21 أَنْ
22 أَشُقَّ zahmet vermek ش ق ق
23 عَلَيْكَ sana
24 سَتَجِدُنِي beni bulacaksın و ج د
25 إِنْ eğer (İnşallah)
26 شَاءَ dilerse (İnşallah) ش ي ا
27 اللَّهُ Allah (İnşallah)
28 مِنَ -den
29 الصَّالِحِينَ iyiler- ص ل ح

قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اُنْكِحَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِحْدَى  ikinci mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ابْنَتَيَّ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي  ‘dir. İzafetten dolayı  ن  harfi mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

هَاتَيْنِ  işaret zamiri  ابْنَتَيَّ ‘den atf-ı beyan olup mahallen mecrurdur.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَلٰٓى  harf-i ceriyle  اُنْكِحَكَ ‘nın failinin hali veya mef’’ulun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَأْجُرَن۪ي  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri;  تأجرني نفسك (Beni kendine kirala) şeklindedir.

ثَمَانِيَ  zaman zarfı  تَأْجُرَن۪ي  fiiline mütealliktir.  حِجَجٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

Atf-ı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyan olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا  ve  اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyan olarak gelmesi. 3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atf-ı beyan olarak gelmesi.4. Tefsir harfi  اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ‘dir.

اُنْكِحَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نكح ’dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder.  


فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْمَمْتَ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. عَشْراً  zaman zarfı  اَتْمَمْتَ  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

مِنْ عِنْدِ  car mecruru mukadder mübtedanın haberine mütealliktir. Takdiri;  التمام من عندك (Tamamlamak sana aittir.) şeklindedir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْمَمْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  تمم ’dir.


 وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  اُر۪يدُ ‘nun mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اَشُقَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.  عَلَيْكَ  car mecruru  اَشُقَّ  fiiline mütealliktir. 

اُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.


سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. تَجِدُن۪ٓي  damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Cümle itiraziyyedir.  

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَٓاءَ  şart fiili olup fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنَ الصَّالِح۪ينَ  car mecruru amili  تَجِدُن۪ٓي  fiilinin mahzuf mef’ûlü bihine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الصَّالِح۪ينَ , sülasi mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ, yaşlı baba Şuayb (a.s)’ın sözlerini bildiriyor. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ‘nin haberi olan  اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ifade eder. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ  cümlesi, masdar teviliyle  اُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlu konumundadır.

İkinci masdar-ı müevvel  عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ  ise  عَلٰٓى harf-i ceriyle birlikte  اُنْكِحَكَ  fiilinin failinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Her iki masdar-ı müevvel de faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ

 

Mekulü’l-kavle matuf olan  اِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً  terkibi şart üslubunda gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden  اِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً  cümlesi, şarttır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karinesiyle gelen  فَمِنْ عِنْدِكَۚ  cümlesi, şartın cevabıdır. Cümlede icaz-ı hazif vardır. Car mecrur  مِنْ عِنْدِكَۚ , takdiri  التمام (Tamamlanması) olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

مِنْ  ibtidâiyyedir.  عِنْدِ  burada mecaz olarak zat ve kendisi manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ  

 

Cümle  وَ ‘la şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَشُقَّ عَلَيْكَۜ  cümlesi, masdar teviliyle  مَٓا اُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında  faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَشُقَّ ‘nın zata isnad edilmesi, mecazî isnaddır. Çünkü  اَشُقَّ , yapılan işteki meşakkattir. Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اُر۪يدُ - مَٓا اُر۪يدُ  kelimeleri arasında tıbak-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

Şuayb (a.s), Hz. Musa’yı inandırmak kastıyla sözlerini tekidli söylemiştir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.)  

سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen  سَتَجِدُن۪ٓي  cümlesi Şuayb (as)’ın sözlerininin devamıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Fiilin başındaki gelecek zaman  harfi  سَ , vaat bildiren muzari fiile dahil olduğu için tekit ifade etmiştir.

İstînâfiyye olarak fasılla gelen  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ  cümle itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Şart fiili  شَاۤءَ ’nin mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınırlamadan düşünmesini sağlayan îcaz sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Şartın takdiri  سَتَجِدُن۪ٓي (beni bulacaksın.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

مِنَ الصَّالِح۪ينَ  car-mecruru,  سَتَجِدُن۪ٓي (beni bulacaksın.) fiilinin mahzuf ikinci mefulune müteallıktır. Cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.) 

اِنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنَ الصَّالِح۪ينَ  car mecruru,  سَتَجِدُن۪ٓي  fiiline veya amili  سَتَجِدُن۪ٓي  olan mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. 

Hazret-i Şuayb'ın inşallah demesi, Allah'ın ismiyle bereketlenmek ve işini Allah'ın tevfikine havale etmek anlamındadır; yoksa iyi davranmasını Allah'ın dilemesi şartına bağlamak için değildi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm;Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Kasas Sûresi 28. Ayet

قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟  ٢٨


Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husûmet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Musa) dedi ق و ل
2 ذَٰلِكَ bu
3 بَيْنِي benimle aramızdadır ب ي ن
4 وَبَيْنَكَ senin arasında ب ي ن
5 أَيَّمَا hangi
6 الْأَجَلَيْنِ süreyi ا ج ل
7 قَضَيْتُ yerine getirsem ق ض ي
8 فَلَا yoktur
9 عُدْوَانَ düşmanlık ع د و
10 عَلَيَّ bana
11 وَاللَّهُ Allah
12 عَلَىٰ karşı
13 مَا şeye
14 نَقُولُ dediğimiz ق و ل
15 وَكِيلٌ vekildir و ك ل

Vekele وكل :   تَوْكِيلٌ kendinden başkasına itimat etmen ve onu yerine geçirmen; vekilin/nâibin yapmandır.

  Vekil tutulan manası taşıyan وَكِيلٌ kelimesi ismi fail formunda olmasına rağmen ismi meful manası taşır.

  Bu köke ait tevekkül تَوَكُّلٌ sözcüğü iki şekilde kullanılır: 1- Bir işi deruhte etmek, üstlenmek anlamında, 2- İtimat etmek, güvenmek anlamında.

  Binek hayvanı için kullanılan وِكالٌ sıfatı; kendi başına değil ancak başkası yürüyünce yürüyen hayvan demektir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 70 defa  geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri vekil, vekalet, vükelâ, tevekkül ve mütevekkildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  ل  harfi buud, yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir. بَيْن۪ي  mekân zarfı mübteda  ذٰلِكَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بَيْنَكَۜ  atıf harfi  وَ ‘la makabline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.       

 

 

اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ

 

اَيَّ  şart ismi olup, amili  قَضَيْتُ  fiilinin mukaddem mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.  مَا  zaiddir.  الْاَجَلَيْنِ  muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti  يْ ‘dir.

قَضَيْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

عُدْوَانَ  kelimesi  لَا ‘nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur.  عَلَيَّۜ  car mecruru  لَا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.


 وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟

 

İsim cümlesidir.  اللّٰهُ  lafza-i celal mübteda olup damme ile merfûdur.  مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  عَلٰى  harf-i ceriyle  وَك۪يلٌ۟ ‘e mütealliktir. 

نَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  

وَك۪يلٌ۟  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.

قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ, Musa (a.s)’ın sözlerini bildiriyor. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  بَيْن۪ي ’nin müteallakı olan haber mahzuftur. Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ismiyle marife oluşu, işaret edilene yani anlaşmaya dikkat çekmek, önemsetmek içindir.

İşaret isminde istiare sanatı vardır.  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. Böylece anlaşma, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İşaret isminde istiare vardır. Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 57, s.190)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ 

 

Müstenefe olarak fasılla gelen cümle, Musa (a.s)’ın sözlerine dahildir. Şart üslubundaki terkipte اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade eden cümlede mefûl konumundaki şart harfi  اَيَّ , sadaret hakkı nedeniyle file takdim edilmiştir. مَا  zaiddir.

الْاَجَلَيْنِ  mef’ûlden bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ , cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عُدْوَانَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. لَا ’nın haberi mahzuftur.  عَلَيَّ  car-mecruru, bu mahzuf habere mütealliktir. 

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.) 

اَيَّمَا  şart ismi  قَضَيْتُ  ile mansub olmuştur.  اَيَّ  kelimesi  مَا  gibi müphem ism-i mevsûldür. Burada  اَيَّ  ism-i mevsûl, şart ismine benzetilerek tekid için  مَا  ziyade kılınmıştır. Çünkü bu tekid, müphem olan ism-i mevsûle umumiyet kazandırmış ve şarta benzetmiştir. Bundan dolayı cevabı, şartın cevabı gibi gelmiştir. Cümlenin tümü  ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ  cümlesinden bedel-i işti’mâldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

İbn Kutayb’dan [v. 120/737]  عُ ’ın kesresiyle  عِدْوَانَ  şeklinde okunduğu rivayet edilmiştir. Şayet her iki kıraatte zait olarak getirilen  مَا ’nın konumları arasında ne fark vardır? dersen şöyle derim:  اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ  şeklindeki meşhur kıraatte  مَا  kelimesi  اَيَّ ’nin müphemliğini tekid için getirilmiş ve  اَيَّ ’nin yanına ziyade edilmiştir. أيَّ الْاَجَلَيْنِ مَا قَضَيْتُ  şeklindeki şaz kıraatte ise işi yapmayı tekid için getirilmiştir; buna göre Musa, adeta (İki süreden hangisini tamamlamaya karar verir, irademi hangisi yönünde kullanırsam, artık bana düşmanlık yok!) demektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Hazret-i Musa'nın bu sözleri, murad olanı sarahatle belirtmek ve muhayyerlik hususunu netleştirmek içindi. Hülasa: iki süreden hangisini doldurursam, fazlasını benden istemek için aramızda husumet olmayacak, demektir. İki müddetten en fazlasını doldurduğu takdirde, zaten hiç husumet olmayacağı malum iken, her iki süreyi de kapsayan bir genelleme yapması, gerçekleşmemek hususunda ikisinin eşit olduğunu belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


 وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la önceki cümleye atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Lafza-i celâl  اللّٰهُ  mübteda,  وَك۪يلٌ۟  haberdir. 

Cümlede müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلٰى مَا نَقُولُ , konudaki önemine binaen amili olan  وَك۪يلٌ۟ ’a takdim edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  نَقُولُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَك۪يلٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

نَقُولُ - قَالَ  kelimeleri arasında cinası iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Gerçekte  إلى  harfi ile müteaddi olan  وَك۪يلٌ۟  kelimesi şahitlik anlamını da tazmin ettiği zaman  عَلٰى harfi ile geçişli kılınır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَك۪يلٌ۟  işin kendisine havale edildiği kişidir; ancak burada şahit, gören, gözeten, koruyan, işe mukayyet olan manasında kullanıldığından  عَلٰى  ile müteaddi olmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟  [Allah, dediğimize vekildir] demiştir. وَك۪يلٌ۟ , işin kendisine havale edildiği kimsedir. وَك۪يلٌ۟ , şahit manasında kullanıldığı için  عَلٰى  harf-i ceriyle müteaddi olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Sayfadaki ayetlerin  فعيل  veznindeki fasılalarının oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.

Günün Mesajı
Musâ (aleyhisselâm) güçlü, güvenilir, ileri derecede sabırlı ve oldukça ta hammülkâr birisi idi. Güçlü ve güvenilir olmak Müslümanda bulunması gerekli en önemli niteliklerdendir. Böylelikle Allah ve insanlar tarafından sevilen ve yakın tutulan birisi olur.
Bütün ihtiyaçlarımızı şanı yüce Allah'a yönelip arz etmeli ve onlarınkarşılanması için ona yakarmalıyız.
Bize iyilik yapan kimseleri mükâfatlandırmak bir zorunluluktur. Bu da önce ona teşekkür etmekle sonra da o geciktirmeden ya da savsaklamadan , ücretini vermekle olur.
Ahde vefalı olmak, ahdi tam ve - eksiksiz olarak yerine getirmek gerekir. Hatta Allah'ın Nebilerine -salat ve selâm onlara - uyarak onun en güzelini yapmalıdır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Gün gelir, kendini bir yolda bulursun. Sonu hayır mı, şer mi bilmemene rağmen kendine hayırlı olduğuna inandırırsın. Hayatında attığın her adımı, hayalindeki sona ulaşmak için atarsın. Ağlarsın. Umduğun sonu destekleyenlerin dışındaki her şey kalbinde yara açar. Çıkmak için çırpındığın yokuşlardan, yuvarlandığın inişlerden yorulursun. Düşersin. Defalarca. Her düşüşün sonunda yine ayağa kalkarsın, hayaline daha bir sıkı sarılırsın.

Yol bitmez. Düşlediğin son görünmez. Çıkmak istiyorum dediğin anlar çoğalır. Çıkamazsın. Sanki bir bataklıktasın, çıkmak için yardıma ihtiyacın vardır artık. Sonra o çaresiz anı atlattığında çıkmaktan korkarsın, bu kadar geldim, ya istediğim son yakınlardaysa demeye başlarsın. Çaresiz anlarında umduğun sona bağlanmış her hayal, duygu, ve düşüncenden soğursun. Git geller kalbindeki baharı söküp götürmüş. İşte tam da bu halden çıkmak istiyorum diye yalvarırsın. Dua edersin. Rabbim, Hz. Musa'nın dediği gibi Senden gelecek her hayra muhtacım.

Gün gelir bir güneş doğar gönlüne, bütün buzları eritir. Bir bakarsın yüreğinde ağırlığa dair hiçbir şey kalmamış. Gözlerindeki buğu dağılmış. Enerjini sömüren tek hedefe bağlanmış hayal, duygu ve düşüncelerinden eser kalmamış. Halindeki değişiklik korkutur; hasta mıyım acaba dersin. Etrafını kontrol ederken, belki aylarca, belki yıllarca süründüğün yoldan çıktığını görürsün. Nasıl çıktığına dair bir fikrin yoktur. Önüne dönüp derin bir nefes alırsın. Uzun zamandır ilk defa içten gülümsediğini farkedersin. Karşıdan gelen hayrı gördüğünde, kollarını açıp ona doğru koşmaya başlarsın.

İnsan hayırlı sandığı tek şeye odaklanmamalı. Zira, Allah katındaki hayırlar sınırsızdır. Ve sabrederse eğer, aklında olmayan bir hayır veya hayırlar bile çalabilir kapısını. Tıpkı şehrinden kaçan Hz. Musa'nın iş, kalacak yer ve evlilik hayırlarıyla karşılaşması gibi.

Ey Allahım! Rahmetin sonsuzken, tek bir isteğe saplanıp kalmasından koru nefsimi. Hayır kapıların niceyken, tek bir tanesini açma çabasıyla boşa harcanmasından koru ömrümü. Ebedi hayat dururken, dünyanın peşinden koştuktan sonra ikisinden de elimin boşa çıkmasından koru halimi. Senin yolunda, kalbimi ve halimi güzelleştirecek hayırları sevdir ve istet bana.

Amin.

***

Kimi zaman gelir ve o anların içindeyken insan dertlerin en ağırını yaşadığını düşünür. Öyle ki kendininkini büyütürken başkalarının sıkıntılarını küçültür. Anlaşılmak ister ama anlamaktan uzaklaşır. Görülmek ister ama gözlerini kapatır. Duyulmak ister ama kulaklarını tıkar. Bir çeşit yalnızlığa ve hareketsizliğe hapsolur.

Bazen dertlerin çaresi, başkasının yolundan geçer. Harekete geçtiğinde adımlar kısalır çünkü sanki zamanın akışı kolaylaşır. Elini uzattığında tutan olur, gözlerini açtığında ışıkla buluşur ve dinlemeye başladığında iç aleminin ağıtından başkasını duymaya başlar. Derler ki bulunduğu yerde Allah’ın rızasını arayan dermanını da bulur. 

Her zaman çözüm, derdin ortadan kalkması değildir; ona olan yaklaşımın değişmesidir. Yani olanı kabullenerek, ona verilen tepkiyi değiştirebilmektir. En kötüsünü yaşadığını düşünmektense, sıradanlaştırmaktır. Tamamen nefsinin hayal kırıklıklarına odaklanmaktansa etrafında yaşananları fark edebilmektir.

Kul, her anında doğru bir hal içinde olmak için Allah’tan yardım ister. Ancak doğru davranış sergilemek için sağlam bilgiye ihtiyacı vardır. Bunun için de Kur’an-ı Kerim’e ve sünnete sarılır. Öğrenir ve düşünür. Yaşamaya çalışır. Zihnini doğru düşüncelerle, kalbini doğru duygularla doldurur ve bedenini doğru amellere alıştırır. 

Yanlışıkla adam öldürdükten sonra Firavun’dan kaçan hz. Musa’yı hatırlar. O, Medyen’deyken algılarını kapatacak derecede ne olacak düşüncelerine dalmamıştır. Zira, hayvanlarını sulamak için bekleyen iki kadını görmüş, yardım etmiş ve Allah’a sığınmıştır. Böylelikle kendisine, kalacak yere, işe ve eşe çıkan bir yol açılmıştır.

Hz. Musa’yı düşünen mümin kul, çare diye inandığına saplanıp kalmaktansa Allah’a güvenerek yola çıkar ve doğru yola iletmesi için O’na dua eder. Hüznünü Allah’a arzederek şükür ve umut ile O’na koşar. Kendisine ve başkalarına yardım etmek için çaba göstedikçe, doğru şekilde doğru yardımı istemeyi de öğrenir.

Ey Allahım! Nefislerimizde olanı büyütmekten, kalplerimizdekini ise küçültmekten muhafaza buyur. Ahlaklarımızı ve hallerimizi güzelleştir. İç dünyalarımızı doğru bilgilerle, düşüncelerle ve duygularla doldur. Dış dünyamız ömürlerimizi de doğru işlerle, hedeflerle ve insanlarla doldur. Maddi ve manevi alemde, algılarımız kapanacak ve hakikati göremeyecek kadar kendi dünyamıza ve nefsimize dalmaktan muhafaza buyur. Yaşarken gaflet uykusuna dalmaktan, uyanınca da pişman olmaktan muhafaza buyur. Bizi her anında Sana sığınan, Seni zikreden ve Senin rızan için yaşayan takva sahibi mütevekkil kullarından eyle.

Amin. 

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji