بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | قَضَىٰ | bitirince |
|
| 3 | مُوسَى | Musa |
|
| 4 | الْأَجَلَ | süreyi |
|
| 5 | وَسَارَ | ve yola çıkınca |
|
| 6 | بِأَهْلِهِ | ailesiyle |
|
| 7 | انَسَ | gördü |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | جَانِبِ | (sağ) yanında |
|
| 10 | الطُّورِ | Tur’un |
|
| 11 | نَارًا | bir ateş |
|
| 12 | قَالَ | dedi ki |
|
| 13 | لِأَهْلِهِ | ailesine |
|
| 14 | امْكُثُوا | siz durun |
|
| 15 | إِنِّي | ben |
|
| 16 | انَسْتُ | gördüm |
|
| 17 | نَارًا | bir ateş |
|
| 18 | لَعَلِّي | belki |
|
| 19 | اتِيكُمْ | size getiririm |
|
| 20 | مِنْهَا | ondan |
|
| 21 | بِخَبَرٍ | bir haber |
|
| 22 | أَوْ | yahut |
|
| 23 | جَذْوَةٍ | bir kor (getiririm) |
|
| 24 | مِنَ | -ten |
|
| 25 | النَّارِ | ateş- |
|
| 26 | لَعَلَّكُمْ | böylece |
|
| 27 | تَصْطَلُونَ | ısınırsınız |
|
Hz. Mûsâ’nın Medyen’de kayınpederinin yanında çalışarak sekiz mi yoksa on yılı mı tamamladığı Kur’an’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte müfessirler, bazı rivayetlere ve peygamberlerin “ahde vefa” ilkesine bağlılıklarına dayanarak on yılı tamamladığını söylemektedirler (Şevkânî, IV, 164; Elmalılı, V, 3728; İbn Âşûr, XX, 111). Mûsâ, belirlenmiş olan süreyi tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte Mısır’a gitmek üzere yola çıkmış, yolda giderken Tûr tarafında uzakta parlayan bir ateş görmüştür (Tûr hakkında bilgi için bk. Meryem 19/52). Tefsirlerde bu olayın soğuk bir kış gecesinde ve Mûsâ’nın yolunu kaybettiği bir sırada meydana geldiği, kendisine yol gösterecek birini bulmak ümidiyle ateşin bulunduğu yere gittiği kaydedilmektedir (bilgi için bk. Tâhâ 20/9-10; Taberî, XIX, 132 vd.; Şevkânî, IV, 122).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 225-226فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. قَضٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. قَضٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. مُوسَى fail olup mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsarifdir. الْاَجَلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَارَ atıf harfi وَ ’la قَضٰى ’ya matuf, mahallen mecrurdur.
سَارَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. بِ musahabe içindir. بِاَهْلِه۪ٓ car mecruru سَارَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰنَسَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ جَانِبِ car mecruru نَاراًۚ ’ın mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الطُّورِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. نَاراًۚ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰنَسَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أنس ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târiz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِاَهْلِ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli امْكُثُٓوا ’dür. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
امْكُثُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِنَّ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اٰنَسْتُ نَاراً cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabıdır.
اٰنَسْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. نَاراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
İsim cümlesidir. لَعَلّ۪ٓي terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri لَعَلّ۪ٓ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اٰت۪يكُمْ cümlesi, لَعَلّ۪ٓ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اٰت۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir.Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْهَا car mecruru اٰت۪يكُمْ fiiline mütealliktir. بِخَبَرٍ car mecruru اٰت۪يكُمْ ’e mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. جَذْوَةٍ atıf harfi اَوْ ile بِخَبَرٍ ’a matuftur. مِنَ النَّارِ car mecruru جَذْوَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.
Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
İsim cümlesidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَصْطَلُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَصْطَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَصْطَلُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifteal babındadır. Sülâsîsi صلي ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ
فَ , atıf harfidir. Cümle mahzufa atfedilmiştir. Ayetler arasında meskutun anh mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ şart cümlesidir. Cevap cümlesine müteallik olan لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir. لَمَّا harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde لَمَّا ’nın حين manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
Aynı üslupta gelen وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf اَهْلِه۪ٓ izafeti, Hz. Musa’ya ait zamire muzaf olan اَهْلِ ‘ye, tazim ifade eder.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اٰنَسَ fiiline müteallik مِنْ جَانِبِ الطُّورِ car mecruru, konudaki önemine mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan نَاراً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins içindir.
Ayetin sonunda lazımı zikredilen نَاراً kelimesinde irsâd sanatı vardır.
اٰنَسَ kelimesi if'âl babındadır. İf'âl babından veya mufâale babından olması, mümkün olan bir his ve duygu ifade etmekle birlikte kaba bir duygunun değil, yakınlık ifade eden derin ve insanî bir ince duygunun ifadesidir. Nitekim فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً [Eğer onlarda bir olgunlaşma hissedip görürseniz. (Nisa Suresi, 6)] ayetindeki “olgunluk görmek” de derin bir duygudur. Şüphesiz أحَسَّ denilmeyip de اٰنَسَ denilmesi, özel bir incelik taşımaktadır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan امْكُثُٓوا cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً
Beyânî istînâf veya ta’liliye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. إِنَّ ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اٰنَسْتُ نَاراً cümlesi اِنَّ ‘nin haberidir.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اٰنَسْتُ fiilinin mef’ûlün bihi olan نَاراً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ifade eder.
اٰنَسَ - اٰنَسْتُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Vukuu mümkün durumlarda kullanılan terecci harfi لَعَلَّ ’nin dahil olduğu ayet, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
إنّ gibi isim cümlesine dahil olup, ismini nasb haberini ref eder. لَعَلَّ ’nin haberi اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)
Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
جَذْوَةٍ , muhayyerlik bildiren اَوْ atıf harfiyle, اٰت۪يكُمْ fiiline müteallik بِخَبَرٍ ‘e atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.
Geldi anlamındaki اتى fiili, بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
مِنَ النَّارِ car mecruru جَذْوَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
جَذْوَةٍ ‘den sonra muradifi olan مِنَ النَّارِ ‘ın zikredilmesi, ateşin önemine binaen yapılmış, ıtnâb sanatıdır.
بِخَبَرٍ ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ifade eder.
Ayette önemine binaen 3 kere zikredilen النَّارِ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
النَّارِ - جَذْوَةٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.خَبَرٍ kelimesindeki tenvinde gariplik ve acayiplik vardır. “Belki ondan size bir haber getiririm.” cümlesi, yolda bir haber almaya muhtaç sıkıntılı bir durumda bulunduğuna işaret vardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.
لَعَلَّ , tereccî harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. لَعَلَّ ’nin haberi تَصْطَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder.
لَعَلَّ - اَهْلِهِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sülasisi صلي olan تَصْطَلُونَ fiili, iftial babındadır.
تَصْطَلُونَ - النَّارِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَعَلَّ edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub; “ لَعَلَّ kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler.(Abdullah Hacıbekiroğlu,Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | أَتَاهَا | oraya gelince |
|
| 3 | نُودِيَ | şöyle seslenildi |
|
| 4 | مِنْ | -ndan |
|
| 5 | شَاطِئِ | kıyısı- |
|
| 6 | الْوَادِ | vadinin |
|
| 7 | الْأَيْمَنِ | sağdaki |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | الْبُقْعَةِ | yerdeki |
|
| 10 | الْمُبَارَكَةِ | mübarek |
|
| 11 | مِنَ | -tan |
|
| 12 | الشَّجَرَةِ | ağaç- |
|
| 13 | أَنْ | diye |
|
| 14 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 15 | إِنِّي | muhakkak ben |
|
| 16 | أَنَا | benim |
|
| 17 | اللَّهُ | Allah |
|
| 18 | رَبُّ | Rabbi |
|
| 19 | الْعَالَمِينَ | alemlerin |
|
Mûsâ ateşin bulunduğu yere vardığında, ateş zannettiği o ışığın gerçekte ilâhî bir nur olduğunu görmüştür. Bu nur, onun ilâhî huzura çağrılmasına vesile kılınmış ve bu mazhariyete erdikten sonra Mûsâ’ya vahiy gelmiş, mûcizelerle donatıldığı kendisine gösterilerek Firavun’a gitmesi emredilmiştir.
“Vadinin sağ tarafı” tabiri, izâfî olarak Mûsâ’nın gidiş yönüne göre –ki batı yönünde gidiyordu– verilmiş bir isim olabileceği gibi, Arap geleneğine göre kıbleye dönüldüğünde sağda kalan tarafı da ifade edebilir (İbn Âşûr, XX, 112-113). Bununla birlikte “sağ taraf” diye tercüme ettiğimiz eymen kelimesi “bereketli” anlamına da gelmektedir. Yüce Allah burada mübarek (bereketli) bir bölgede yer alan vadinin, üzerinde ağaç da bulunan sağ tarafından gelen bir sesle, “Ey Mûsâ! Muhakkak ki ben, evet, ben âlemlerin rabbi olan Allahım” diye seslenerek Hz. Mûsâ ile vasıtasız olarak konuşmuş, böylece Mûsâ da bu ilâhî sesi duymanın korkulu heyecanını burada yaşamıştır.
30. âyette bildirilen mübarek bölgeden maksat Hz. Mûsâ’ya vahyin ilk indiği yerdir. Hz. Mûsâ’ya peygamberlik görevinin burada verilmesi ve Allah Teâlâ’nın onunla konuşmuş olması sebebiyle burası mübarek kılınmıştır (Elmalılı, V, 3730; ayrıca bk. Neml 27/8).
İlâhî mesajı Firavun’a tebliğ etmekle görevlendirilmiş olan Hz. Mûsâ, dokuz mûcize ile desteklenmiştir Ancak bunlardan sadece ikisi burada zikredilmiş, diğerleri ise başka sûrelerde anlatılmıştır (bilgi için bk. A‘râf 7/103-108,130-136; Tâhâ 20/16-24, 65-69; İsrâ 17/101; Neml 27/12). 32. âyetteki “Korkudan açılıp savrulan kollarını normal konuma getir” cümlesi beklenmedik bir anda korkutucu bir şeyle karşılaşan ve gayri ihtiyarî olarak elini kolunu açıp kendini koruma durumuna geçen insanın, korku sebebi ortadan kalktıktan sonra kolunu indirerek kendini toparlamasını ve sâkinleşmesini dile getiren deyim olup 31. âyetin son cümlesine paralel düşmektedir (krş. Zemahşerî, III, 175). Her iki âyet de görevini korkusuzca yerine getirebilmesi için Hz. Mûsâ’ya ilâhî güvencenin verilmiş olduğunu ifade eder (bu konuda ayrıca bk. Tâhâ 20/17-24; Neml 27/7-12).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 226-227
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَتٰيهَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. اَتٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ ‘dır.
نُودِيَ fetha üzere mebni, meçhul mazi fiildir. مِنْ شَاطِئِ car mecruru نُودِيَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْوَادِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَيْمَنِ kelimesi الْوَادِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
فِي الْبُقْعَةِ car mecruru نُودِيَ fiiline mütealiktir. الْمُبَارَكَةِ kelimesi الْبُقْعَةِ ’nın sıfatı olup kesra ile mecrurdur. مِنَ الشَّجَرَةِ car mecruru مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ ’den bedel-i işti’mâl olup kesra ile mecrurdur
اَنْ tefsiriyyedir. يَا nida harfidir. مُوسٰٓى münadadır. Müfred alem olup elif üzere mukadder damme ile mebni, mahallen mansubdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُودِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabıdır.
Munfasıl zamir اَنَا mübteda olarak mahallen merfûdur. اللّٰهُ lafza-i celâl haberi olup damme ile merfûdur. رَبُّ kelimesi اللّٰهُ lafza-i celâl’in sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ
Ayetler arasındaki meskutun anh sebebiyle mahzuf bir cümleye atfedilen şart üslubundaki ayette, لَمَّٓا zaman zarfı, حين (...dığı zaman) manasında şart edatıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefy harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır.
لَمَّا ; maziden önce vakta ki,...dığı zaman, manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَتٰيهَا şart cümlesidir. Cevap cümlesine müteallik olan لَمَّا ’nın muzafun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
اَتٰيهَا ibaresindeki ها zamiri, ateşe aittir.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
نُودِيَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ ve فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ car-mecrurları نُودِيَ fiiline mütealliktir.
الْاَيْمَنِ kelimesi الْوَادِ için, الْمُبَارَكَةِ ise الْبُقْعَةِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sıfat olan الْمُبَارَكَةِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
مِنَ الشَّجَرَةِ car mecruru, مِنْ شَاطِئِ ’den bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Tefsir edatı اَنْ ’i takip eden اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Musa’dır.
Nidanın cevabı olan اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَبُّ الْعَالَم۪ينَ , lafz-ı celâlin sıfatıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
رَبُّ الْعَالَم۪ينَ izafeti muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırır.
اللّٰهُ lafza-i celâli ve رَبُّ isimlerinde tecrîd sanatı vardır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiştir. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)
Allah Teâlâ’dan رَبُّ الْعَالَم۪ينَ şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin Suresi 5)
الْبُقْعَةِ kelimesi, yanındaki araziden bir başka türlü olan arazi parçası demektir. الْمُبَارَكَةِ olması, Allah Teâlâ'nın özellikle ayet ve nurlarının orada ortaya çıkmış olması, yani peygamberliğin ve Allah ile konuşmanın burada meydana gelmiş olması sebebiyledir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
مِنَ الشَّجَرَةِ derken مِنْ harf-i ceri ibtida-i gaye içindir. Yani ağaçtan çıkan kelimeleri işitmiştir. مِنَ الشَّجَرَةِ cümleciğinin الْوَادِ kelimesinin ikinci sıfatı veya hal olması da caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الشَّجَرَةِ kelimesindeki harf-i tarif cins içindir. Belirli bir ağaçtan bahsedildiği için nekre gelmemiştir. Daha önce bahsedilmediği için ahd ifade etmez.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
“Derken oraya gelince mübarek bir yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağaçtan, ‘Ya Musa, alemlerin Rabbi olan Allah benim ben’ diye nida olundu.” ifadesine gelince bil ki: شَاطِئِ الْوَادِ “vadi tarafından” demektir. Çünkü o nida vadi tarafından, ağaç tarafından, Musa’nın (a.s) sağ yanından gelmişti. Ayetteki, مِنَ الشَّجَرَةِ lafzı شَاطِئِ الْوَادِ ifadesinden bir bedel-i iştimaldir. Çünkü o ağaç, vadinin o kenarında idi. Bu tıpkı, لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ şeklindeki (Zuhruf Suresi, 33) ayetindeki bedel gibidir. Cenab-ı Hakk bu ayette o bölgeyi “mübarek” diye nitelemiştir. Çünkü Hz. Musa’nın (a.s) peygamberliğinin başlangıcı ve Allah'ın ona konuşması, orada olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَنْ | ve diye |
|
| 2 | أَلْقِ | at |
|
| 3 | عَصَاكَ | asanı |
|
| 4 | فَلَمَّا | zaman |
|
| 5 | رَاهَا | gördüğün |
|
| 6 | تَهْتَزُّ | (asa’nın) titreştiğini |
|
| 7 | كَأَنَّهَا | gibi |
|
| 8 | جَانٌّ | küçük bir yılan |
|
| 9 | وَلَّىٰ | kaçtı |
|
| 10 | مُدْبِرًا | dönüp |
|
| 11 | وَلَمْ | ve |
|
| 12 | يُعَقِّبْ | arkasına bile bakmadı |
|
| 13 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 14 | أَقْبِلْ | dön |
|
| 15 | وَلَا | ve |
|
| 16 | تَخَفْ | korkma |
|
| 17 | إِنَّكَ | elbette sen |
|
| 18 | مِنَ | -dansın |
|
| 19 | الْامِنِينَ | güvende olanlar- |
|
وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ tefsiriyyedir. اَلْقِ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَصَا mef’ûlün bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Maksur isimdir.
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى - اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْقِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târiz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاٰهَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. رَاٰ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَهْتَزُّ cümlesi, رَاٰهَا ’daki mef’ûlün bihin hali olarak mahallen mansubdur.
تَهْتَزُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. كَاَنَّهَا جَٓانٌّ cümlesi, تَهْتَزُّ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
كَاَنَّ harfi اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
هَا muttasıl zamir كَاَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. جَٓانٌّ kelimesi, كَاَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı وَلّٰى ‘dır.
وَلّٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. مُدْبِراً hal olup fetha ile mansubdur. لَمْ يُعَقِّبْۜ cümlesi, atıf harfi وَ ’la şartın cevabına matuftur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يُعَقِّبْۜ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki müfred ikincisi isim cümlesi diğeri müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَهْتَزُّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هزز ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلّٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ولي ’dir.
يُعَقِّبْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عقب ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مُدْبِراً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ
يَا nida harfidir. مُوسٰٓى münadadır. Müfred alem olup elif üzere mukadder damme ile mebni mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. Nidanın cevabı اَقْبِلْ ‘dır.
Fiil cümlesidir. اَقْبِلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَا تَخَفْ۠ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَخَفْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ cümlesi ta’liliyyedir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْاٰمِن۪ينَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada ba’z manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمِن۪ينَ , sülasi mücerredi أمن olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ
Tefsiriyye olan اَنْ ’i takip eden اَلْقِ عَصَاكَۚ cümlesi, masdar teviliyle önceki ayetteki masdara atfedilmiştir. Masdar-ı müevvel, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Veciz ifade kastına matuf عَصَاكَ izafeti, Hz. Musa’ya ait zamire muzaf olan عَصَا ‘ya, tazim içindir.
Fasılla gelen şart üslubundaki فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ terkibi, masdar-ı müevvel cümlesine فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır.
تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ cümlesi, رَاٰهَا ’deki mef’ûlün halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Tekid ve teşbih harfi كَاَنَّ ’nin dahil olduğu كَاَنَّهَا جَٓانٌّ cümlesi, تَهْتَزّ ’deki failin halidir.
Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
كَاَنَّهَا جَٓانٌّ cümlesinde mürsel mücmel teşbih vardır. Vech-i şebeh hazf edildiği için mücmel, teşbih harfi zikredildiği için mürseldir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi وَلّٰى مُدْبِراً , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مُدْبِراً , fiilin failinden haldir.
وَلَمْ يُعَقِّبْ cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَلّٰى - مُدْبِراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَلَمۡ یُعَقِّبۡۚ - وَلّٰى kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَلَمَّاۤ أَتَىٰهَا cümlesine atfolundu, yani bir de şöyle seslenildi: Bırak o asânı. Bu gibi “fâ”lara fasîha denir, hal delaletiyle hazf olunmuş cümleleri haber verir ki: “Bunun üzerine bıraktı, bırakınca sanki bir yılan imiş gibi oynamaya başladı, öyle oynuyor görünce” demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)
يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Bu cümlede mütekellim Allah Teâlâ, münada Musa’dır (a.s).
Nidanın cevabı olan اَقْبِلْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Hükümde ortaklık nedeniyle nidanın cevabına atfedilen وَلَا تَخَفْ۠ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
يُعَقِّبْۜ - اَقْبِلْ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْاٰمِن۪ينَ car mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu ayetin ikinci cümlesi, hazf edilmiş bir cümlenin devamı ve izahıdır. O cümle, durumu, ona delaletinden dolayı, bir de manasının son derece süratle gerçekleştiğini bildirmek için hazf edilmiştir. Yani Hz. Musa da asayı yere bıraktı; asa, bir uzun yılan oluverdi de hareket etmeye başladı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
الْاٰمِن۪ينَ ’nin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اُسْلُكْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | اسْلُكْ | sok |
|
| 2 | يَدَكَ | elini |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | جَيْبِكَ | koynuna |
|
| 5 | تَخْرُجْ | çıksın |
|
| 6 | بَيْضَاءَ | bembeyaz |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | غَيْرِ | olmaksızın |
|
| 9 | سُوءٍ | bir kusur |
|
| 10 | وَاضْمُمْ | ve çek |
|
| 11 | إِلَيْكَ | kendine |
|
| 12 | جَنَاحَكَ | kanadını (kollarını) |
|
| 13 | مِنَ |
|
|
| 14 | الرَّهْبِ | korkudan (açılan) |
|
| 15 | فَذَانِكَ | işte bunlar |
|
| 16 | بُرْهَانَانِ | iki delildir |
|
| 17 | مِنْ | -nden |
|
| 18 | رَبِّكَ | Rabbi- |
|
| 19 | إِلَىٰ |
|
|
| 20 | فِرْعَوْنَ | Fir’avn’a |
|
| 21 | وَمَلَئِهِ | ve onun adamlarına |
|
| 22 | إِنَّهُمْ | çünkü onlar |
|
| 23 | كَانُوا | olmuşlardır |
|
| 24 | قَوْمًا | bir kavim |
|
| 25 | فَاسِقِينَ | yoldan çıkan |
|
اُسْلُكْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ
Fiil cümlesidir. اُسْلُكْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. يَدَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي جَيْبِ car mecruru اُسْلُكْ filine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karinesi olmadan gelen تَخْرُجْ cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri, إن تسلك يدك تخرج (Elini sokarsan … çıkar) şeklindedir.
تَخْرُجْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بَيْضَٓاءَ kelimesi تَخْرُجْ ’daki failin hali olup fetha ile mansubdur. مِنْ غَيْرِ car mecruru بَيْضَٓاءَ ’daki zamirin haline mütealliktir. سُٓوءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اضْمُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. اِلَيْكَ car mecruru اضْمُمْ fiiline mütealliktir. جَنَاحَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الرَّهْبِ car mecruru اضْمُمْ fiiline mütealliktir.
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ۜ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. İşaret ismi ذَانِكَ mübteda olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. بُرْهَانَانِ mübtedanın haberi olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur.
مِنْ رَبِّكَ car mecruru haberin mahzuf sıfatına mütealliktir. اِلٰى فِرْعَوْنَ car mecruru mahzuf fiile müteallik olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Takdiri, اذهب (Git) şeklindedir. مَلَا۬ئِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانُوا ’nun dahil olduğu isim cümlesi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir.كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. قَوْماً kelimesi كَانُوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur. فَاسِق۪ينَ kelimesi قَوْماً ’nin sıfatı olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاسِق۪ينَ ; sülâsi mücerredi olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُسْلُكْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müstenefe olan تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ cümlesi, takdiri …إن تسلك يدك تخرج (Elini sokarsan …) olan şartın cevabıdır. ف karinesi olmadan gelen cümle, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
بَيْضَٓاءَ kelimesi تَخْرُجْ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ car mecruru, تَخْرُجْ ’deki failin mahzuf ikinci haline mütealliktir. Yanlış anlamaya mahal vermemek için yapılan tetmim ıtnâbıdır.
اُسْلُكْ - تَخْرُجْ kelimelerinde ise tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ
Cümle, atıf harfi وَ ’la … اُسْلُكْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اضْمُمْ fiiline müteallik car mecrur اِلَيْكَ , ihtimam için mef’ûl olan جَنَاحَكَ’ye takdim edilmiştir.
اضْمُمْ fiiline müteallik car mecrur مِنَ الرَّهْبِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
مِنَ الرَّهْبِ sözündeki مِنَ harfi ibtidaiye için, اِلَيْكَ sözündeki إلى harfi mecâzî intihâ içindir. مِنَ الرَّهَبِ sözü ولّى مُدْبِرًا sözüne mütealliktir. مِنَ harfi ta’lil içindir. Korku sebebiyle arkasına dönüp kaçtı, demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
واضْمُمْ إلَيْكَ جَناحَكَ cümlesi, korkudan uçmasından bedel olarak kuşun halini temsil eder. Burada جَنَاحَ kelimesi mecâzi mürseldir. Bu kelimeden maksat insanın elidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ [Elini kendine çek] cümlesinde kanat manasındaki جَنَاحَ kelimesi, el manasındaki يَدَ kelimesinden kinaye olarak kullanılmıştır. Çünkü insanın eli, kuşun kanadı gibidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ellerini yapıştırmak deyiminden, asa yılana dönüşürken yiğitlik ve cesaret göstermek murat edilmiş de olabilir. Bu da kuşun durumundan istiare edilmiştir. Çünkü o korktuğu zaman kanatlarını açar, emin olup da rahatladığı zaman onları indirir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl;Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cenab-ı Hakk'ın وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ ifadesine gelince, bu konuda en güzel sözü söyleyen, Keşşâf sahibi olup, o şöyle demiştir: "Bunun iki anlamı vardır:
a) Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s) için asayı yılan haline çevirince, Hz. Musa (a.s) dehşete kapıldı ve tedirgin oldu, korktu. Bir şeyden korkan kimsenin yaptığı gibi eliyle ondan korunmaya, sakınmaya çalıştı. Bunun üzerine ona, “Elinle ondan korunmada, düşmanlarına karşı senin için bir zillet ve nakısa (kusur) bulunmaktadır. Onu attığında o nasıl yılan haline geliyorsa aynı şekilde, elinle sakınacağın yerde onu koltuğunun altına sok. Sonra da şu iki şeyin meydana gelmesi için, onu bembeyaz çıkarıver.. Bu iki şey de sana karşı bir nakısa (kusur) olan şeyden sakınma ve bir başka mucize izhar etme... Buradaki cenah kelimesinden maksat, eldir. Çünkü insanın iki eli, kuşun iki kanadı mesabesindedir. Kişi, sağ elini sol koynuna soktuğunda, kanadını kendine yapıştırmış olur.
b) “Kanadın kendine çekilmesi”yle, kuşun davranışından istiare yapılarak, asanın yılana çevrilmesi sırasında titreyip korkmasın diye, Hz. Musa’nın (a.s) serinkanlı olması, kendine hakim olması ve metin, cesur davranmasıdır. Çünkü kuş korktuğunda, iki kanadını yayar ve onları salıverir. Aksi halde ise kanatları gövdeye yapışık ve kendine doğru çekilmiş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)
فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ۜ
فَ , istînâfiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Uzak için kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare sanatı vardır. ذَانِكَ ile iki burhana işaret edilmiştir. Böylece mucizeler, elle tutulur maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مِنْ رَبِّكَ car-mecruru, haber olan بُرْهَانَانِ ‘nin mahzuf ilk sıfatına, اِلٰى فِرْعَوْنَ car-mecruru ise mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatların hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكَ izafetinde, Hz. Musa’ya ait zamirin رَبِّ ismine izafesi ona destek ve teşrif içindir.
وَمَلَا۬ئِه۪ۜ , tezayüf nedeniyle اِلٰى فِرْعَوْنَ ‘ye atfedilmiştir.
A’cemî alem olan فِرْعَوْنَ kelimesi kesra yerine fetha almıştır.
مَلَا۬ئِه۪ۜ izafeti, hem muzaf hem muzafun ileyhin tahkiri içindir.
İşaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ذَ ٰلِكَ ve ذَانِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 57, s. 190)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yani bu asa mucizesi ile beyaz el mucizesi, firavuna ve adamlarına gösterilmek üzere Rabbin tarafından verilmiş kesin ve gayet açık iki delildir. Çünkü onlar, zulüm ve düşmanlık sınırları dışına çıkmış bir güruh olmuşlardır. Bundan dolayı da seni bu iki kesin ve parlak mucize de kendilerine göndermemize müstahak olmuşlardır. فَذَانِكَ kelimesi şeddesiz ve şeddeli okunmuştur; şeddesiz olan ذَاك ’nin, şeddeli olan ise ذلك ’nin tesniyesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem cümlelerdir.
فَاسِق۪ينَ kelimesi, قَوْماً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
قَوْماً ’in ism-i fail kalıbında gelen فَاسِق۪ينَ ile sıfatlanması, bu özelliğin devamlı olduğuna, fasıklığın onlarda sabit olduğuna, onlardan hiçbir şekilde ayrılmadığına işaret etmiştir.
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Tevbe Suresi, 120-121) (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
İsm-i failin önünde كان yardımcı/nakıs fiili bulunursa, şimdiki veya geniş zaman hikayesi için kullanılır. İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007), s. 55-90 Arapçada İsm-i Fâil Ve İşlevleri)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ ٣٣
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَتَلْتُ مِنْهُمْ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
قَتَلْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru نَفْساً ’nin mahzuf haline mütealliktir. نَفْساً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَقْتُلُونِ fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Hz. Musa’nın sözlerini bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
رَبِّ nidası, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda taleb’i inşaî isnaddır.
Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi ve muzâfun ileyh mahzuftur. Nida harfinin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Münada konumundaki رَبِّ izafetinde kesra mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır.
Veciz ifade kastına matuf bu izafette, Hz. Musa’nın kendisine ait zamiri رَبِّ ismine izafe ederek seslenişi, onun Allah Teâlâ’dan destek ve inayet beklediğinin işaretidir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Hz. Musa’nın, sözlerini اِنَّ ile tekid etmesi, muhatabını ikna etmek veya inandırmak maksadıyla değil, kendi duygularını, korkusunu, pişmanlığını dile getirmek maksadıyladır.
اِنَّ ’nin haberi قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan نَفْساً ’in, mahzuf mukaddem haline müteallik مِنْهُمْ car mecruru, siyaktaki önemine binaen zil-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
نَفْساً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve tek manasında adede işaret eder.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen قَتَلْتُ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
فَ ile اِنَّ ’nin haberine atfedilen فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. , Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mazi sıygadan muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Nidanın cevabı, haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَقْتُلُونِ cümlesi, masdar teviliyle اَخَافُ fiilinin mef’ûlu konumundadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fiilin sonundaki نِ vikaye, esre ise fasıla gözetilerek hazfedilen mütekellim ي ’sından ivazdır.
قَتَلْتُ - يَقْتُلُونِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi, 1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu, dua manasında bir tarizdir (imadır, üstü kapalı bir sözdür). Ve kardeşi Harun'un kendisini desteklemesini istemeye bir mukaddimedir (giriştir). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَاناً فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءاً يُصَدِّقُن۪يۘ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ ٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَخِي | ve kardeşimi |
|
| 2 | هَارُونُ | Harun |
|
| 3 | هُوَ | o |
|
| 4 | أَفْصَحُ | daha fasihtir (güzel konuşur) |
|
| 5 | مِنِّي | benden |
|
| 6 | لِسَانًا | dil bakımından |
|
| 7 | فَأَرْسِلْهُ | onu gönder |
|
| 8 | مَعِيَ | benimle beraber |
|
| 9 | رِدْءًا | bir yardımcı olarak |
|
| 10 | يُصَدِّقُنِي | beni doğrulayan |
|
| 11 | إِنِّي | zira ben |
|
| 12 | أَخَافُ | korkuyorum |
|
| 13 | أَنْ | diye |
|
| 14 | يُكَذِّبُونِ | beni yalanlayacakla |
|
Fesaha فصح : فَصْحٌ bir şeyin kendini bulandıracak olan şeylerden arı, hâlis hale gelmesidir. Temelde kök anlamı sütle alakalıdır. Müstear olarak فَصُحَ fiili anlaşılır bir dille konuşmak anlamında; if'al babındaki أفْصَحَ formu ise Arapça konuşmak anlamında kullanılmıştır.
Yine فَصِيحٌ sözcüğü konuşabilen, أعْجَمِيٌّ sözcüğü ise konuşamayan demektir.(Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece bu ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekli fasihtir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَاناً فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءاً يُصَدِّقُن۪يۘ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخ۪ي mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰرُونُ kelimesi اَخ۪ي ‘dan atf-ı beyan olup damme ile merfûdur.
هُوَ اَفْصَحُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَفْصَحُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. مِنّ۪ي car mecruru اَفْصَحُ ’ya mütealliktir. لِسَاناً temyiz olup fetha ile mansubdur.
فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.
اَرْسِلْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَعِيَ mekân zarfı فَاَرْسِلْهُ fiiline mütealliktir. رِدْءاً kelimesi اَرْسِلْهُ ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur. يُصَدِّقُن۪يۘ cümlesi, رِدْءاً ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
يُصَدِّقُن۪ي damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyezdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسِلْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
يُصَدِّقُن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi صدق ’dır.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَفْصَحُ ; ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُكَذِّبُونِ fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُكَذِّبُونِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَاناً
Önceki ayeteki nidanın cevabına matuf olan bu ayette ilk cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hz. Musa’nın duası devam etmektedir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
هٰرُونُ, mübteda olan اَخ۪ي ’den bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müsned olan هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَاناً cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidî kelamdır.
Müsned olan اَفْصَحُ, ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
لِسَاناً , temyizdir.
Cümle, haberî üslupta geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Arapçada bir kelime veya cümle ifade edilişi itibariyle ek bir açıklamaya ihtiyaç duyabilir. Açıklanmaya ihtiyaç duyan müphem isim veya cümleye yapılan ek izahat, o müphem kelime veya cümlenin açıklayıcısı manasında temyizi, başka bir deyişle mümeyyizi olur. (Halil İbrahim Karaöz, Arap Dili Gramerinde Temyiz)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءاً يُصَدِّقُن۪يۘ
فَ sebebi müsebbebe bağlamak için rabıtadır. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
اَرْسِلْهُ ’deki mef’ûlün hali olan رِدْءاً kelimesi bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
رِدْءاً masdardır. Mef’ûl manasında, mef’ûliyet alakasıyla mecâzî isnaddır.
يُصَدِّقُن۪ي cümlesi رِدْءاً için sıfattır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Fiilin sonundaki نِ vikaye, esre ise mütekellim zamirinden ivazdır.
رِدْءاً aslında yardım edilen şeydir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنّ۪ٓ ’nin haberi olan اَخَافُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُكَذِّبُونِ cümlesi, masdar teviliyle اَخَافُ fiilinin mef’ûlun bihi konumundadır.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُكَذِّبُونِ fiili, تفعيل babındadır. Bu babın fiile kattığı en belirgin anlam, kesrettir. يُكَذِّبُونِ fiilinin sonundaki نِ vikaye, esre ise fasıla gözetilerek hazfedilen mütekellim يۘ ’sından ivazdır.
يُصَدِّقُن۪يۘ - يُكَذِّبُونِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Ayetteki haber üslubunda gelen cümleler dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla lüzûmiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel mürekkebtir.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sarih masdar yerine masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi, açık masdarın bir olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa bu ayette yalanlamanın bir kere gerçekleştiği manası murad edilmemiş, teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 283 - Saff Suresi, 3)
Bu istek ilk önce Musa'nın (a.s) tebliğden kaçmak istemediğini fakat kardeşinin desteğini istediğini gösteren açık bir delildir. İkinci olarak da Allah’tan bir yardımcı değil, kardeşini kendisine yardımcı yapmasını istediğini gösterir. Çünkü onun eminliğini, Allah'a ve kendisine karşı olan dürüstlüğünü ve samimiyetini, dilinin belâgatını biliyordu. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tasdikin Harun'a isnad edilmesi mecâz-ı aklîdir. Çünkü buna sebeptir ve asıl tasdik edenler, Musa'nın getirdiklerinde doğru (sadık) olduğunu bilenlerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
إنِّي أخافُ أنْ يُكَذِّبُونِ cümlesi Harun'dan (a.s) yardım istemek için ta'lildir. Yani bu ikincisi yalanlamadan dolayı bir korkudur, ilki ise öldürülmeden dolayı bir korku idi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ ٣٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Allah) dedi ki |
|
| 2 | سَنَشُدُّ | kuvvetlendireceğiz |
|
| 3 | عَضُدَكَ | senin pazunu |
|
| 4 | بِأَخِيكَ | kardeşinle |
|
| 5 | وَنَجْعَلُ | ve vereceğiz |
|
| 6 | لَكُمَا | size |
|
| 7 | سُلْطَانًا | bir yetki |
|
| 8 | فَلَا | asla |
|
| 9 | يَصِلُونَ | onlar erişemeycekler |
|
| 10 | إِلَيْكُمَا | size |
|
| 11 | بِايَاتِنَا | ayetlerimiz sayesinde |
|
| 12 | أَنْتُمَا | ikiniz |
|
| 13 | وَمَنِ | ve kimseler |
|
| 14 | اتَّبَعَكُمَا | size uyan |
|
| 15 | الْغَالِبُونَ | üstün geleceksiniz |
|
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli سَنَشُدُّ عَضُدَكَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَشُدُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. عَضُدَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِاَخ۪يكَ car mecruru نَشُدُّ fiiline müteallik olup harf ile irablanan harf olduğundan cer alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. نَجْعَلُ damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَكُمَا car mecruru amili نَجْعَلُ ’nün mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. سُلْطَاناً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَصِلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكُمَا car mecruru يَصِلُونَ fiiline mütealliktir.
بِاٰيَاتِنَا car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, اذهب (git) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir اَنْتُمَا mübteda olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّـبَعَكُمَا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اتَّـبَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الْغَالِبُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
اتَّـبَعَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
غَالِبُونَ , sülasi mücerredi غلب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Musa’dır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Fiile dahil olan istikbal harfi سَ , ayette Allah Teâlâ’nın, Hz. Musa’ya vaadi söz konusu olduğu için tekid ifade eder.
Veciz anlatım kastıyla gelen, عَضُدَكَ ve اَخ۪يكَ izafetlerinde Hz. Musa’ya ait zamire muzâf olan عَضُدَ ve اَخ۪ tazim edilmiştir.
وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur لَكُمَا ihtimam için ilk mef’ûl olan سُلْطَاناً ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan جْعَلُ fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
سُلْطَاناً ‘deki nekrelik tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik nev ifade eder.
سَنَشُدُّ ve نَجْعَلُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَا cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf بِاٰيَاتِنَاۚ izafetinde, Azamet zamirinin بِاٰيَاتِ ile izafeti, ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ [Pazunu kardeşinle güçlendireceğiz] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Sebep söylenmiş netice kastedilmiştir. Çünkü pazunun kuvvetlendirilmesi, elin kuvvetlendirilmesini gerektirir. Elin kuvvetlendirilmesi kuvvetin bulunmasını gerektirir. Şihâb şöyle der: “Bu cümlenin istiare-i temsiliyyeden olması mümkündür. Musa'nın, kardeşiyle desteklenme hali, elin, kuvvetli bir elle takviye edilmesi haline benzetilmiştir.” (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِاٰيَاتِنَاۚ mahzûfa mütealliktir yani ayetlerimizle gidin demektir. Ya da نَجْعَلُ ’ye mütealliktir. Yani sizi ayetlerimizle üstün kılacağız ya da لَا يَصِلُونَ 'nin manasına mütealliktir ki size sokulamayacaklardır demektir. Ya da بِاٰيَاتِنَا kasemdir, cevabı da لَا يَصِلُونَ ’dir. Ya da اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ cümlesindeki غَالِبُونَ lafzını açıklamaktadır. Şu manaya ki onun açıkladığı şeye mütealliktir. Ya da onun sılasıdır ki o zaman الْغَالِبُونَ ’deki lâm tarif için olur, ألذي manasına olmaz. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
والشَّدُّ bağlamaktır. Kastedilen ise kardeşinin Musa’yı (a.s.) belâgatıyla desteklemesidir. Dolayısıyla bu mananın الشَّدِّ ile ifadesi mecaz-ı aklî babına mülhak olduğu içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
“Korkudan açılan kollarını kendine çek. Cenahtan kastedilen iki koldur. Bu emir, iki manaya işaret eder: Birincisi, bu yerde muhabbet ve sevgiden korkup kaçma da kollarını kavuşturup emre hazır ol. İkincisi; herhangi bir korku durumundan da kaçma, etrafını derle topla, cesaret göster demektir. İşte bu ikisi, asa ile beyaz el ki, birisi korkutur, birisi aydınlatır ve teşvik eder. Ve sizin için bir kudret ve saltanat vereceğiz. Yani büyük bir sataşma ve galibiyet kuvveti vereceğiz de ikinize de erişemeyecekler. Ne el uzatabilecekler ne de manen ve maddeten, ilim ve delil yönünden derecenize ulaşabilecekler.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Mübteda ve haberden müteşekkil cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mübtedaya matuf olan مَنِ , müşterek ism-i mevsûlünun sıla cümlesi olan اتَّـبَعَكُمَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الْغَالِبُونَ haberdir. Müsnedin ال takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.
اَنْتُمَا ’nın haberi olan الْغَالِبُونَ , ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
سَنَشُدُّ - سُلْطَاناً - غَالِبُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Hayat bazen, hz. Musa’nın soğuk bir gecede, yolunu kaybettiği bir sırada, uzaklarda bir ateş görmesi gibidir. Bilinmezlikle karşılaşınca korkuyla dolması ama Allah’ın rahmetiyle korkusunun dindirilmesi gibidir. Kaçtığı yere, önemli bir görev için geri gönderilmesi ve duası üzerine kardeşinin de yanına yardımcı olarak verilmesi gibidir.
Belirsiz başlangıçlara adım atmak zordur. Çaldığımız kapının ne zaman açılacağını ve kapının ardında neler olduğunu bilmeden beklemek zordur. Zira, bilinmezlik insanı korkutur, üzer ya da endişelendirir. Halbuki, o bulunduğu yerden belirsizliğe bakarken, Allah katında her şey belirlidir. Kula düşen, O’na güvenmektir.
Korkuların, üzüntülerin, kapıların kapanmasının ardından, Rahman ve Rahim olan Allah yeni bir kapı açar. Hava kapandığında sanki bulutlar hiç dağılmayacakmış, masmavi gökyüzünü bir daha hiç görmeyecekmiş gibi hissederken bulutlar dağılmaya başlar. Güneş tekrar ışıldayınca, gökyüzünün maviliği göz doldurur. Sanki hiç gitmemiş gibidir.
Şüphesiz; belirsizliklere ve zorluklara karşı gösterilen sabır ve o sabırla beraber edilen dualar, Allah'ın izni ile kul için çok daha güzel hayırlara hazırlık dönemidir.
Ey bilinmezlerin ve bilinenlerin Rabbi olan Allahım! Belirsizliklerin karşısında, huzursuzlanan nefsimizin sabırsızlığını dindir. Nefsimizin bitmek bilmez hesaplarıyla yorulan zihnimizi dinçleştir. Nefsimizin sebep olduğu kavgalardan yorulan kalbimizi ise uyandır. Öyle ki; kapanan kapıların üzüntüsü değil de, rahmetin ile açılacakların sevinci ve heyecanı meşgul etsin bizi. Ömrümüzün her döneminde nice hayırlı rahmet kapılarını aç üzerimize. Yar ve yardımcımız ol, her bilinmezlik anımızda. Bizi her anında Sana sığınanlardan eyle. Yolumuzu açık, kalbimizi ferah eyle.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji