قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ ١٠٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 3 | النَّاسُ | insanlar |
|
| 4 | قَدْ | muhakkak |
|
| 5 | جَاءَكُمُ | size gelmiştir |
|
| 6 | الْحَقُّ | hak |
|
| 7 | مِنْ | -den |
|
| 8 | رَبِّكُمْ | Rabbiniz- |
|
| 9 | فَمَنِ | kim |
|
| 10 | اهْتَدَىٰ | hidayet bulursa |
|
| 11 | فَإِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 12 | يَهْتَدِي | hidayet bulmuştur |
|
| 13 | لِنَفْسِهِ | kendi yararına |
|
| 14 | وَمَنْ | ve kim de |
|
| 15 | ضَلَّ | sapıtırsa |
|
| 16 | فَإِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 17 | يَضِلُّ | sapıtmıştır |
|
| 18 | عَلَيْهَا | kendi aleyhine |
|
| 19 | وَمَا | değilim |
|
| 20 | أَنَا | ben |
|
| 21 | عَلَيْكُمْ | sizin üzerinize |
|
| 22 | بِوَكِيلٍ | bir vekil |
|
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. النَّاسُ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı, قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ ‘dir.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْحَقُّ fail olup damme ile merfudur. مِنْ رَبِّكُمْ car mecruru جَٓاءَكُمُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنِ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اهْتَدٰى şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden anlamında olup, buradaki ma-i kâffeden kasıt ise إنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan ما demektir.
يَهْتَد۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لِنَفْسِه۪ car mecrur يَهْتَد۪ي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
يَهْتَد۪ي fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ‘dir.
İftial babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
ضَلَّ şart fiili olup, fetha üzerine mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden anlamında olup, buradaki ma-i kâffeden kasıt ise إنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan ما demektir.
يَضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْهَا car mecruru يَضِلُّ fiiline mütealliktir.
وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ
وَ atıf harfidir. مَٓا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اَنَا۬ munfasıl zamir مَٓا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكُمْ car mecruru وَك۪يلٍ ‘e mütealliktir. بِ harf-i ceri zaiddir. وَك۪يلٍ lafzen mecrur, مَٓا ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.
Zaid olan مِنْ harfi ceri لَيْسَ ’ye benzeyen مَا ’dan sonra geldiğinde umumiyetle “hiç” (istiğrak manası) ifade eder. Buradaki zaid olan مِنْ harfi cerinin istiğrak manası ifade etmesi cümlenin başına لَيْسَ ’ye benzeyen nefy مَا ’sının gelmesinden dolayıdır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَك۪يلٍ mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir. Nida; heyecan uyandırır, dikkat çeker, muhatabı dinlemeye teşvik eder.
النَّاسُ , münadadan bedeldir. atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Nidanın cevabı olan قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ cümlesi, قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, talebî kelamdır.
قَدْ , mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
Önceki ayetteki lafz-ı celâlden Rab ismine geçişte iltifat sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكُمْ izafetinde, muzâfun ileyh olan كُمْۚ zamirinin ait olduğu kişiler şan ve şeref kazanmıştır.
جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ , ifadesinde الْحَقُّ kişileştirilmiştir. Ölüm, bir şahıs özelliği olan uyarma anlamındaki حَذَرَ ‘ya izafe edilerek iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
جَٓاءَكُمُ fiilinin الْحَقُّ ‘ya isnad edilmesi istiare sanatıdır. Hak, canlılara mahsus olan gelmek fiilinin faili yapılarak, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Hak, iradesiyle hareket eden bir kişiye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.
Allah’tan bir tebliğ olduğuna uyarmak için قُلْ ile başlamıştır. Bu tebliği almaya O daha layıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ
Şart üslubunda gelen terkip فَ atıf harfiyle nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart cümlesi olan مَنِ اهْتَدٰى , İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Şart ismi مَنِ , mübtedadır.
Haber konumundaki اهْتَدٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ cümlesi şartın cevabıdır. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Fiille car mecrur arasındaki kasr, يَهْتَد۪ي maksûr/sıfat, لِنَفْسِه۪ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Hidayet üzere olmanın, insanın sadece kendi menfaatine olduğu vurgulanmıştır.
Aynı üslupta gelen وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart cümlesi olan مَنْ ضَلَّ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. Şart harfi olan مَنِ mübtedadır.
Haber konumundaki ضَلَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا cümlesi şartın cevabıdır. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr, fiille car mecrur arasındadır. يَضِلُّ maksûr/sıfat, عَلَيْهَا maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan birbirine atfedilmiş iki terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümleler, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ cümlesiyle وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ cümlesi arasında güzel bir mukabele sanatı vardır.
اِنَّمَا ve مَنِ ’lerin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr, ضَلَّ - يَضِلُّ ve يَهْتَد۪ي - اهْتَدٰى gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. Ayrıca maziden muzariye geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَلَيْهَاۚ - لِنَفْسِه۪ۚ ve ضَلَّ - اهْتَدٰى gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayette iki kez اِنَّمَا edatı ile gelen kasr üslubu ifadeye kuvvet kazandırmıştır.
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ tevhid, nübüvvet ve ahiretle ilgili delilleri iyice izah edip, bu surenin sonunu da yaratma, yoktan var etme, tekvîn ve ibdâda zatının tek olduğuna delalet eden bu açıklamalarla süsleyince, bu sureyi çok kıymetli ve yüce olan bu ifadelerle hitama erdirmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ
Ayetin son cümlesi nidanın cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
مَٓا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. Müsned olan بِوَك۪يلٍ ’deki tekid ifade eden بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zâiddir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْكُمْ car-mecruru, konunun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için amili olan بِوَك۪يلٍ ’ e takdim edilmiştir.
Fiil gibi amel eden بِوَك۪يلٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بِوَك۪يلٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid بِ harfi de olumsuzluk anlamını artırmıştır. Bunun hiç bir ihtimali olmadığını ifade eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Olumlu cümlelerde لِ harfinin tekid ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَٓا 'nın haberinin başında gelen بِ harfinin de tekid bildirdirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)
Menfi isim cümlesiyle gelmesi, bu hükmün kalıcılığına ve her halükârda istikrarlı olduğuna delalet etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Berâat-i intehâ mahiyetindeki bu ayet, surenin sonuna işaret etmektedir.