وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٠٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنْ | eğer |
|
| 2 | يَمْسَسْكَ | sana verirse |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | بِضُرٍّ | bir sıkıntı |
|
| 5 | فَلَا | yoktur |
|
| 6 | كَاشِفَ | giderecek |
|
| 7 | لَهُ | onu |
|
| 8 | إِلَّا | başka |
|
| 9 | هُوَ | O’ndan |
|
| 10 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 11 | يُرِدْكَ | senin için dilerse |
|
| 12 | بِخَيْرٍ | bir iyilik |
|
| 13 | فَلَا | yoktur |
|
| 14 | رَادَّ | geri çevirecek |
|
| 15 | لِفَضْلِهِ | O’nun lütfunu |
|
| 16 | يُصِيبُ | verir |
|
| 17 | بِهِ | bunu |
|
| 18 | مَنْ | kimseye |
|
| 19 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 20 | مِنْ | -ndan |
|
| 21 | عِبَادِهِ | kulları- |
|
| 22 | وَهُوَ | ve O |
|
| 23 | الْغَفُورُ | bağışlayıcıdır |
|
| 24 | الرَّحِيمُ | merhamet edicidir |
|
104-109.Ayetlerin Tefsiri;
Peygamberlerin görevi Allah tarafından bildirileni olduğu gibi insanlara tebliğ etmek ve ilâhî mesajın doğru anlaşılması için gereken çabayı sarfedip insanları aydınlatmaya çalışmaktır (105. âyetteki “hak din” diye çevirdiğimiz “hanîf” kelimesinin açıklaması için bk. Bakara 2/135). İnsan bir taraftan kendi sorumluluğunu göz ardı etmeden üzerine düşeni yerine getirmeye çalışırken, bir taraftan da hiçbir güç ve iradenin yüce Allah’ın güç ve iradesine sınır getiremeyeceğinin bilincinde olmalı ve yalnız O’ndan yardım dilemeli, O’na sığınmalıdır.
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَمْسَسْكَ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ fail olup damme ile merfudur. بِضُرٍّ car mecruru يَمْسَسْكَ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. İsmini nasb, haberini ref eder.
كَاشِفَ kelimesi لَا ’nın ismi olarak fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لَهُٓ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
اِلَّا istisna harfidir. Munfasıl zamir هُوَ mahzuf haberin zamirinden bedeldir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi: başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَاشِفَ kelimesi sülâsî mücerredi كشف olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ
وَ atıf harfidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُرِدْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِخَيْرٍ car mecruru يُرِدْ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir
لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. İsmini nasb haberini ref eder.
رَٓادَّ kelimesi لَا ’nın ismi olarak fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لِفَضْلِ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُرِدْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
رَٓادَّ kelimesi, sülâsi mücerredi ردد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. يُص۪يبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪ car mecruru يُص۪يبُ fiiline mütealliktir. مَنْ müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mef’ûlu bihi mahzuftur. Takdiri, إصابته أو ضرّه şeklindedir. مِنْ عِبَادِ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُص۪يبُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْغَفُورُ haber olup damme ile merfûdur. الْغَفُورُ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ kelimeleri mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Ayetin öncesindeki insanlara hitaptan, müfred muhatab zamire dönülmesinde iltifat sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi müminleri uyarmak ve emre itaate teşvik amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
بِضُرٍّ bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ cümlesinde istiare sanatı vardır. مَسَّ kelimesi, aslında elini bir cisim üzerine koymaktır. İsabet veya hafif bir isabet için müstear olmuştur. Allah’ın imtihan için bir kimseye zarar murad etmesi, bir şeyin dokunularak etkilenmesine benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Sebep-müsebbep alakasıyla mecazı mürseldir.
مَسَّ fiili azlığa, بِضُرٍّ kelimesindeki nekrelik, muayyen olmayan cinse, kesrete ve kıllete işaret eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَ , cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. كَاشِفَ , cinsini nefyeden لَا ’nın ismidir. Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. لَهُٓ ’nun müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
اِلَّا istisna edatı, müstesna olan هُوَ ise cinsini nefyeden لَا ‘nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir.
Nefy harfi لَا ve istisnâ harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, cümleyi tekit etmiştir. Kasr, لَا ’nın ismiyle bedel arasındadır. كَاشِفَ maksur- sıfat, هُوَ maksurun aleyh- mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani ‘Sadece kâşif olan odur, başka kâşif yoktur’ demektir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
كَاشِفَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden kasrla tekit edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ, zarar dokundurmadan bahsedince, bu zararı kendisinden başka giderecek kimsenin bulunmayacağını da beyan etmiştir ki bu, O’nun zararları gidereceğine delalet eder. Çünkü, olumsuzluktan yapılan istisna, isbat ifade eder. O, hayrı zikrederken de, “ben onu def ederim” dememiş, aksine “Kimse onu geri çeviremez” demiştir ki bu da hayrın zat gereği matlub, şerrin de arızî olarak matlub olduğuna delalet eder. Nitekim Cenab-ı Hak, bir hadis-i kudsîsinde, “Rahmetim, gazabımı geçmiştir” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
المَسُّ kelimesi hakikatte elini bir cisim üzerine koymaktır. Burada isabet manasında mecaz-ı mürsel olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan يُرِدْكَ بِخَيْرٍ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يُرِدْكَ fiiline müteallik olan بِخَيْرٍ car-mecrurundaki nekrelik, muayyen olmayan cinse, kesrete ve kıllete işaret eder.
خَيْرٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ , cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. رَٓادَّ , cinsini nefyeden لَا ’nın ismidir. Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. لِفَضْلِه۪ۜ car-mecrurunun müteallakı olan لَا ’nın haberi, mahzuftur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لِفَضْلِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır.
يُرِدْكَ ve رَٓادَّ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır.
ضُرٍّ - خَيْرٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
ضُرٍّ - خَيْرٍ kelimelerinin nekre gelişi azlık ve çokluk için yerinde, isabetli bir neviyyet içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ ve وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ cümleleri arasında hoş bir mukabele sanatı vardır. Bu da edebi sanatlardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ [Eğer sana bir hayır isterse reddedecek yoktur, def edecek de yoktur O’nun lütfunu] sana murad ettiği şeyi. Belki de her ikisi birbirine bağlı olmakla beraber hayırla birlikte iradeyi, zararla beraber de dokunmayı zikretmesi şuna dikkat çekmek içindir ki, hayır doğrudan murad edilmiştir, zarar ise onlara dolaylı olarak dokunmuştur. لِفَضْلِه۪ ‘ın zamir yerine kullanılması şunu göstermek içindir ki Allah onlara murad ettiği hayrı lütfundan vermektedir, hak ettikleri için değil. Bundan istisna da yapmamıştır çünkü Allah'ın muradını çevirmek mümkün değildir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِه۪ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
يُص۪يبُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْ عِبَادِه۪ۜ car-mecruru, sıla cümlesindeki mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Zamirin ve halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf عِبَادِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması عِبَادِ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
يُص۪يبُ بِه۪ ifadesinde istiare sanatı vardır. بِه۪ ‘deki zamirin aid olduğu خَيْرٍ , isabet etme manasındaki يُص۪يبُ fiiline isnad edilerek, hedefine ulaşan bir oka benzetilmiştir. Bu mübalağalı üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada sarih olarak isabet (başa getirmek, ulaştırmak) fiilinin kullanılması, hayır tarafına daha önem verdiğini göstermek içindir. Yani Allah (c.c) kullarından dilediği kimseyi kendi lütfundan sınırsız ve muntazam hayırlara erdirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
Ayetin son cümlesi يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Hasr kastedilerek bu iki isim marife olarak gelmiştir. Sadece Allah Teâlâ bu iki vasıfta kemâl derecededir. Bu iki vasıfta kemâl dereceye sahip olan Allah Teâlâ’dan başka hiçbir varlık yoktur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 24)
Müsnedin الْ takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında وَ olmadan gelmesi, bu vasıfların ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir.
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ kelimelerinin ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır. Her ikisi de mübalağa ifade eden sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.
Mübalağalı ism-i fail kalıbı, bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Cümle, mesel tarikinde olmayan tezyîldir. Tezyîl, anlamı tekid eden ıtnâb sanatıdır.
Ayetin bu son cümlesi, ufak değişiklerle birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, c. 7, s. 314)
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ - خَيْرٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.