Lokman Sûresi 6. Ayet

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ  ٦

İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمِنَ ve
2 النَّاسِ insanlardan ن و س
3 مَنْ kimi
4 يَشْتَرِي satın alır ش ر ي
5 لَهْوَ boş ل ه و
6 الْحَدِيثِ hadisi (sözü) ح د ث
7 لِيُضِلَّ saptırmak için ض ل ل
8 عَنْ -ndan
9 سَبِيلِ yolu- س ب ل
10 اللَّهِ Allah’ın
11 بِغَيْرِ olmaksızın غ ي ر
12 عِلْمٍ bilgisi ع ل م
13 وَيَتَّخِذَهَا ve onu edinmek için ا خ ذ
14 هُزُوًا alay konusu ه ز ا
15 أُولَٰئِكَ işte
16 لَهُمْ onlara vardır
17 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
18 مُهِينٌ küçük düşürücü ه و ن
 

Dünyada maddî haz ve mutluluktan başka gayeleri olmayan insanlar, başkalarını da bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak, alıkoymak, boş şeylerle uğraşmak maksadıyla akıl ve bilgi temeline dayanmayan anlamsız, içi boş sözlere (veya bir yoruma göre) çalgılı eğlencelere kendilerini kaptırır, hayatın gayesini bunlardan ibaret görür, bunlara para harcar; bunları konuşup bunları dinlerler; Allah’ın hikmetli, anlam yüklü ve dolayısıyla kurtarıcı âyetleri kendilerine okunduğunda ise büyüklenerek bunlara kulak tıkayıp sırt çevirirler. Böylece inançlı ve inkârcı kesimler arasındaki temel bir mantık ve zihniyet farkı ortaya konmaktadır.

Eğlendirici söz” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki lehve’l-hadîs deyimi klasik tefsirlerin çoğunda mûsiki olarak açıklanmış ve bazı tefsirlerde bu âyete dayanılarak şarkı söylemenin, çalgı çalmanın, dinlemenin, bu işin ticaretini yapmanın haram olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu deyimin şirk inancı içeren sözler veya daha genel olarak insanlar için herhangi bir fayda getirmeyen boş ve lüzumsuz konuşmalar olduğu yolunda görüşler de zikredilmektedir (bu görüşler için bk. Taberî, XXI, 60-63). İmam Mâlik bir soru üzerine âyetteki “Allah yolundan saptırmak için” ifadesine dayanarak, “Eğer (müzik) insanı Allah’a karşı görevlerinden alıkoyuyorsa haramdır” demiştir (Kurtubî, XIV, 54). Kurtubî mûsikinin haram olduğu yolunda aktarılan bazı rivayetleri sıraladıktan sonra ünlü fıkıh bilgini Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye (bk. Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 1494) dayanarak kendi görüşünü özetle şöyle belirtir: İnsanların kötü duygularını tahrik eden, haramları öven şarkıların haram olduğu açıktır; ancak bu tür sakıncalar taşımayan mûsiki bayram, düğün gibi sevinçli ve mutlu zamanlarda veya dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyaç duyulduğu durumlarda câizdir (XIV, 55-56).

Bize göre –Taberî’nin de belirttiği gibi (XXI, 63)– lehve’l-hadîs deyiminin özel olarak şarkı ve mûsiki anlamına geldiğine dair âyette herhangi bir işaret bulunmadığına göre bu deyimin anlamını mûsiki olarak sınırlamak doğru değildir. Bu iki âyette özetlenen inkârcı psikoloji ve tavır dikkate alındığında bunun, genel olarak müşriklerin, ilâhî mesajın insanlar üzerindeki etkisini kırmak veya onları alay ve eğlence konusu yapmak için ileri sürdükleri içi boş iddialar, laf cambazlıkları şeklinde yorumlanması uygun olur. Nitekim 6. âyetteki “bi-gayri ilm” (bilgisiz olarak) tabiri de bunu desteklemektedir. Eğer mûsiki, şiir vb. etkinlikler böyle bir kötü amaca alet ediliyorsa bunu yapanlar da âyetteki eleştiri kapsamına girer. Ayrıca burada, sadece o dönemdeki inkârcıların söz konusu tutumları değil, hangi dönemde olursa olsun “Allah’ın yolu”nu tıkama amacına yönelik zihniyet ile bunun ürünü olan tavır, tenkit ve faaliyetler de eleştirilmektedir.

“Tür” diye çevirdiğimiz zevc kelimesi, sözlükte “eş, bir şeyin zıt yönden dengi, eşiti, birleşik varlığın her bir ögesi” anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî kelimeyi, “varlıklar topluluğunu oluşturan her bir tür” anla­mın­da da açıklamış olup (el-Müfredât, “zvc” md.) meâlde bu açıklama dikkate alınmıştır.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 333-334
 

  Hadese حدث :

  حُدُوثٌ bir âraz ya da cevher olsun, bir şeyin başta yok iken sonradan var olmasıdır. إحْداثٌ ise bir şeyi icad etmektir. Duyarak veya vahy yoluyla insana uyanıkken ya da uykusunda gelen her söze حَدِيثٌ adı verilir.

  حادِثَةٌ  başa gelen büyük felakettir ve çoğulu حَوادِثٌ olarak gelir. Mufaale ve tefâul babı formlarındaki kullanımları birlikte ya da karşılıklı olarak konuşmak anlamına gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 36 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri hadis, hâdise, ihdas, havâdis ve muhaddistir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ 

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la  اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  cümlesine matuftur. مِنَ النَّاسِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشْتَر۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَشْتَر۪ي  fiili  ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهْوَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْحَد۪يث  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

لِ  harfi,  لِيُضِلَّ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  يَشْتَر۪ي  fiiline mütealliktir. 

يُضِلَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْ سَب۪يلِ  car mecruru  يُضِلَّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

بِغَيْرِ  car mecruru  يَشْتَر۪ي ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.  عِلْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile  mecrurdur.  وَ  atıf harfidir. 

يَتَّخِذ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  هُزُواً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَشْتَر۪ي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  شري ’dır.

يَتَّخِذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

يُضِلَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ضلل ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ  cümlesi  اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  مُه۪ينٌ  kelimesi  عَذَابٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُه۪ينٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنَ النَّاسِ  car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  

Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Zulüm, satın almak manasındaki  يَشْتَر۪ي  fiiline nisbet edilerek, alınıp satılabilen maddi bir varlığa benzetilmiştir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  لَهْوَ الْحَد۪يثِ  izafetinde, لَهْوَ  sıfat olmasına rağmen  الْحَد۪يثِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Eğlencelik asılsız ve faydasız söz’, yerine [sözün faydasızı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

Sebep bildiren cer harfi lâm-ı ta’lilin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ  cümlesi,  müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel,  يَشْتَر۪ي  fiiline mütealliktir.

Veciz ifade kastına matuf  سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafeti, lafza-i celâle muzaf olan سَب۪يلِ ’in şanı içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette, Allah’ın uluhiyet vasfına dikkat çekmek için Allah ismine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresinde istiare vardır.  سَب۪يلِ  yol demektir (hakiki mana, müstearun minh, yani benzetilen, müşebbehün bih).  Ayette din (müstearun leh yani müşebbeh, benzeyen) manasında müstear lafız olmuştur. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh zikredilmiştir.

وَيَتَّخِذَهَا هُزُواً  cümlesi … لِيُضِلَّ  cümlesine atfedilmiştir.. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

هُزُواً  ’deki nekrelik, tahkir ifade etmektedir.

لَهْوَ  ve  هُزُواً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

لَهْوَ - هُزُواً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi; hidayete rağbet ettirmek için bahse konu olan kişinin adının zikredilmeyip ismi-i mevsûlle anlatılması için olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ  [İnsanlardan öylesi var ki, boş lafı satın alır.] cümlesinde, istiâre-i tasrîhiyye vardır. Bunu yapanların durumu, mal satın alıp zarar eden kimsenin durumuna benzetilmiş ve يَشْتَر۪ي  (satın alır) lafzı istiare-i tasrîhiyye yoluyla,  يستبدل / değiştirir manasında müstear olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

مِنَ النَّاسِ  şeklindeki müsnedin takdimi, acayip haberi dinlemeye teşvik içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Şayet  لَهْوَ الْحَد۪يثِ  yani eğlencenin söze izafe edilmesinin anlamı nedir?” dersen şöyle derim: Bunun anlamı muzāfı beyan etmek olup  مِن  manalı (Yani muzāf ile muzâfun ileyh arasında  مِن ’in var kabul edildiği izafet türü) bir izafettir. Bu izafet, صُفَّةُ خّزٍ (ipek örtü),  بَابُ سجٍ  (tahta kapı) sözleri gibi bir şeyin, kendisinden mamul olduğu şeye muzaf olmasıdır. Buna göre mana,  مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ مِنَ الْحَد۪يثِ  [laftan ibaret bir eğlence satın alan] şeklinde olur; zira eğlence laftan da olur, başka şeyden de olur; burada ‘laf’ diyerek beyan edilmiştir. Laftan maksat da dinen hoş görülmeyen laftır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu ayette  لَهْوَ  ve  لَهْوَ الْحَد۪يثِ  kavramları açıklandıktan sonra ayetin nüzul sebepleri zikredilmektedir. Bu ayet Nadr b. Hâris hakkında nazil olmuştur. Nadr b. Hâris ticaretle uğraşırdı. İran’a gider, acemlerin haberlerini -bazı rivayetlerde acemlerin kitaplarını satın alır ve onları Kureyş’e anlatarak: Muhammed size Ad ve Semud kavmini anlatıyor. Ben de size Rüstem, İsfendiyar ve Kisraların haberlerini anlatıyorum derdi. 

Sâmerrâî’ye göre bu ayete her ne kadar nüzul sebebi zikredilmiş olsa da ayetin sadece bu nüzul sebebiyle ve hakkında indiği kişiyle sınırlandırılması doğru değildir. Çünkü ayet, zikredilen vasfı taşıyanların genelini kapsamaktadır. لَهْوَ, iyilikten alıkoyan her batıldır.  لَهْوَ الْحَد۪يثِ  ise eğlenmek için anlatılan aslı esası olmayan efsaneler, sözler ve hurafelerdir. Şarkı ve kötü söz söylemek de  لَهْوَ الْحَد۪يثِ ’ten sayılmıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 341)

لَهْوَ الْحَد۪يثِ : Aslı olmayan sözler, boş efsaneler, komik laflar ve anlamsız konuşmalar gibi insanı oyalayan ve işinden alıkoyan şeylerdir.

الْحَد۪يثِ  ise az ya da çok söz için kullanılır. Çünkü söz, azar azar oluşur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Taberi, ayet-i kerimede zikredilen “boş söz”den maksadın, kişiyi Allah yolundan alıkoyan ve Allah ve Resulü tarafından yasaklanan her türlü söz olduğunu söylemiş ve ayet-i kerimenin umumî olan ifadesinin bunu gerektirdiğini beyan etmiştir. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)

اشترى لهوالحديث  ifadesinde istiare vardır. Burada satın alma manasındaki إشترى  ile kastedilen, bir şeyi diğer bir şeyle değişmektir. Bir şeyi, satmak da böyledir. O da bir şeyi diğeriyle değişmek anlamındadır. Buna göre, bu sözle yerilen şey, sanki eğlendirici sözü (لَهْوَ الْحَد۪يثِ) dinlemeyi, Kur'an dinlemeye, onun adabıyla edeplenmeye, onun sebeplerine yapışmaya tercih etmektir. لَهْوَ الْحَد۪يثِ  ifadesinin içine şarkı-türkü dinleme, ahlaksızca sözler, alaycı şakalar ve benzeri davranışlar girer. (Şerîf er-Râdî, Kur'an Mecazları; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ

 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tahkir ve kınama ifade eder. 

اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi  لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ , muahhar mübtedadır. 

عَذَابٌ  için sıfat olan  مُه۪ينٌ , mezid  افعال  babının mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Bu ifadenin kafir ve münafıkların azabını ifade ettiği söylenmiştir. Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. 

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

İsm-i fail vezninde gelen  مُه۪ينٌ , hor gören, aşağılayan demektir. عَذَابٌ ‘nun  مُه۪ينٌ  ile sıfatlanması cansız bir şeyin şahsa benzetilmesi açısından istiaredir. Gayrı akil varlık, iradesi olan şahıs menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Cümlede müsnedün ileyh olan  عَذَابٌ  ’daki nekrelik azabın tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. Ayrıca, mübalağa vezniyle gelen  مُه۪ينٌ۟ ’le sıfatlanması bu korkunçluğa delildir.

يَشْتَر۪ي - اُو۬لٰٓئِكَ  müfred ve cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. Ayetin başında bahsi geçenler müfret gaib zamirle anılırken, son cümlede cemî gaib zamire geçilmiştir.

عَذَابٌ - مُه۪ينٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ”, “ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ”, “ عَذَابٌ اَل۪يمٌ”, “ عذاب شديد ” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.  Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir.