Hicr Sûresi 56. Ayet

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ  ٥٦

Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 وَمَنْ kim
3 يَقْنَطُ umut keser ق ن ط
4 مِنْ -nden
5 رَحْمَةِ rahmeti- ر ح م
6 رَبِّهِ Rabbinin ر ب ب
7 إِلَّا başka
8 الضَّالُّونَ sapıklardan ض ل ل
 
Hz. İbrâhim’e meleklerin gönderilmesi ve sonrasında gelişen olaylar Hûd sûresinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır (Hûd 11/69-83). Konunun burada tekrar özetle hatırlatılmasının sebebi ise az önceki âyetlerde bahsedilen Allah Teâlâ’nın rahmetinin genişliğine ve azabının şiddetli olduğuna tarihten birer örnek göstererek insanların ibret almalarını, buna göre hareket etmelerini sağlamaktır. Konumuz olan âyetlerde, Allah’ın rahmetinin, gerektiğinde biz insanlara olağan üstü gelecek derecedeki genişliğine bir örnek olmak üzere sevdiği kullarından olup, “dost” (halîl) diye nitelediği (en-Nisâ 4/125) Hz. İbrâhim’e meleklerden insan görünümünde misafirler göndererek ona “bilgili bir çocuk” müjdelemesinden söz edilmektedir. Hûd sûresinde bu çocuğun İshak olduğu bildirilir. Burada onun tek kelimeyle “bilgili” diye nitelendirilmesi, bilginin mutlak değerine ve önemine işaret eder. Hz. İbrâhim, böyle ummadığı bir şekilde, olağan üstü bir haber almanın verdiği şaşkınlıktan dolayı “Peki bana neyi müjdeliyorsunuz?” diye soruverdi. Bu bir bakıma “Verdiğiniz müjdenin ne kadar şaşırtıcı olduğunun farkında mısınız?” anlamına geliyordu (Zemahşerî, II, 315). Habercilerin “Sana gerçeği müjdeledik” demeleri ise “Eğer Allah bir şeyin olacağını bildirmişse, olağan üstü de olsa bu bildirdiği haktır, mutlaka gerçekleşecektir” anlamına gelir. “Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” uyarısı da Hz. İbrâhim’in şahsında sıradan müminlere bir uyarıdır. Çünkü, bizzat kendisinin “Rabbimin rahmetinden, sapmışlardan başka kim ümit keser?” şeklindeki sözünden de anlaşılacağı üzere bir peygamber için ümitsizlikten söz edilemez. Hûd sûresinde Hz. İbrâhim’in eşine müjde verildiği bildirildiğine göre, melekler İshak’ın doğacağını müjdelerken İbrâhim’in eşi de orada bulunuyordu ve her ikisine de müjde iletilmişti; yaşlılıkları dolayısıyla bir çocuk beklemeleri mümkün olmadığı için ikisi de bu habere şaşırmıştı. İbrâhim ile eşinin ayrı ayrı yerlerde bulundukları ve haberin kendilerine ayrı ayrı verildiği de düşünülebilir.
 
Hz. İbrâhim’e meleklerin gönderilmesi ve sonrasında gelişen olaylar Hûd sûresinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır (Hûd 11/69-83). Konunun burada tekrar özetle hatırlatılmasının sebebi ise az önceki âyetlerde bahsedilen Allah Teâlâ’nın rahmetinin genişliğine ve azabının şiddetli olduğuna tarihten birer örnek göstererek insanların ibret almalarını, buna göre hareket etmelerini sağlamaktır. Konumuz olan âyetlerde, Allah’ın rahmetinin, gerektiğinde biz insanlara olağan üstü gelecek derecedeki genişliğine bir örnek olmak üzere sevdiği kullarından olup, “dost” (halîl) diye nitelediği (en-Nisâ 4/125) Hz. İbrâhim’e meleklerden insan görünümünde misafirler göndererek ona “bilgili bir çocuk” müjdelemesinden söz edilmektedir. Hûd sûresinde bu çocuğun İshak olduğu bildirilir. Burada onun tek kelimeyle “bilgili” diye nitelendirilmesi, bilginin mutlak değerine ve önemine işaret eder. Hz. İbrâhim, böyle ummadığı bir şekilde, olağan üstü bir haber almanın verdiği şaşkınlıktan dolayı “Peki bana neyi müjdeliyorsunuz?” diye soruverdi. Bu bir bakıma “Verdiğiniz müjdenin ne kadar şaşırtıcı olduğunun farkında mısınız?” anlamına geliyordu (Zemahşerî, II, 315). Habercilerin “Sana gerçeği müjdeledik” demeleri ise “Eğer Allah bir şeyin olacağını bildirmişse, olağan üstü de olsa bu bildirdiği haktır, mutlaka gerçekleşecektir” anlamına gelir. “Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” uyarısı da Hz. İbrâhim’in şahsında sıradan müminlere bir uyarıdır. Çünkü, bizzat kendisinin “Rabbimin rahmetinden, sapmışlardan başka kim ümit keser?” şeklindeki sözünden de anlaşılacağı üzere bir peygamber için ümitsizlikten söz edilemez. Hûd sûresinde Hz. İbrâhim’in eşine müjde verildiği bildirildiğine göre, melekler İshak’ın doğacağını müjdelerken İbrâhim’in eşi de orada bulunuyordu ve her ikisine de müjde iletilmişti; yaşlılıkları dolayısıyla bir çocuk beklemeleri mümkün olmadığı için ikisi de bu habere şaşırmıştı. İbrâhim ile eşinin ayrı ayrı yerlerde bulundukları ve haberin kendilerine ayrı ayrı verildiği de düşünülebilir.
 

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مَنْ يَقْنَطُ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile mukadder mekulü’l-kavle matuftur. Takdiri,  قال لا أقنط ومن يقنط (Ben ümidimi kesmiyorum ve kim ümidini keserse dedi.) şeklindedir.

مَنْ  istifham ismi nefy manasında, mübteda olarak mahallen merfûdur.  يَقْنَطُ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يَقْنَطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ رَحْمَةِ  car mecruru  يَقْنَطُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ٓ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِلَّا  hasr  edatıdır.  الضَّٓالُّونَ  kelimesi  يَقْنَطُ ‘daki failden bedel olup, ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الضَّٓالُّونَ ; sülâsî mücerredi  ضلل  olan fiilin çoğul ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ  cümlesi, takdiri  لا أقنط [Ümidimi kesmiyorum.] olan, mukadder mekulü’l-kavle atıf harfi  وَ ‘la atfedilmiştir. 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede istifham ismi  مَنْ  inkarî manadadır. Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen nefiy ve inkar manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Nefy manasındaki istifham ismi  مَنْ  mübteda,  يَقْنَطُ  cümlesi, haberdir.  الضَّٓالُّونَ , haber olan  يَقْنَطُ  fiilinin failinden bedeldir.

Cümle, istifham harfi  مَنْ  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşmuş kasrla tekit edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille bedel arasındadır. لَيَقْنَطُ , maksur/sıfat,  الضَّٓالُّونَ  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur.

“Allah’ın rahmetinden sadece dalalette olanlar ümit keserler” anlamı kesin ve etkili bir şekilde ifade edilmiştir. 

Cümlede müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs ve teceddüt anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ  izafetinde Rab isminin muzâfun ileyhi olan  ه۪ٓ  zamirinin aid olduğu kişi ve Rab ismine muzâf olan  رَحْمَةِ  şan ve şeref kazandırmıştır.

رَحْمَةِ - رَبِّه۪ٓ  ile  يَقْنَطُ - الضَّٓالُّونَ  gruplarındaki kelimeler arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada İbrahim (a.s) “Bunu Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş olduğum için yadırgamıyorum, fakat Allah’ın icra etmekte olduğu âdet içerisinde bunu sıradışı buluyorum.” demek istemektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Hz. İbrahim bir Peygambere yakışır şekilde Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesilmeyeceğini, zira Allah’ın rahmetinden ancak hak yoldan sapanların ümit keseceğini beyan ediyor ve hakka teslim oluyor. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)