بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ٥٢
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ
اِذْ zaman zarfı ضَيْفِ ‘ye mütealliktir. دَخَلُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَخَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru دَخَلُوا fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli سَلَاماً ‘dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
سَلَاماً mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; نسلّم سلاما (Bir selamla selamlarız.) şeklindedir.
(إِذْ) : Yalnız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a. (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b. (إِذْ)’den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c. (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا)’dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ‘dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْكُمْ car mecruru وَجِلُونَ ‘ye mütealliktir. وَجِلُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
وَجِلُونَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِذْ zaman zarfı, önceki ayetteki نَبِّئْهُمْ fiiline mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan دَخَلُوا عَلَيْهِ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üsluptaki قَالُوا سَلَاماً cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan سَلَاماً , mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Takdiri; نسلّم سلاما [Bir selamla selamlarız.] ’dir. Mef’ûlü mutlakın amilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
سَلامًا fiil yerine bedel olarak gelen mef’ûlün mutlaktır. Takdiri; سَلَّمْنا سَلامًا şeklindedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mahzufla birlikte cümle faide-i haber talebî kelamdır. Haber üslubunda gelmesine rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İbrahim (a.s) konuklarına kızartılmış bir buzağı getirdiğinde, onlar ondan yemeyince bunu söylemişti. Çünkü onların âdetine göre, kendilerine gelen konuk, hazırlanan yemeği yemezse, onun hayır için gelmediğini tahmin ediyorlardı. Yoksa onun yanına ilk geldiklerinde bunu söylemedi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Zaman ismi olan إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)
قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Hz. İbrahim’in misafirlerine cevabı olan cümle, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
مِنْكُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için amili olan وَجِلُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsned وَجِلُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiş, ve isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
قَالُوا ve قَالَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ [O da: Şüphesiz biz, sizden korkuyoruz] demişti. Çünkü onlar izinsiz ve zamansız içeri girmişlerdi ya da ikramdan yemek istememişlerdi. وَجِلُ ; kötülük beklentisi ile içteki rahatsızlıktır.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Hz. İbrahim’in “Biz sizden korkuyoruz” sözü cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürseldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.2 s. 98)
قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٥٣
قَالُوا لَا تَوْجَلْ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli لَا تَوْجَلْ ‘dır. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَوْجَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نُبَشِّرُكَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
نُبَشِّرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِغُلَامٍ car mecruru نُبَشِّرُكَ fiiline mütealliktir. عَل۪يمٍ kelimesi غُلَامٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُبَشِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر’ dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالُوا لَا تَوْجَلْ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا تَوْجَلْ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Meleklerin, Hz. İbrahim’e hitaben “korkma!” şeklinde emir sıygasıyla gelen sözleri gerçek manada emir değil, onu teskin etmek ve korkusunu gidermek için söylenmiş sözler olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ cümlesi اِنَّ ‘ nin haberidir.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بِغُلَامٍ ’deki nekrelik, tazim ifade eder. غُلَامٍ , genç çocuk demektir. Kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
عَل۪يمٍ kelimesi غُلَامٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ; isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Alimler, buradaki عَل۪يمٍ tabirinin ne manaya geldiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak, “Meleklerin Hz.İbrahim’e, çocuğun erkek olmasının yanında, peygamber olacağı müjdesini de verdikleri ileri sürülürken, “Onun dinî hususlarda bir bilgin olacağı müjdesini verdikleri” de söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّا نُبَشِّرُكَ [Şüphesiz biz seni müjdeliyoruz] cümlesi de yeni söz başıdır, korkma yasağının gerekçesi gibidir. Çünkü müjde verenden korkulmaz. Hamza; بَشر kökünden نَبْشُرُكَ okumuştur. “Bir oğlan çocuğu ile” şeklinde bahsedilen İshak (a.s)’dır, çünkü [Onu İshak ile müjdeledik] (Saffat: 112) buyurulmuştur. عَل۪يمٍ sıfatı da bulûğa erdiği zaman bilgili olacağı manasındadır. (Beyzâvî, Envârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤
قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, اَبَشَّرْتُمُون۪ي ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. بَشَّرْتُمُون۪ي sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, عَلٰٓى harf-i ceriyle اَبَشَّرْتُمُون۪ي ‘deki mütekellim zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; أبشّرتموني كبيرا (Yaşlılığımda mı beni müjdelediniz?) şeklindedir.
اَنْ masdariyyedir. مَسَّنِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْكِبَرُ fail olup damme ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِمَ car mecrurunda, istifham harfi ما ‘ nın elifi ism-i mevsûlden ayırt edilmesi için hazf edilmiştir. بِ harf-i ceriyle تُبَشِّرُونَ fiiline mütealliktir.
تُبَشِّرُونَ fiili نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و harfi getirilir. بَشَّرْتُمُون۪ي fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denir.
بِمَ cer harfi بِ ile istifham harfi ما ‘nın bileşimi olan bu edatın anlamı, ‘’niçin, ne ile‘’ şeklindedir. Cer harfinden sonra istifham harfi geldiğinde elif hazfedilir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
تُبَشِّرُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَبَشَّرْتُمُون۪ي cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olsa da soru kastı taşımayıp mutluluk ve taaccüp anlamında geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki مَسَّنِيَ الْكِبَرُ cümlesi, masdar tevilinde olup عَلٰٓى harf-i ceriyle اَبَشَّرْتُمُون۪ي ‘deki mütekellim zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
مَسَّنِيَ الْكِبَرُ ifadesinde istiare sanatı vardır. Elle maddi bir şeye temas etmek anlamındaki مَسَّ fiili, الْكِبَرُ ’ya nispet edilmiştir. Böylece ihtiyarlık, iradesi olan bir canlı yerine konmuştur. Cümlede mübalağa ve tecessüm sanatları vardır.
İhtiyarlığın, مَسَّ fiiline isnadı mecaz-ı aklîdir. Sebep zikredilmiş müsebbeb kastedilmiştir.
İbrahim (a.s) yaşının ilerlemesiyle çocuğunun olmasına şaşırmıştır ya da bu gibi durumda müjdeyi hoş görmemiştir.
Mekulü’l kavle matuf olan فَبِمَ تُبَشِّرُونَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَبِمَ ibaresindeki مَ istifham harfidir. Harf-i cerle birleştiği için elif harfi hazf olmuştur.
Mecrur mahaldeki ما istifham ismi, تُبَشِّرُونَ fiiline mütealliktir. Sadaret hakkı nedeniyle amiline takdim edilmiştir.
بشر fiilinin ayette tekrar edilmesi, İbrahim (a.s)‘ın müjdeye ne kadar çok şaşırıp sevindiğini belirtir. بشر fiili ayette önce mazi sıyga ile gelmiş, daha sonra muzari sıygaya iltifat edilmiştir. Bu iltifattan murad monotonluğu kırarak muhatabın ilgisini uyandırmak, sıkılmasını önleyerek muhatabı konuda tutmak ve aktif halde olmasını sağlamaktır.
بَشَّرْتُمُون۪ي - تُبَشِّرُونَ fiillerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
فَبِمَ تُبَشِّرُونَ [Beni ne ile müjdeliyorsunuz?] sözü de öyledir. Yani beni hangi şaşılacak şeyle müjdeliyorsunuz? Ya da ne ile müjdeliyorsunuz? Çünkü akla sığmayacak şeyle müjdelemek anlamsızdır. İbn Kesîr Kur’an’ın her yerinde şeddeli meksûr nûn ve cemi nûn’unu vikaye nûn’una idgam ederek okumuştur. Nâfi’ de cemi nûn’unu hazf ederek şeddesiz nûn’un kesri ile okumuştur ki, aynı cinsten iki harfin yan yana gelmesini dile ağır görmüş ve vikaye nûn’unun ye’ye delaleti ile yetinmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَبِمَ 'deki مَ lafzı, taaccüp manasında bir istifham olup, buna göre o sanki, “Beni, hangi ilginç şeyle müjdeliyorsunuz?” demek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ ٥٥
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, بَشَّرْنَاكَ ‘dır. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
بَشَّرْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْحَقِّ car mecruru بَشَّرْنَاكَ fiiline mütealliktir.
فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. تَكُنْ ’un ismi, müstetir olup takdiri أنت ’dir. مِنَ الْقَانِط۪ينَ car mecruru تَكُنْ ’un mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
بَشَّرْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْقَانِط۪ينَ ; sülâsî mücerredi قنط olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ cümlesi, فَ ; sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfiyle ta’liliyye olan mukadder istînâfa matuftur. Takdiri; تنبّه [Dikkat et] şeklindedir.
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. Nakıs fiil كانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْقَانِط۪ينَ car mecruru كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
الْقَانِط۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
بَشَّرْنَاكَ - الْقَانِط۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
İbrahim (a.s)’ın müjdeye neden bu kadar çok şaşırdığının açıklamasının şöyle olabileceği de ileri sürülmüştür: O müjdeden hoşlanan kimse, çoğu kez o müjdeyi defalarca duymak için o isteği tekrarlattırır ve o müjdeyi dinlemekten lezzet duymak ve güven ve itminanı da iyice arttırmak için bu soruyu çokça tekrarlar. Melekler, [Seni hak olarak müjdeliyoruz] demişlerdir. İbn Abbâs, Cenab-ı Hakk’ın bu ifadesiyle, kendisinin hükmettiği, takdir ettiği şeyleri murad ettiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ [Dediler: Seni hak ile müjdeliyoruz] mutlaka olacak şeyle, yahut içinde karışıklık olmayan kesin bilgi ile veya hak olan bir yolla ki, o da Allah Teâlâ’nın: فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ [Artık sen de ümit kesenlerden olma] kavlidir. Çünkü Allah Teâlâ ana baba olmadan insan yaratmaya kādirdir, piri fani bir ihtiyar olan koca ve karısından insan yaratmasına nasıl taaccüp edilir? İbrahim (a.s)’ın şaşması kudret itibarı ile değil, âdet itibariyledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ ٥٦
قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَنْ يَقْنَطُ cümlesi, atıf harfi وَ ile mukadder mekulü’l-kavle matuftur. Takdiri, قال لا أقنط ومن يقنط (Ben ümidimi kesmiyorum ve kim ümidini keserse dedi.) şeklindedir.
مَنْ istifham ismi nefy manasında, mübteda olarak mahallen merfûdur. يَقْنَطُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَقْنَطُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْ رَحْمَةِ car mecruru يَقْنَطُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ٓ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا hasr edatıdır. الضَّٓالُّونَ kelimesi يَقْنَطُ ‘daki failden bedel olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الضَّٓالُّونَ ; sülâsî mücerredi ضلل olan fiilin çoğul ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ cümlesi, takdiri لا أقنط [Ümidimi kesmiyorum.] olan, mukadder mekulü’l-kavle atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede istifham ismi مَنْ inkarî manadadır. Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen nefiy ve inkar manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Nefy manasındaki istifham ismi مَنْ mübteda, يَقْنَطُ cümlesi, haberdir. الضَّٓالُّونَ , haber olan يَقْنَطُ fiilinin failinden bedeldir.
Cümle, istifham harfi مَنْ ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşmuş kasrla tekit edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille bedel arasındadır. لَيَقْنَطُ , maksur/sıfat, الضَّٓالُّونَ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur.
“Allah’ın rahmetinden sadece dalalette olanlar ümit keserler” anlamı kesin ve etkili bir şekilde ifade edilmiştir.
Cümlede müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs ve teceddüt anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ izafetinde Rab isminin muzâfun ileyhi olan ه۪ٓ zamirinin aid olduğu kişi ve Rab ismine muzâf olan رَحْمَةِ şan ve şeref kazandırmıştır.
رَحْمَةِ - رَبِّه۪ٓ ile يَقْنَطُ - الضَّٓالُّونَ gruplarındaki kelimeler arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada İbrahim (a.s) “Bunu Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş olduğum için yadırgamıyorum, fakat Allah’ın icra etmekte olduğu âdet içerisinde bunu sıradışı buluyorum.” demek istemektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Hz. İbrahim bir Peygambere yakışır şekilde Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesilmeyeceğini, zira Allah’ın rahmetinden ancak hak yoldan sapanların ümit keseceğini beyan ediyor ve hakka teslim oluyor. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٥٧
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevap cümlesidir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن جئتم لسبب غير البشارة فما خطبكم (Eğer müjdeden başka bir sebeple geldiyseniz mesele nedir?) şeklindedir.
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكُمْ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Nida harfi mahzuftur. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْمُرْسَلُونَ münadadan bedel veya sıfat olup damme ile merfûdur.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُرْسَلُونَ ; sülâsi mücerredi رسل olan fiilin ism-i mef’ûludür.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ
Hz. İbrahim’in sözlerinin aktarıldığı ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli şart üslubunda gelmiştir.
Mukadder şartın cevabı olarak فَ karînesiyle gelen فَمَا خَطْبُكُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Takdiri إن جئتم لسبب غير البشارة (Eğer müjdeden başka bir sebeple geldiyseniz) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mukadder şart ve mezkûr cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ Dedi: Ey elçiler, mesele nedir?] yani Hazret-i İbrahim, en mükemmel maksadın “müjdenin kendisine verilmesi” olsaydı, o zaman tek bir meleğin kâfi geleceğini biliyordu. Ama o, karşısında bir grup melek görünce, onların, bu müjdeyi vermenin dışında başka gayeleri olduğunu da anlamış, işte bundan dolayı da, “Ey gönderilenler, daha işiniz ne?” demiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مَا خَطْبُكُمْ deyimi, Allah’ın o melekleri, neden ötürü göndermiş olduğu ile alakalı bir sorudur. خَطْ - شان , امر kelimeleri aynı manaya gelirler ama خَطْب kelimesi durumun daha vahim olduğuna işaret eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. İbrahim (a.s) endişelenince onlar ona, [Korkma, gerçekte biz sana, çok bilgin bir oğul müjdeliyoruz] demişlerdir. Şayet onların geliş maksatlarının tamamı, sadece o müjdeyi vermek olsaydı, onlar daha onun yanına girer girmez o müjdeyi verirlerdi. Durum böyle olmadığına göre, Hz. İbrahim (a.s) işte bundan dolayı onların, sırf bu müjdeyi vermek için gelmediklerini, aksine başka bir maksatlarının da bulunduğunu anlamış, bu maksatlarını sorarak, “Ey gönderilenler, daha işiniz ne?” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İbrahim'in (a.s) mezkûr kelamından sonra bu kelamının başında da "İbrahim dedi ki" ifadesinin tekrar edilmesi, bu iki kelam arasında meleklerin de kelamları olduğuna, onların da bu arada bazı şeyler söylediklerine sarahatle delalet etmektedir. İbrahim'in (a.s) bu son kelamı, ayrıca onların kelamlarının önemine de bir işarettir. Zira iki kelam arasında "dedi ki" ifadesinin tekrar edilmesi, bu kelamın birinci ile bağlantılı olmadığını ve onun üzerine bina edilmediğini bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
İtiraziyye olarak gelen اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.
Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. اَيُّ münada, الْمُرْسَلُونَ ondan bedeldir.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İbrahim (a.s) daha önce onlara, elçiler unvanıyla hitap etmediği halde burada bu unvanla hitap etmesi, meleklerin burada zikredilmeyen kelamları, gelişlerinin sırf anılan müjde için olmadığını, asıl kendisi için gönderildikleri başka bir işleri daha bulunduğunu zımnen ifade etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٥٨
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا ‘dır. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُرْسِلْـنَٓا cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اُرْسِلْـنَٓا sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى قَوْمٍ car mecruru اُرْسِلْـنَٓا fiiline mütealliktir. مُجْرِم۪ينَ kelimesi قَوْمٍ ‘in sıfatı olup cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُرْسِلْـنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Elçilerin cevabı olan cümle, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ; isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَوْمٍ ’deki nekrelik tahkir ifade eder.
مُجْرِم۪ينَ kelimesi قَوْمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
مُجْرِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
“Dediler ki: Gerçekten biz günahkâr “şirk koşan ve sapmış bulunan” bir kavme gönderildik” ifadesinde hazf edilmiş sözler vardır. Biz, kendilerini helak edelim diye günahkâr bir topluluğa gönderildik’’, takdirindedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Onların mücrim bir toplum olarak vasıflandırılmaları, onları zem ve tahkir etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٩
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ
اِلَّٓا istîsnâ harfidir. اٰلَ müstesna olup, istisna-i munkatı’ veya muttasıl olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. لُوطٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları üçe ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مُنَجُّوهُمْ kelimesi , اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. İzafetten dolayı ن harfi hazfedilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَجْمَع۪ينَ kelimesi, مُنَجُّوهُمْ ‘deki gaib zamir için manevi tekid olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.
Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayet manevi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُنَجُّو ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ
Ayet, önceki ayetten istisna edilenleri bildirmektedir. اٰلَ لُوطٍ müstesnadır.
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ [Ancak onlardan Lût ailesi hariçtir] cümlesi günahkârları helak edelim ve Lût ailesini kurtaralım manasındadır.
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ [Dediler: Şüphesiz biz, günahkârlar toplumuna gönderildik] yani Lût kavmine [ancak Lût ailesi hariç] cümlelerinde eğer istisna, kavimden olursa munkatı’ olur, çünkü onlar günahkârlıkla nitelenmişlerdir. Eğer istisna مُجْرِم۪ينَۙ ‘deki zamirden olursa, muttasıl olur. Kavim de gönderilme de günahkârları ve Lût ailesinden ona inananları içine alır. Mana da şöyle olur: Biz Lût kavmine gönderildik. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ [Şüphesiz biz onların hepsini kurtaracağız] kavli de bunu gösterir. Yani kavmini azabından kurtaracağız demektir. Bu da istisna muttasıl olursa yeni söz başıdır, munkatı’ olursa da Lût ailesine bağlıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Şayet, اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ [Lût ailesi, bunun dışında] ifadesi, istisna-i munkatı’ mıdır, yoksa istisna-i muttasıl mıdır?” diye sorulursa, biz deriz ki: eğer bu istisna إلى قوم ifadesindeki قوم kelimesinden yapılmış bir istisna ise munkatı’ olur. Çünkü o kavim günahkâr olmakla tavsif edilmiştir. Halbuki Lût ailesi günahkâr ve mücrim değildir. Bu demektir ki cinsler farklı olmuştur. Bu sebeple istisnanın munkatı’ olması gerekir. Yok eğer bu istisna مُجْرِمٖينَ kelimesinin tahtında bulunan zamirden yapılmış bir istisna ise, o zaman muttasıl bir istisna olur. Buna göre sanki, “Biz, sırf Lût ailesi müstesna hepsi günahkâr ve mücrim olan bir kavme gönderildik” denilmiş olur. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan لَمُنَجُّوهُمْ , az lafızla çok anlam ifade etme yollarından olan izafetle gelmiştir. Ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اَجْمَع۪ينَ manevi tekid içindir, لَمُنَجُّوهُمْ ‘daki gaib zamiri tekid etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler; اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ ٦٠
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ
اِلَّا istisna harfidir. امْرَاَتَهُ müstesna olup, istisna-i munkatı’ veya muttasıl olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَدَّرْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları üçe ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدَّرْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟
Cümle, قَدَّرْنَٓا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هَا muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الْغَابِر۪ينَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
الْغَابِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi غبر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟
Ayette Lût ailesinden istisna edilen kişi bildirilmektedir. امْرَاَتَهُ müstesnadır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَدَّرْنَٓا fiilinin mef’ûlü konumundaki اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ cümlesi, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ , mahzuf habere mütealliktir.
قَدَّرْنَٓا fiilinin meleklere isnadı, mecaz-ı aklîdir.
Burada takdir fiili, siyakta adı geçen meleklere isnad edilmiştir. Aslında takdir eden Allah’tır. Melekler Allah’a çok yakın oldukları ve bunun yanında başka özelliklere de sahip oldukları için bu isnad yapılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler; اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْغَابِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Hz. Lût’un eşi için ayette زوج yerine امرئة denmesinin sebebi, eşler arasında inanç konusundaki farklılıktır. Ayette bu kelimenin tercih edilmesi, mana lafız uyumu babında mürâât-ı nazîr sanatının güzel bir örneğidir.
İlgili ayetler incelendiğinde زَوْجَة kelimesinin Sadâkat – Allah’ın dinine inanmada birlik – Üreme imkânı bulunmak – Nikâhlı olmak durumlarında kullanıldığı görülür.
اِمْرَأَة kelimesi ise, زَوْجَة için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: İhanet (Aldatma) – Allah’ın dinine fiilî olarak aleyhtarlık – Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi) – Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluktur. (İsmail Sökmen, Kur’an’da Geçen زَوْجَة ve اِمْرَأَة Kelimeleri Üzerine, Nüsha Dergisi)
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ ٦١
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَ
فَ istînâfiyyedir. لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اٰلَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. لُوطٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْمُرْسَلُونَۙ fail olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
لَمَّا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.
b) (لَمَّا) ‘ya aynı zamanda cezm etmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُرْسَلُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludür.
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ
فَ , istînâfiyyedir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ , aynı zamanda لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. 62. ayet şartın cevabıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru, siyaktaki önemine binaen fail olan الْمُرْسَلُونَۙ ’e takdim edilmiştir. Ayette mef’ûlün takdim, failin tehir edilmesi fasılaya riayet kastı sebebiyle olabilir.
لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin bulunmasını gerektirir. لَمَّا harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde لَمَّا ‘nın حين manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân,C.1 s.477)
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٦٢
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَوْمٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُنْكَرُونَ kelimesi قَوْمٌ ‘un sıfatı olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُنْكَرُونَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Ayet, önceki ayetteki şartın cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Mütekellim, Hz.Lut’tur
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُنْكَرُونَ , haber olan قَوْمٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Nekre, marifeliğin zıddıdır. O halde, Hazret-i Lût’un اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ifadesinin manası, “Ben sizi tanımıyorum, sizin hangi topluluktan olduğunuzu da bilmiyorum. Ne maksatla yanıma geldiğinizi de anlayamadım” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَوْمٌ lafzı müfred olduğu halde topluluk ismi olduğu için sıfatı cemi gelmiştir.
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٦٣
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl cümlesi hazf edilmiştir. Takdiri; لسنا بمنكرين şeklindedir.
بَلْ idrâb ve atıf harfidir. جِئْنَاكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle جِئْنَاكَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. ف۪يهِ car mecruru يَمْتَرُونَ fiiline mütealliktir. يَمْتَرُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur
يَمْتَرُونَ fiili ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
بَلْ idrâb ve atıf harfidir. Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb ( اِضْرَابْ )” denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.
Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder: 1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada, yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَمْتَرُونَ fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsîsi مري ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُٓوا fiilinin elçilerin sözlerinden oluşan mekulü’l-kavli, takdiri لسنا بمنكرين [Biz asla inkârcı değiliz] olan mahzuf cümledir.
İntikal için gelen idrâb harfinin dahil olduğu بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Geldi manasındaki جاء fiili بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manası kazanır. Fiillerin harflerle farklı mana kazanması, tazmin sanatıdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle جِئْنَاكَ fiiline mütealliktir. Sılası olan كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ cümlesi, nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi olan يَمْتَرُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Bu takdim fasılaya riayeti de sağlamıştır.
كَانَ ’nin haberinde takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهِ önemine binaen amili olan يَمْتَرُونَ ’ye takdim edilmiştir. Bu takdim fasılaya riayeti de sağlamıştır.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)
Azap manasındaki مَا ‘nın جِئْنَاكَ fiiline isnadı aklî mecazdır. Ya da bu ifadede istiare sanatı vardır. Azap, taşınabilir bir nesneye benzetilmiş, müşebbehün bih ile alakalı bir özellik olan getirme fiili azaba isnad edilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İşte Lût (a.s) böyle deyince melekler, [Hayır dediler, biz sana onların, hakkında şek etmekte oldukları şeyi getirdik] demişlerdir. Yani, “onların gelmesi hususunda şüphe ettikleri o azabı getirdik” demektir. Daha sonra da o melekler, bu ileri sürdükleri şeyi, [“Sana hak ile geldik”] ifadesiyle tekid etmişlerdir. (64. ayet) (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٦٤
وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَيْنَاكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْحَقِّ car mecruru اَتَيْنَا ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ملتبسين بالحقّ şeklindedir.
وَ atıf harfidir. اِنّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. صَادِقُونَ kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
صَادِقُونَ ; sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki جِئْنَاكَ cümlesine atfedilmiştir. İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Geldi anlamındaki اتى fiili, بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
Car mecrur بِالْحَقِّ , fiilin failinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ملتبسين بالحقّ [Hakka bürünerek] şeklindedir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Kelbî, buradaki الْحَقِّ sözüne “hakkı, yani azabı getirdik” anlamını verirken, bunun, “kendisinde şüphe edilmeyen kati, yakın, gerçek iş” anlamında olduğu da söylenmiştir ki bu iş, o topluluklara gelecek olan azaptır. Daha sonra melekler, bu tekidli sözü de, “Biz, şüphesiz doğru söyleyenleriz” sözüyle tekid etmişlerdir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
63-64. ayetlerde Cenab-ı Hak جاء ve اتى kelimelerini ayrı anlamlarda kullanmıştır. جاء kelimesiyle gözle görülen azabı, اتى kelimesiyle de bunun hilafına gözle görülmeyen hakkı ifade etmiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân,C.1 s.542)
وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan صَادِقُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Melekler, kendilerine inandırmak için doğru söylediklerini iki tekid içeren isim cümlesi ile ifade etmişlerdir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kastediliyorsa aralarında atıf yapılabilir (Sevinç Resul, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, S. 190-191)
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَأَسْرِ | hemen yürüt |
|
| 2 | بِأَهْلِكَ | aileni |
|
| 3 | بِقِطْعٍ | bir parçasında |
|
| 4 | مِنَ |
|
|
| 5 | اللَّيْلِ | gecenin |
|
| 6 | وَاتَّبِعْ | ve git |
|
| 7 | أَدْبَارَهُمْ | arkalarından |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | يَلْتَفِتْ | ardına dönüp bakmasın |
|
| 10 | مِنْكُمْ | içinizden |
|
| 11 | أَحَدٌ | hiç kimse |
|
| 12 | وَامْضُوا | ve gidin |
|
| 13 | حَيْثُ | yere |
|
| 14 | تُؤْمَرُونَ | emredildiğiniz |
|
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إذا أردت الخلاص من قومك فأسر بأهلك (Kavminden kurtulmak istiyorsan ehlinle beraber geceleyin çık) şeklindedir.
اَسْرِ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِاَهْلِكَ car mecruru اَسْرِ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِقِطْعٍ car mecruru اَسْرِ fiiline mütealliktir. مِنَ الَّيْلِ car mecruru قِطْعٍ ‘ın mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبِـعْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. اَدْبَارَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَلْتَفِتْ sükun ile meczum muzari fiildir. مِنْكُمْ car mecruru اَحَدٌ ‘un mahzuf haline mütealliktir. اَحَدٌ fail olup damme ile merfûdur.
وَامْضُوا cümlesi, atıf harfi وَ ‘la لَا يَلْتَفِتْ fiiline matuftur.
امْضُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. حَيْثُ mekân zarfı, امْضُوا fiiline mütealliktir. تُؤْمَرُونَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تُؤْمَرُونَ fiili نَ ‘nun sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسْرِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سري ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اتَّبِـعْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
يَلْتَفِتْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi لفت ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
Şart üslubundaki ayette فَ , takdiri إذا أردت الخلاص (Kavminden kurtulmak istiyorsan) olan şart cümlesinin başına gelen rabıtadır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بِاَهْلِكَ ve بِقِطْعٍ car-mecrurları اَسْرِ fiiline, مِنَ الَّيْلِ car-mecruru ise بِقِطْعٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِقِطْعٍ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade eder.
بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ [Gecenin bir parçası] ibaresinde istiare sanatı vardır. Gece, bölünebilir maddi bir şeye benzetilmiştir.
Aynı üslupta gelen وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle, … فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnad olan وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ cümlesi, hükümde ortaklıktır nedeniyle وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
مِنْكُمْ car mecruru اَحَدٌ ‘un mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Makabline matuf وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ cümlesinin atıf sebebi diğer cümleler gibi, hükümde ortaklıktır. Nehiy üslubundan emir üslubuna iltifat sanatı vardır.
Zaman zarfı حَيْثُ ‘nün muzâfun ileyhi olan تُؤْمَرُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَسْرِ - امْضُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اتَّبِـعْ - يَلْتَفِتْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Cenab-ı Hakk’ın وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ emrinin manası, “Kızlarının ve ailenin peşine düş, onları takip et” şeklindedir. “Sizden hiç kimse arkasına bakmasın” buyruğunun şu faydaları vardır:
a) Bu, “Sizden, hiç kimse geride kalmasın; yoksa, kendisine azap isabet eder” anlamındadır.
b) Bu, “Onların başına inen belanın ne denli olduğunu görmemesi için” demektir.
c) Bu, “Koşmak ve arkada kalan şeylerle ilgilenmemek” anlamındadır. Bu, senin tıpkı, “işine çek git, başka bir şeye bakma” demen gibidir.
d) “Şayet orada, herhangi bir eşya veya meta kalacak olsa, o eşya sebebiyle kesinlikle dönmesin” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ [Emrolunduğunuz yere gidin] yani Allah’ın gitmenizi emrettiği yere ki, orası da Şam yahut Mısır’dır. حَيْثُ zarf-ı mekân olduğu için تُؤْمَرُونَ ve امْضُوا fiillerinde ف۪ي ’ye ihtiyaç duyulmamıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ ٦٦
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَضَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ car mecruru قَضَيْنَٓا fiiline mütealliktir. İşaret ismi ذٰلِكَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. الْاَمْرَ işaret isminden bedel veya atf-ı beyan olup fetha ile mansubdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, الْاَمْرَ ‘den bedel olup mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
دَابِرَ kelimesi, اَنَّ ‘in ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. İşaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَقْطُوعٌ kelimesi, اَنَّ ‘in haberi olup damme ile merfûdur. مُصْبِح۪ينَ hal olup fetha ile mansubdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُصْبِح۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَقْطُوعٌ ; sülâsî mücerredi قطع olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَضَيْنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Uzağı işaret etmede kullanılan işaret ismi ذٰلِكَ , bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile günahkarların akıbetine işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile akıbet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’ her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde olup الْاَمْرَ ’den bedeldir.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Masdar-ı müevvel vahyin açıklamasıdır. Bu üslup, ibhamdan sonra izah babında ıtnâb sanatıdır.
اَنَّ ’nin ismi olan دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ , az lafızla çok anlam ifade yollarından olan izafet formunda gelmiştir.
اَنَّ ’nin haberi مَقْطُوعٌ ’ daki müstetir zamirden hal olan مُصْبِح۪ينَ , durum bildiren lafızdır.
اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ [Onların ardı kesilmiştir] cümlesinde kinaye vardır. Bu ifade, ‘’kökünü kesme azabı’’ndan kinaye edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
مُصْبِح۪ينَ ’nin cemi gelmesinin sebebi, دَابِرَ ’nın مدبري ve مَقْطُوعٌ ’nun مقطوعين manasında olmasıdır. (https://tafsir.app/aljadwal/15/66 )
Yerine getirmek manasındaki قَضَى fiili, إلى harf-i ceriyle vahyettik manasına gelmiştir. Fiillerin harf-i cerle başka mana kazanması, tazmin sanatıdır.
قَضَيْنَٓا - الْاَمْرَ ve هٰٓؤُ۬لَٓاءِ - ذٰلِكَ kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada Allah Teâlâ’nın azabı, önce ذٰلِكَ الْاَمْرَ şeklinde kısaca ve müphem olarak ifade edilmiş, daha sonra açıklanmıştır. Böylece mesele iki kere söylenmiştir. Müphem ve özet ifade muhatabın merakını uyandırır, dinlemeye teşvik eder. Daha sonra da iş açıklanınca zihninde iyice yerleşir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )
Allah Teâlâ: وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ [Ona şu (kat’î) emri vahyettik] buyurmuştur. Buradaki قَضَيْنَٓا fiili, إلى harf-i ceri ile müteaddi olmuştur. Zira, burada, “vahyettik” anlamındadır. Buna göre sanki, “Biz ona, onu kesinkes vahyetmiştik” denilmek istenmiştir. Bunun bir benzeri de [İsrailoğullarına şunu vahyettik] ayetiyle, [Sonra hükmünüzü bana infaz edin] (Yunus / 71) ayetidir. Daha sonra Cenab-ı Hak bu kesin hükmünü, [Onların arkası, mutlaka kesilmiş olacaktır] buyruğu ile açıklamıştır. Bunun önce müphem bırakılıp sonra da peşinden açıklanması, o işin büyüklüğünü ve önemini göstermek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ [ona şöyle kesin vahyettik] bunun içindir ki, إلى ile geçişli kılınmıştır. (Şunu) kelimesi kapalıdır, [şüphesiz onların arkası sabaha çıkarlarken kesilmiştir] kavli onu tefsir etmektedir ve ondan bedel olarak mahallen mansubdur. Bu da işi önemsetmek ve büyütmek içindir. Kesra ile yeni söz başı olarak اِنَّ de okunmuştur, mana da: ‘’onların kökleri kazılacak, öyle ki, bir fert kalmayacaktır’’, demektir. (Sabaha girerlerken) ifadesi de هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ‘den veya مَقْطُوعٌ ’daki zamirden haldir. Çoğul olması da mana itibariyledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ٦٧
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَهْلُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. الْمَد۪ينَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يَسْتَبْشِرُونَ cümlesi, اَهْلُ ‘nun hali olarak mahallen mansubdur.
يَسْتَبْشِرُونَ fiili نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسْتَبْشِرُونَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyh olan اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.
يَسْتَبْشِرُونَ cümlesi, failin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ ٦٨
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir takdiri هُوَ ’dir. Mekulü’l-kavli اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ işaret ismi, اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. ضَيْف۪ي kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri; إن كنتم تكرموني فلا تفضحون (Bana ikramda bulunmak istiyorsanız beni utandırmayın.) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَفْضَحُونِ fiili ن۪ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mütekellim Hz. Lût’tur.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.
Müsned, veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Ayrıca Hz. Lût’a ait zamire muzâf olan ضَيْف۪ , şeref kazanmıştır.
İfadedeki هٰٓؤُ۬لَٓاءِ işaret zamirinden, Hz. Lût’un misafiri olan bu kimselerin ikiden fazla oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ”misafirlerimdir‟ anlamındaki kelimenin çoğul sıygayla ضَيْوف۪ي şeklinde olması gerekmektedir. Ancak ayette söz konusu kelime ضَيْف۪ي şeklinde müfred kullanılmış, bu müfred kelimeyle cemi kastedilmiştir. (İbn Fâris, Ebu’l-Hüseyn Ahmed, Sâhibî fî Fıkhu'l-Luga, Thk. Ahmed Hasan Besic, s. 161)
Lût'un bunu tekidle ifade etmesi, onların kendisinin konuğu olduğunu kavminin inkâr etmesi değil, bu gerçeği ortaya koyarak kendilerine önem verdiğini, haklarını gözetmek ve kendilerini kötülükten korumak için mücadeleye hazır olduğunu göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
فَلَا تَفْضَحُونِۙ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن كنتم تكرموني (Bana ikramda bulunmak istiyorsanız …) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَلَا تَفْضَحُونِۙ nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
لَا تَفْضَحُونِ fiilinin sonundaki esre, hazf edilmiş mef’ûl mütekellim zamirinden ivazdır. Bu zamirin hazfındaki gaye, fasılaya riayet olabileceği gibi Hz. Lût’un telaşının metne yansıması da olabilir.
Arapça’da bir kimse birisine, kendisi sebebiyle ona utanç ve rüsvaylığın ârız olacağı, onu utandıracak bir şey yaptığı zaman bu fiil kullanılır. Buna göre ifadenin manası şöyle olur: “Misafirlere ikramda bulunmak gerekir, ama siz onlar için kötülük dileyince, bu beni küçültür, beni utandırır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ٦٩
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخْزُونِ fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır.
Hazf edilen يَ ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
تُخْزُونِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خزي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki لَا تَفْضَحُونِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubundan, emir üslubuna iltifat sanatı vardır.
Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
وَلَا تُخْزُونِ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline matuf olan وَلَا تُخْزُونِ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
تُخْزُونِ fiilinin sonundaki esre, mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Bu zamirin hazfındaki gaye, fasılaya riayet olabileceği gibi Hz. Lût’un telaşının metne yansıması da olabilir.
Fâhiş şeyler işlemede [Allah’tan korkun], onların yanında [beni hor düşürmeyin]. تُخْزُونِ fiili خزي ’den gelir ki, horluktur ya da الخزاية ’den gelir ki o da utanmaktır, beni utandırmayın demek olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٧٠
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ‘dır. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
نَنْهَكَ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الْعَالَم۪ينَ car mecruru نَنْهَكَ fiiline mütealliktir. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri, عن ضيافة العالمين (İnsanları konuk olarak ağırlamaktan) şeklindedir.
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri ألم ننذرك (Seni uyarmadık mı?) olan قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli mahzuftur. اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ cümlesi bu mahzuf mekulü’l kavle matuftur.
وَ atıf, hemze inkârî istifham harfi, لَمْ muzariyi maziye çeviren, لمّا ’nın aksine istikbali kapsamayan nefy edatıdır.
Menfi muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak ikaz ve tehdit anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
عَنِ الْعَالَم۪ينَ ‘ nin, takdiri ضيافة [Misafir ağırlamak] olan muzâfının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Seni başkalarının işine karışmaktan men etmedik mi?, dediler” Kimseyi koruma, aramıza girme. Çünkü onlar herkese tecavüz ederlerdi, Lût da elinden geldiği kadar onlara mani olurdu. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
İlerlediğimiz yol, aniden farklı yollara ayrılır. Ancak bir bakarsın ki; ilerlenebilecek bütün yollar tamir dolayısıyla kapalıdır. Hangisi ilk açılacak, kimse söylemez. Hangi yol için hazırlanman gerektiğini öğrenemezsin. Biri, seni bir yola ve o yolda karşılaşacaklarına hazırlasın diye beklersin. Kimse gelmez. Kalbin, yollardan birinin açılmasını daha çok istediğinde; mantığın benliğini korkutarak karamsar sinyaller gönderir. Olasılıkları hesaplarsın ama sonunda vesveselerden biri kafanı karıştıracak bir şey ortaya atar. O ana kadar hesapladığın her şey sıfırla çarpışır ve elde kalır sıfır.
Belirsizlik. İnsan zihnini, bedenini ve ruhunu, en çok yoran bilinmezlik.
Elini ayağını her şeyden çekip, “ilerleyeceğim yol açıldığında bana haber verin” dedikten sonra “ara ver” tuşuna basıp uyumak istersin. Lakin bunu yapamazsın. Gözünü, gönlünü ve zihnini kaplayan belirsizlik sisiyle, hayatına devam etmeye çalışırsın. Yarı uyku, yarı uyanık halde dolanırsın. Sinsi bir sistir bu, düşüncelerine ve duygularına da bulaşır. Çaresiz hissedersin. İmanım öyle güçlense ki, bu çaresizliği hissettiren belirsizlik vesveselerini sustursa ve gönlüm huzura kavuşsa diye umarsın. Dualar edersin.
Ve bir gün, ettiğin dualardan biri koşarak geri gelir sana: “Ne yaşarsan yaşa dünü atlattın, bugünü de atlatacaksın. Ne kadar korkarsan kork, Rabbinin merhameti seninle. Hayır ve şer gördüklerinin özünde ne olduğunu bilen, senin için dünyada ve ahirette en hayırlısını yaratan ve zorlukla beraber kolaylığı da gönderen Rahman’a güven.” Ellerinden tutar ve seni ayağa kaldırır. “Bak!” der: “Bir yol açılmış.” Gösterdiği yere baktığında, daha önce görmediğin, hesaplarının dışında kalan, tahmin etmediğin bir yolun açıldığını farkedersin.
Allahım! Belirsizlik döneminden geçen her kulunun yar ve yardımcısı ol. Gönüllerindeki çaresizlik sisini, rahmet rüzgarlarınla dağıt. Belirsizliğin sebep olduğu; sabırsızlığın ve aceleciliğin üzerini sükunetinle ört. Vesveselerin çağırdığı ümitsizliğin karamsarlığını, hüznü ve endişeyi huzurun ile dindir.
Allahım! Nefsimizi sakinleştir, yüzümüzü güldür ve kalbimizi sevindir. Hadiseler karşısında, rızana uygun şekilde tepki vermemiz ve daima Sana tevekkül etmemiz için yardımcımız ol. Bizi; hakkımızda hayırlı olan ve ilerlememiz gereken yollara, maddi manevi hazırla ve önümüzü açık eyle. İki cihanda da nice hayırlara ulaştır ve sonunda kurtuluşuna kavuştur.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji