قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٥٧
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevap cümlesidir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن جئتم لسبب غير البشارة فما خطبكم (Eğer müjdeden başka bir sebeple geldiyseniz mesele nedir?) şeklindedir.
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكُمْ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Nida harfi mahzuftur. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْمُرْسَلُونَ münadadan bedel veya sıfat olup damme ile merfûdur.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُرْسَلُونَ ; sülâsi mücerredi رسل olan fiilin ism-i mef’ûludür.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ
Hz. İbrahim’in sözlerinin aktarıldığı ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli şart üslubunda gelmiştir.
Mukadder şartın cevabı olarak فَ karînesiyle gelen فَمَا خَطْبُكُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Takdiri إن جئتم لسبب غير البشارة (Eğer müjdeden başka bir sebeple geldiyseniz) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mukadder şart ve mezkûr cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ Dedi: Ey elçiler, mesele nedir?] yani Hazret-i İbrahim, en mükemmel maksadın “müjdenin kendisine verilmesi” olsaydı, o zaman tek bir meleğin kâfi geleceğini biliyordu. Ama o, karşısında bir grup melek görünce, onların, bu müjdeyi vermenin dışında başka gayeleri olduğunu da anlamış, işte bundan dolayı da, “Ey gönderilenler, daha işiniz ne?” demiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مَا خَطْبُكُمْ deyimi, Allah’ın o melekleri, neden ötürü göndermiş olduğu ile alakalı bir sorudur. خَطْ - شان , امر kelimeleri aynı manaya gelirler ama خَطْب kelimesi durumun daha vahim olduğuna işaret eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. İbrahim (a.s) endişelenince onlar ona, [Korkma, gerçekte biz sana, çok bilgin bir oğul müjdeliyoruz] demişlerdir. Şayet onların geliş maksatlarının tamamı, sadece o müjdeyi vermek olsaydı, onlar daha onun yanına girer girmez o müjdeyi verirlerdi. Durum böyle olmadığına göre, Hz. İbrahim (a.s) işte bundan dolayı onların, sırf bu müjdeyi vermek için gelmediklerini, aksine başka bir maksatlarının da bulunduğunu anlamış, bu maksatlarını sorarak, “Ey gönderilenler, daha işiniz ne?” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İbrahim'in (a.s) mezkûr kelamından sonra bu kelamının başında da "İbrahim dedi ki" ifadesinin tekrar edilmesi, bu iki kelam arasında meleklerin de kelamları olduğuna, onların da bu arada bazı şeyler söylediklerine sarahatle delalet etmektedir. İbrahim'in (a.s) bu son kelamı, ayrıca onların kelamlarının önemine de bir işarettir. Zira iki kelam arasında "dedi ki" ifadesinin tekrar edilmesi, bu kelamın birinci ile bağlantılı olmadığını ve onun üzerine bina edilmediğini bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
İtiraziyye olarak gelen اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.
Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. اَيُّ münada, الْمُرْسَلُونَ ondan bedeldir.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İbrahim (a.s) daha önce onlara, elçiler unvanıyla hitap etmediği halde burada bu unvanla hitap etmesi, meleklerin burada zikredilmeyen kelamları, gelişlerinin sırf anılan müjde için olmadığını, asıl kendisi için gönderildikleri başka bir işleri daha bulunduğunu zımnen ifade etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)